Durakta beklerken durmaz, içindeyken her durakta durur bu sinir otobüsler

fatih dayan yazmış
Vizeler zamanı, saat 10.30. Otobüs (hat6) bekliyorum. Sınav 12.00′de ve otobüs en kötü ihtimalle 1 saatte okula ulaşır. Hesaplarıma göre yine en kötü ihtimalle 15 dakikada bir otobüs geçer.
Beklemeyi sürdürüyorum. Saat 10.40. Ters istikamete doğru 2 tanesi geçti ama bu tarafa gelen yok. Her şeyi planladım ya, rahatım. Yolun ortasında volta atıyorum. Elimdeki notlara anlamadığım halde bakıyorum.
10.45 oldu otobüs hala yok. Yorulup kaldırıma oturdum, bir süre sonra tekrar kalktım. Saat 10.52 tedirgin olmaya başladım.
Derken, sayın toplu taşıma aygıtımız uyuz uyuz gelmekte, az yana yatmış tabi. Camlara sınavı olan öğrenci arkadaşlarımız yapışmış. Homojen bir insan dokusu gözüküyor, kapıyı açsa dışarı dökülecekler. Çok değerli, saygıdeğer, yavaş, şoför bey “Arkadaki otobüse bin“in el işaretçesini yapıyor.
Hala şansımız var, önceden hata payı bırakmıştım. Belki arkadaki otobüs biraz tenhadır temennisiyle beklemeye devam.
Bu sefer fazla beklemeden ufukta diğer otobüs beliriyor. Amaaa! O da havalandırma boşluğundan insan parçaları sarkıtıyor.
Saat 11.03, beklemeye devam ediyoruz, beklediğim durağa birer ikişer insanlar gelmeye başladı. Düşünüyorum “Şimdi otobüs gelecek, şoför kalabalığı görünce durmadan geçecek, çünkü hepsini alamaz, öldürsem mi lan bir kaçını, şuradaki bahçeye gömerim vs“.
Saat 11.11, vee otobüs geliyor, duruyor. Hepimizi alıyor. “Oh bee” diyorum. Hiç durmadan gidersek belki yetişirim sınava. Ama öyle mi? Hayır, duruyor. Hem de her durakta. (Nedense otobüsteyken durdu diye, duraktayken durmadı diye küfür ederiz; narsistim, mazoşistim, kötüyüm sorun mu var!)
En sonunda sürünerek okula ulaşıyoruz. Sınava 10 dakika geç girdim, önemi yok. Şimdi bu olayın tanımı ne? Teknik hata mı, insan hatası mı, suç mu? Suçsa suçlu kim? Neyse, halk otobüslerini zaten sevmem.
|
23 Mayıs, Çarşamba , 2007






Çarşamba, Mayıs 23rd, 2007:
Sabahleyin kalabalık halk otobüslerinin kalabalıklarında lanet olası sınıfa gitmek…İnsanı çıldırtıyor…
Çarşamba, Mayıs 23rd, 2007:
Ya hakikaten öyle. Şöförlerin çoğu duraklarda keyfi duruyorlar. Bir de şu laf meşhur bizim buralarda: “Arkaya ilerleyelim lütfen”. Ulen! istediğim durakta inememişim ben, kaldı ki arkaya ilerleyeceğim:))
Çarşamba, Mayıs 23rd, 2007:
Yapma ya… Kötü bir durum…
Ama yine de bu hikayeden alınması gereken ders ve dersler var… Ben,bence en önemlisini söylücem…
Hayatın bir halk otobüsünün tekerleklerinde ise,emin ol ki plansız çıkmalısın yola, ne zaman ne olacağı belli olmaz…
Ha bu arada,şöförde sana “arkadaki otobüse bin!” işaretini yaptığı sırada emin ol ki “hatasız kul olmaz” şarkısını mırıldanıyordur ;)
Çarşamba, Mayıs 23rd, 2007:
ya bu halk otobüslerinden memnun olan insan görmedim ben? acelem olmaz hemen gelir acelem olur gelmek bilmez. buna murphy kanunu (bkz: murphy yasalari)diyoruz gerci.
Pazartesi, Mayıs 28th, 2007:
hehheh olum sen komiksin lan. bu arada ben otobüsçüyüm. yazı güzel
Pazartesi, Mayıs 28th, 2007:
hehheh dostum, Belediye otobüsü mü? Şehirler arası mı? :))) Yani demek istediğim, senin güzergahta kaç durak var?
Pazartesi, Mayıs 28th, 2007:
hehheh, halk otobüsçü bence :)
Pazartesi, Mayıs 28th, 2007:
Sinan, şehirler arası ise problem yok. İnebileceğin durakta, binebileceğin durakta bir tane. :)
Salı, Mayıs 29th, 2007:
“hehheh olum sen komiksin lan. bu arada ben otobüsçüyüm. yazı güzel
“; işte yorum budur. Çok sade, dürüst. Trafik cezası olarak müebbet mi verdiler sana hehheh?
Pazartesi, Haziran 18th, 2007:
“Homojen bir insan dokusu”
Belediye otobüslerindeki görüntüyü bu kadar net tanımlayan bir söz daha bilmiyorum (:
Salı, Haziran 19th, 2007:
otobüsteki dur kalklarda ayrı bi dert off off öğrenci misin derdin var…
Salı, Haziran 19th, 2007:
Bide benzeri bişey vardır.Ulaşım araçlarıyla hiç işinin olmadığı zamanlarda yüzlercesi yanından geçip giderken çok önemli işin olduğu ve acilen bi yere gitmek istediğin zamanlarda ne hikmetse saatlerce bişey bulamazsın.Halk arasında buna ”bekledinmi gelmez” denir:)
Salı, Haziran 19th, 2007:
Halk otobüsşerne hayır :D:D
Salı, Temmuz 31st, 2007:
“Havalandırma boşluğundan insan parçaları sarkıtmak” :)
Salı, Temmuz 31st, 2007:
ayiiy yandk.Ankarada böyle 1 dert ÇOK yok.otobüs zırt pırt gelr, o gelmzse dolmş geçer vs.
Seneye Istanbula taşnma ihtimalm var, ayvayı yedmmi şimdi ben?hm?:(
Allahım rica edyrm MİCRA- DİZEL-TEK KAPILI-OTOMATK VİTES-METALK TURKUAZ-SAĞLKLI BİNMEK..
Teşekkürler…:)
Çarşamba, Ağustos 1st, 2007:
abicim anlatim mukemmel olmus.hocamin dedgi gibi ankara pek oyle bir dert yok ama otobusten inip de o sicakta koprude kampuse gidecek olan araci beklemek sanirim otobus icinde kalabaliktan nefes alamamak kadar kotu.o yuzden seneye insallah dizel bir ford fiestayla okula gitme planlarim var,ama hayirlisi olsun:)
Çarşamba, Ağustos 1st, 2007:
Sevgili fatih,toplumsal bir sorun bu kadar güzel anlatılabilinir.Bu arada yazarlarımız arasında bir de otobüs şöförü çıkması da güzel bir tesadüf olmuş doğrusu.Bi de şöyle birşey var hani genel de otobüs şöförleri hep arabesk daha böyle aktüeliteden uzak olurlar ya demek ki bu arkadaşımız çok farklı.Burada yazı yazmak pek bu tarz insanlara mahsus değildir diye düşünüyorum ee bu da sevindirici bir durum bence.
Çarşamba, Ağustos 1st, 2007:
Evet öyle doğuştan sosyolekeli meslekler var. Bir de pürü pak olanlar . Örnekse öğretmenlik.
Ev arıyorum
- İyi günler, kaç oda, kaç salon, kira ne kadar?
- Bekar mısınız?
- Evet
- Hmm, aileye veriyoruz maalesf
- Öğretmenim ben
- Haaa öyle miii, kusura bakma hocam, gelin gezdireyim
Gözlerimde kötülük yıldızı yanıp söner ve içimdeki çiğdem Nıhaha
Çarşamba, Ağustos 1st, 2007:
@Mskalimero,
Yazdığın yorumlar, yazılarından çok daha ilgi çekici ve beğenilebilir bence.
Daha önce de demiştim. Yorumlarını yorum yazarak harcama yazı yaz. Değiştiriyorum, bence sen yorum yazma. Direk yazı yaz.
Böylece ben de sürekli filtreye takılan yorumlarını düzenlemekten kurtulmuş olurum : )
Çarşamba, Ağustos 1st, 2007:
Kendimi buldum bu yazıda. Aynı şekilde düşünüyor ve aynı şeyleri yaşıyorum :)
Geç kalma durumu hiç olmadı ama bu başıma gelmeyecek anlamını taşımıyor. Çok keyifle okudum yazını :)
Çarşamba, Ağustos 1st, 2007:
Akıllı yazı olarak göndersem beklemem gerekecek. Böyle daha kısa sürede derdimi anlatabiliyorum. Hığahaha.
Yaşasın tilkiliik.
Çarşamba, Ağustos 1st, 2007:
@Mskalimero,
Yazıdaki onca yorumun arasından senin yorumunu pek az kişi okur.
Yazı ise hep göz önündedir. Her daim okunabilir.
Yani yorum yazarak derdini pek az kişiye anlatabilmiş oluyosun. Senin tercihin tabi. Bence mantıklı değil. Zaten yorumlarının çoğu filtreye takılıyor.
Çarşamba, Ağustos 1st, 2007:
evet farkndaym.nihayet itraf ettnz.o filtreyle 1i beni tanştrsn, mahvedcm onu..
Perşembe, Ağustos 2nd, 2007:
Filtreye ben de sinirim. Bu gün yine bir yazimi makasladi bütün carpiciligi gitti yazinin.
Ya kardesim burada 18 alti cok az insan var ve bunlar da bizden daha bilgili o konularda kaldirin su Filtreyi. Rtükü aratmayin bize.
Ha bu arada Halk otobüsü denen seyden ben de az cekmedim onu söyleyim.
Ama kücük bir kentte yasadigimiz icin halk otobüsü gelmese bile ulasim aksamiyordu Allahtan.
Ama Istanbulda otobüs bulamamak hiiiiimmmm Allah sabir versin.
Perşembe, Ağustos 16th, 2007:
arkayı beşleyelim.
Perşembe, Ağustos 16th, 2007:
ya bi de otobüste “yürüyelim abiler” slogani var.
Pazartesi, Nisan 21st, 2008:
Burada sayın anafikir bize ”Nasıl ilgi çekici ve beğenilebilir yazı yazılır?” örnekleyerek anlatmış.Mskalimero’nun o eşsiz yorumlarının hastasıyım ben de. Yazık olmasın ,yazı yapsın onları..
Bilgilendirme için teşekkür ediyorum anafikir.
Pazartesi, Nisan 21st, 2008:
Teşekkür ettim ama bilgilendirme çok çelişik ve düşündürücü.
Çoğu filtreye takılıyor denen bu yorumlar nasıl olurda baş yazı olarak görülmek isteniyor ki?Filtre beğenmiyor,siz bayılıyorsunuz.Dalga geçilen biri mi varmış burada?