Ben böyle teknolojinin…

cilekbahcesi yazmış
Öyle anlarım olur ki, resmen küfrederim teknoloji denen her türlü aygıta. Bizi bu hayatttan soyutlayan aletlerden.
İlk kez televizyon çaldı hayatımızın önemli zamanlarını. Akşam olup ev halkı toplanmış, günün stresini atacaksın, eşinle, çocuğunla ya da bir dostunla paylaşacağın iki çift muhabbetin olacak ama araya bir flim ya da dizi girer, çalar seni dostundan ya da o anda yanında bulunan herhangibirini.
Oysa ki en kıymetli, en özel zamanındır senin boşa harcamaman gereken. Yarın dediğin zaman kavramını telafuz ederken bile, yarını yaşamaya başlamış olacaksın çoktan ve belki yitirmiş olacaksın kıymetlilerinden birini.
Elinde ne kalacak hatırlayabileceğin özel anların dışında. Onları da yaşayamadıktan sonra.
Sonra rahmetli babaannemin deyimiyle bu “Ahir zaman muhabbet kutusu“nun yerini şimdi de bilgisayar denen teknoloji harikası aldı birden. Ah babaanne, görseydin eğer bu günleri, kimbilir buna ne isim takardın.
İlk önce iş yerlerine girdi. Ne büyük kolaylık, ne harika bir şeydi. Öğrenebilmek için özel kurslara gidildi. Sonra öyle ilerledi ki, evlere taşınmaya başladı.
Daha da ilerledi, bunun diz üstü deneni icat oldu. “Vay be” dedik. Öyle bir yere ya da bir odaya sabit yaşamıyacaktın artık. Al eline nereye istersen taşı.
Sonra İnternet denen, tüm dünyayı parmaklarının ucuna getiren o harika olay peydah oldu. Asıl olan o zaman oldu.
Sana dünyayı parmak uçlarına kadar getiren, birçok şeyden de uzaklaştıran oldu. Bu teknoloji harikası, boyutları küçük ama işlevi büyük olan şey, insan gibi doğa üstü bir varlığı kendi gibi mekanikleştirdi. Makina gibi duygudan uzak bir varlık yaptı.
İnsanoğlu bunu öğrendikçe yeni kavramlar edindi ama duygusal manada ne çok kavramları unuttu. Hem de ne çok…
İşten eve geldin. Evde seni bekleyen birileri var. Yokluğunda seni özlemiş, sesini, muhabbetini özlemiş. Hatta belki seninle oyun oynamayı özlemiş bir çocuk. Akşamı zor etmiş, saatleri sayıklamış belki. Ama dur, senin vücudunun tüm fonksiyonları için gerekli bir sevgi alışverişinden mahrum edecek bir teklonoji harikası var. Seni hayatının mutluluk kaynaklarından çalacak bir teknoloji. Ama bu en yenisi…
Eskiden hatta çok eskiden mektup denen bir olgu vardı. İnsanlar özlemlerini, aşklarını ne güzel dile getirirdi. Konuşurken diline sığdıramadın, yüreğinden taşan kelimeleri kağıda sığdırırdık. Çarçabuk yitip gitmezdi. Aklına geldikçe, duymak istedikçe alıp okur, mutluluğumuza mutluluk katardık. Eskimeyen fotoğraflar gibi göğsünde taşırlardı eski aşıklar. O telefon denen teknoloji harikası da icat olmadan önceydi bunlar.
Şimdi yok mu bunlar elbette var. Mektubun yerini telefon aldı. Onun da iyisi cep telefonunda mesajlar aldı. Hatta daha da güzeli MSN denilen bilgisayara yazılabileni aldı. Ama yine de gerçek mektubun verdiği hazzı veremedi.
Sonra fotoğraflarımızı sakaldığımız albümlerimiz vardı. Şimdi onları da artık bizim yerimize bilgisayar denen alet saklıyor.
Karşılıklı arkadaşlıkların, sohbetlerin yerini İnternet denen yerde hiç yüzünü göremeden yazışmalar aldı. Hatta öyle ki, eskiden sevgilinle yaşadığın küçük dokunuşların bile başka bir hazzı vardı. Şimdi İntetrnet denen ortamda her şey o kadar alenen yapılır oldu ki, onun da bir sihri kalmadı. En mahremimiz de çalındı.
Düşünüyorum da her icat kolaylık getirirken neleri götürmüş bizlerden. Saflığımızı, içimizde yaşattığımız temiz duygularımızı yitirmişiz. Birbirimize “Seni seviyorum” demeyi bile unuttup ya da bunu söyleyebilmek için koca yılda bir kere sadece bir gün icat etmişiz. Hatta o günlerde birbirimize hediye almak için bile bize kurulmuş para tuzaklarına kapılır olmuşuz.
Oysa ki Peygamberimizin sözü değil midir hediyeleşmek.
İşte bu yüzdendir ki, ben bazı zamanlar isyan edip, küfürler yağdırıyorum bu teknoloji denen makinalara. Beni de kaçınılmaz bir şekilde içine çektiği için. Beni de makinalaştırmaya çalıştığı için. Ama elimden geldiğince direnmeye çalışıyorum.
Bir oğlum var, iyiki var. Onunla vakit geçirmek adına uzak duruyorum. Bir eşim var ve iyi ki var. Ona sevgimi göstermek için sırf teknolojiye inat gözlerine bakıp “Seni çok seviyorum” diyorum.
|
27 Mayıs, Salı , 2008






Salı, Mayıs 27th, 2008:
çilekçim ne kadar güzel özetlemişşin teknolojinin getirdiklerinden çok götürdüklerini..
Salı, Mayıs 27th, 2008:
Kendi adıma yaşadığımız sıkıntıların nedeni olarak teknolojiyi görmüyorum. Teknoloji insanın eseri, insandan bağımsız bir şey değil. Ateş, yazı, kağıt, matbaa, buhar makinesi, elektrik, bilgisayar, internet… Hepsi bir sürecin ürünleri. Hepsinin faydası olduğu kadar zararı da var. Fayda ve zarar kavramları insanla alakalı. Nükleer teknolojiyi enerji üretmek için de kullanabilirsiniz, bomba yapmak için de. İnternet bağımlılığı nedeniyle hayatı kayan bir insan interneti keşfedenleri bu nedenle dava edebilir mi? Teknolojiyi kullanmak kişinin inisiyatifinde. Ancak şu bir gerçek ki, belli süre sonra başta “büyük kolaylık” dediğimiz şeylere muhtaç hale geliyoruz. Bugün makinelere karşıyız diyerek makineli tarımı bıraksak yüzlerce milyon insan açlıktan ölür.
İşin diğer bir boyutu ise şey’lere ulaşım kolaylaştıkça değerlerini kaybediyorlar. Uzaktaki bir yakınımızla yılda birkaç kere mektuplaşabilirken tabi o mektuplar değerliydi. Oysa şimdi istediğimiz anda telefonla konuşabiliyoruz. Neden mektup yazmakla uğraşalım? Seçimimiz genelde kolay ve zahmetsiz olandan yana oluyor. Dürüst olmak gerekirse cep telefonu ve internet üzerinden iletişimin hayatımıza kattıkları, götürdüklerinden daha fazla olmalı.
Sanırım hangi noktada yazıdan farklı bir görüşte olduğumu en iyi özetleyecek cümle şu: “..Bu teknoloji harikası, …insan gibi doğa üstü bir varlığı kendi gibi mekanikleştirdi…” Bence insan doğa üstü bir varlık değil. Doğal bir varlık. Güçlü ve zayıf yanları var. Teknolojinin hayatımıza etkisinin mükemmel olmaması, insan mükemmel olmadığı için olabilir mi?
Salı, Mayıs 27th, 2008:
Teknolojinin yaşam tarzımızı değiştirdiği doğru (Bunu şurda yazmıştım )
Ama aynen trintragula gibi bu konuda suçu teknolojinin kendisine değil onu kullananlara atıyorum (Bunu da şurda yazmışım)
Salı, Mayıs 27th, 2008:
Ben de şurda yazmıştım :DD
Teknoloji üretemeyen toplumlar ”Az gelişmiş toplum” olarak sınıflandırıldığına göre bu insanlar için de geçerli.Bir şekilde mecburuz teknolojiyle iç içe yaşamaya.
”Mektuplaşmak güzeldir,ben bu geleneği sürdürmek istiyorum”diyen bir insanı düşünelim.Yazılan mektup kimbilir sahibine kaç günde ulaşacak?Artık faturalar bile son ödeme günü tarihinden daha sonra elimize geçmeye başladı.Bu yüzden,anında ve görüntülü görüşme imkanları varken nostalji yapmak adına kendi yazdığımız mektubun gidişini sonra cevap gelişini beklemek için 1 haftadan fazla beklemeyi göze alabilir miydik acaba?
Duygusal anlamda Çilek’ in söylemlerine katılmamak mümkün değil.Haklı olduğu çok yön var.Trintragula ise somut gerçeklerden bahsetmiş.Her şey bizim elimizde.Teknolojinin esiri olmadan nimetlerinden faydalanmalı,getirdiği külfetlere de katlanabilmeliyiz,mecburuz.
Ayrıca her şey bizim elimizde,hatta parmaklarımızın ucunda.İnternet ile yeterince küçülttüğümüz dünyayı ayağımıza getirirken ayarı iyi yapmalı hiç bir şekilde esir olmamalıyız.Bu tamamen bize bağlı.Harcadığımız zaman çok önemli.Her şeyin yeri,zamanı ve süresi iyi ayarlanmalı hayatımızda.
Hatta istersek çıkıp bir dağ başına bir kulübe yaparak teknolojiden tamamen uzak yaşamak bile mümkün.Kimse karışamaz.Keşke yapabilsek : )
Salı, Mayıs 27th, 2008:
Yorum yapan arkadaşlar söylediklerinizde haklısınız.Ben yazımla teknoloji karşıtı gibi göründüm sanırım.Hayır.Kesinlikle öyle değilim sadece teknolojiyi kullanırken bazen bunun esiri olup bazı değerlerimizi yitirdiğimizi değinmeye çalıştım.İşin açığı ben konuya duygusal boyutuyla bakarak yazdım.Görüşleriniz için teşekkür ederim.
Çarşamba, Mayıs 28th, 2008:
tamda benimyapacagım yorumu Trintragula yapmıs eyvallah bende bu yoruma aynen olmasada katılıyorum teknoloji olmasa varsayımında ki sonuclar biraz abartılı geldi sadece
Cuma, Mayıs 30th, 2008:
“Ona sevgimi göstermek için sırf teknolojiye inat gözlerine bakıp “Seni çok seviyorum” diyorum., ”
Bence siz hayatı bu kadar kısa ama bu kadar güçlü bir enerjiyle bilince çıkarmışsınız. Ve içinizde aşktan yana biriken güçlülük, sizde yaşadığımız kuşatmaya dair bir farkında olma hali üretiyor, hayata rağmen. Bu böyle sürsün için biraz da teknoloji gerekliyse kabulümüzdür. Bu metin özgülünde ne varsa dediğiniz, diyebilmeyi düşündüğümdür efendim, aklınız varolsun,düşleriniz de öyle.
Cuma, Mayıs 30th, 2008:
Teşekkür ederim sayın Borke.Sizin gibi ustanın yorumu beni mutlu etti
Cuma, Mayıs 30th, 2008:
çilek kardeş
Lale devri aşkları kalmadı içindeki özlemi yadsımıyorum. Bazan sıkıntısını duysakta o teknoloji dediğin aletin kameralarından bir çift göze aşık olduğumuz oldu. Ne kadar vaktimizi samimiyetimizi çalsada bu gün sizleri sevginizi görmeden güçlü dostluklar kurmayı bu teknoloji sağladı. Herşeye inat birçok zararı olsada hayata ,sizler gerçeksiniz varsınız. Bunuda teknolojiye borçluyum. Seni teknoloji düşmanı göemedim öyle olsa aramızda olmazsın hepimiz aynı dertten muzdaripiz ama onsuzda olmuyor. Kalemine sağlık.
Cumartesi, Mayıs 31st, 2008:
Sn baybora’ya sonuna kadar katılıyorum… Burda anlatılanın teknoloji düşmanlığı olmadığı aşikar… Teknoloji gerekli olmasa inan herkes senle aynı fikirdedir. Askerliğimi yaptım. askerlik yaptığım yıllarda da bu mail olayları vardı ama 550 günlük askerlik hayatımda 396 mektupla askerlik hayatımın en güzel günlerini geçirdim ki mektup yazmayıda okumayıda çok severim. Nerdeyse hemen her gün mektubum vardı ki bunlar sadece 1 kişiye ait olan aşk meşk mektupları değildi. Hepsi de değişik arkadaşlarımdan ve sırf mektup olayına verdiğim değerden dolayıydı. Ama şimdi zaman öyle garipki herkes birşeylerin derdinde kimi ekmek kimi ekilmek kimi de harbiden EKMEK derdinden olsa gerek vakit ayıramıyo. Aslında elektronik postanın da farkı yok zamandan tasarruf ama illa o zarfı açmanın verdiği heyecan aranıyo. Demem odur ki kullanabilene bu teknoloji harika birşey ama sanırım biz bunu da kullanmayı bilmiyoruz.(Ekmek ve ekilmek adına tıpkı kek ve erkek olayında olduğu gibi….) Kalemine sağlık güzel bir konu ve işleyen de anlatmasını bilmiş…
Salı, Haziran 10th, 2008:
Valla yorum konusunda usta falan deilim öncelikle bunu söliyim. ama şuda göz ardı edilemezki degerlerimizi fazlasıyla yitirdik evet.. he teknolojiyi takip etmeyen bi insan olarak sölemiorum bunu .. esiri olup çıkabilio insan ..Son derece hakLısın bence getirileri var ama götürdükLeri daha fazLa .. MALéSéF…
Pazartesi, Temmuz 14th, 2008:
aslında tek mesela insanların isteklerinin büyümüş olması, neden esir ediyor bilgisayar insanı, çünkü insan az zamanda daha çok şey yaptığını HİSSETMEK(zannetmek) istiyor.. bütün mesela bu olamaz mı?
Cuma, Ağustos 1st, 2008:
Öncelikle merhaba eanlat üyeleri.. :) Kimi zamanlar benim de teknoloji ile düşüncelerim,kaygılarım oluyor.Binbir soru soruyorum ve kendimce yanıtlarını bulmaya çalışlıyorum.Bunlardan en basiti ; Önceleri okulda öğretmenlerimizin ödev verdiği konular üzerinde bilgilenmek istediğimde arkadaşlarımla okuldan çıkar İl halk kütüphanesine giderdik,ansiklopedileri inceler sayfaları bir bir tarardık bilgileri bulana dek.Bulunca mutlu olurduk.Kütüphaneye kaydımızı yaptırıp ansiklopediyi alır ve defterlerimize geçerdik yazılanları.Bitince geri verir ve bir daha ki sefere görüşmek üzere diyerek ayrılırdık kütüphaneden.Yani sorumluluk alırdık, bir konu için ne emek harcardık ve bir kitabı emaneten alıp geri vermenin sorumluluğunu yaşar ve tadardık.Ama şimdi öyle mi internette A dan Z ye tüm bilgiler var ne bir kütüphaneye ihtiyaç var nede koşuşturmacalara,sayfa sayfa konuyu aramaya.Aslında gerçekten de bu gibi durumlarda müthiş zaman kazancı sağlıyor ve ben soruyorum kendime internetin bize sağladığı bu rahatlık bize bi getiri mi ?yoksa getiri gibi gözüken,insanı aldatan,sorumluluklarını azaltan,
a-sosyalleştiren,getiri gibi gözüken bi götürü mü? cevabnını tam olarak veremiyorum ama a-sosyalleşme konusunda kesin kararlıyım.(Dipnot: Şehir merkezinde olan ve görüntüsüyle Müzeyi andıran Halk kütüphanemiz kapatıldı.)