casua35 yazmış | 5 Yorum yapılmış
Millenyum yılının çılgınlığı her tarafı sarmıştı. Çevremizdeki tüm insanlar çılgınlar gibi her gün alışveriş yerlerini dolduruyor, aklınıza gelebilecek her türlü malzemeyi ihtiyaçları olsun, olmasın veya diğer bir değişle sanki bu dünyanın son indirimleriymiş gibi çılgınca reyonlarda indirimde olan ne varsa alıp, arabasının bagajına taşıyorlardı.
Bazen bu arabasının bagajına gidiş ve gelişi birkaç seferlik turlar halinde oluyordu. Herkes korkunç bir mutluluk içerisinde, sanki 2000 yılının sonuna kadar olan ihtiyaçlarını bu hafta içerisinde bitirmek istiyormuşcasına, nasıl ki arıların peteklerinde gün boyu çalıştıkları gibi çalışıyorlardı.
» Hikayenin Devamı
Etiketler: abd, alışveriş, dua, ingilizce, konya, mevlana, millenyum, sınav, Teşekkür
31 Ekim, Çarşamba , 2007
semich07 yazmış | 9 Yorum yapılmış
Aşk nedir diye sorulsa ne cevap verirsiniz? Aşk kaçıp, kovalamak mı yoksa kovalamadan sadece kaçmak mı? Aşk, sevilmeden sevmek mi yoksa karşılık alamayacağını bile bile körü körüne bağlanmak mı?
“Aşkı hiç yaşamadım” diyen insan var mıdır acaba? Aşkı herkes yaşar, peki niçin? İnsan neden aşık olur. “Sonunda acı vardır” denen bir şey için neden sürekli onu arayış vardır?
Gerçekten de sonunda acı mı vardır, belki de aşk acıdır tam anlamıyla biliyormuyuz ki?
» Hikayenin Devamı
Etiketler: acı, aşk, kaybetmemek, kovalamak
31 Ekim, Çarşamba , 2007
 Demir yazmış | 5 Yorum yapılmış
Küçük beyaz bir taştı. Kar gibi beyaz bir taş. Bu yaz kumsalda buldum onu.
Ağustos sıcağında, dalgaların tembel tembel sahile gidip geldiği bir sırada, karanın denizle birleştiği çizgide, suyun içinde duruyordu.
Zamanla su ve diğer etkenlerin yardımıyla yassılaşarak, adeta kusursuz sayılacak yuvarlak bir forma kavuşmuştu.
Uzunca bir süre masamda tuttum onu. Ara sıra elime alıp dokunduğumda, köpük köpük dalgaların serinliğini hisseder gibi oluyordum.
» Hikayenin Devamı
Etiketler: ağustos, çakıl taşı, özlem, deniz, güneş, kumsal, kış günü, rüzgar, yağmur
31 Ekim, Çarşamba , 2007
luna yazmış | 15 Yorum yapılmış
Benim 8 aylık bir beraberliğim var. Erkek arkadaşım çok kıskanç birisi. Kıskançlığı ya çok abartılı ya da rol yapıyor bilmiyorum ama yavaş yavaş korkmaya başlıyorum.
Birbirimizi çok seviyoruz. Ona söyleyemiyorum çünkü bu olaylar yüzünden her gün en az 2 saat kavga ediyoruz. Sonra barışıp gülüşüyoruz ama ne bileyim içimde ona karşı artık eskisi gibi hislerim yok. Ondan soğudum ve bunu ona anlattığım halde “Sen benimsin” diyor.
Mesela, cep telefonumu hep elimden alıp kontrol etmeye çalışıyor. Hiç elinden düşmüyor hatta ve hatta benden cep telefonumu kullanmamamı istiyor.
» Hikayenin Devamı
Etiketler: arkadaş, ayrılmak, ayırmak, beraberlik, erkek, kırıcı, kıskanç, problemli, tartışmak
30 Ekim, Salı , 2007
Kırmızı yazmış | 2 Yorum yapılmış
En kırmızı, daha kırmızısı yok, şeffaf kırmızı şerit. Kırmızı sulu bir elma. Kırmızı ip yumağı. Kırmızı ve ferah çilek şerbeti. Kırmızı ışık. Kırmızı bilye. Kırmızı pamuk yastık. Kırmızı parlak cam. Kırmızı yastık ve ıslaklık.
Kaybettikçe aklım karışıyor. Dolunay var, ona bakıyorum. Düşünüyorum eğer iki tane ay olsaydı hatta üç tane ay olsaydı, ne kadar ilginç olurdu. Bir tane olması da yeterince ilginç.
Kaybettikçe kafam dönüyor. Vazgeçtim intihardan. Ama dindiremiyorum kanı. Vazgeçiyorum ama yara kapanmıyor. Bileğimi kesmek çok kolaydı. Ay kırmızı olsa ilginç olurdu. Beyaz olması da yeterince ilginç.
» Hikayenin Devamı
Etiketler: dolunay, intihar, kan, kaybetmek, kırmızı, siyah
30 Ekim, Salı , 2007
|
|