İçim; Kirli bumerang
A.Y Borke yazmış
Denizin kıyıcığında durdu. Burası tam da kendisi gibiydi. Dökülen molozlar, suyun yüzünde biriken kir, masum ama geldiği yeri unutmuş birkaç parça yosun ve gövdesini suya geren mazotla birlikte, hala dalga olmaya ısrarlı birkaç küçük köpürme.
Ne deniz, denizdi. Ne de kıyı, kıyı. Sanki her şey hiç olmak istememiş ama olmuş gibiydi.
Kentin uğuldayan siyah sesine teslim olmamış ama örselenmiş bir koydu burası. Öyle etrafını çeviren cıvıltılı ağaçlar ve durlanmış bir sessizliği falan da yoktu. Her yeri beton kütükleri ile kaplanmış ve istemeden, ansızın bu kuşatma ile koy haline gelivermişti, ansızın. Ne kadar sürdüğü bile belli değildi, ansızın.
Burada durmak istedi bir süre. Yüzünü çıkarıp fırlattı denize, sesini de. Sonra, sonradan tüm bunlar senin dedikleri ne varsa, alıp içine attığı ama bir türlü içinin iklimine uymayan ne varsa, hepsini çıkarıp atmayı denedi, hepsini ama hepsini.
O hayatın hızlı yerlerinden gelen ve kar saydığı, sormadan alıp denklerine kattıkları, o tarihsizlik, o sevgisiz sahiplenmeler, aşk için bile düşünmeden geçmeler, çıkmıyordu işte içinden.
Her şey ama her şey çıkıyordu fakat bir ömrü hayat yapmak için yok sayılan ne varsa, onlar habis ve kanserli bir ısrarla çıkmıyordu içinden. İçi, içinde geçiyor, içine denizler boşalıyordu ama çıkmıyordu işte.
Nihayet kendine geldi. Tam içinde boğulacakken, içinin sularını kustu denize. O ne buranın ve susup konuştuğu dilin insanıydı, ne de artık kendi bildiği adreslerin. O bir koyda durup hayatla dalaşan erdemi, hayatın süslü soytarısı olmaya, çoktan feda etmişti bile, anladı.
Burada durmak istediği bir süreydi yalnızca, o süre ne zaman geçti, onu bile bilemedi. Geçip gitti, geçip gitti…
|
24 Mart, Pazartesi , 2008






Salı, Mart 25th, 2008:
Demir ve beton yığınlarının arasında tıpkı makinalar gibi soğuk sevimsiz ve mekanik oldu insanlar.İnsanlıktan çıktılar.Sanki o soğuk betonları,demirleri her Allahın günü gördükçe gördükçe,onlara özenip sevinçsiz,ruhsuz oldular.O koca yığınların altında kaybettiler insanlıklarını.
Fabrika bacalarından püsküren kirli dumanlar gibi,yanısıra eşlik eden sorunlar insanların her şeyini;içlerini dışlarını bozdu,umutlarını kirletti,insanlıktan çıkardı.
Büyükşehir keşmekeşinden ve sorunlarından kaçmaya çalışıp kendini insani bir refleksle sahile atan fakat baktığı her yerde aynı deformasyonu gören bir insanın profilini çok başarılı bir şekilde çizip anomalisini birebir yaşattınız A.Y. Borke.
Profesyonel başarınızı kutluyorum.Anlatımınız akıcı ve bu kez daha sade..
Salı, Mart 25th, 2008:
Sevgili Nostaljik
Sorun aslında anlatabilmekte değil. Keşke biz bunları hiç yaşamasak. Hayat bize bunları etmese, bizi, biz olmaktan çıkaran koşulları kim yaratıyorsa, olmasa onlar ama var ve bir şekliyle yazarken bunlardan yola çıkmak durumun da kalıyoruz. Ama benim hala umudum var. Niye biliyormusun , hiçbirşey olmasa bile, en azından sen varsın, sen varsın. Yani iki kişiyiz ve bu çok büyük bir sinerji. Bir gün gelirse, ki o gün için beklemekte mağrur ve müntekim insanlar, işte o gün diyorum, ne çok olacağız. O gün bunları yazdığımızı, unutmuş olacağız. O gün işte, o gün geldiğin de. Biz şimdi en azından iki kişiyiz sen ve ben.
Salı, Mart 25th, 2008:
hüzün, hep hüzün.
Çarşamba, Mart 26th, 2008:
Sevgili Kırmızı
Hüzün insanın vicadan halidir. İyi ki hüzün var ve biz, hala acıyan bir yerinden, hala kanayan bir yerinden de bakabiliyoruz bu verili hayata. Hüzün yakışıyor insana. Ama bu yıkılmak değil, ama bu yokolmak değil , ama bu yoksamak değil, bu yazlnıca olacaklarını olduklarının içinde düşlerken tedirgin olmak, olabilmek. Hepsi bu. Hüzünle başlayıp, kederle biten ağıtlar değil, hüznü insanın anlayan hali bilmek, acıyan yanı bilmek, irkilmek ve yürekli gözlerle tutunmak, koptuğumuz ne varsa ona.
Çarşamba, Mart 26th, 2008:
Ama hüzün bir yerden sonra acıtıyor. Kalp ağrısı oluyor. Kafa ağrısı oluyor. Boğazda tıkanma oluyor. Hala neden ağlayamadığımı da anlamış değilim. Hep bir tıkanıklık var uzun zamandır. Yutkunuyorum geçmiyor.
Çarşamba, Mart 26th, 2008:
Uzun zamandır kendini ağlamaktan alıkoyan bir yüzleşmeme, bir ardında bırakma, kendinden alıkoyduğun bir iç var demek ki. Hüzün bunu tutmaz, bilakis kolaylaştırır. Bu kendini bırakamama hali, insanın yarım kalan yerleri ve kendinde ürettiği soruların cevapsızlık halidir.Ben bu yüzden kirli bumerang dedim o içe. Nereye ve nasıl atsan geri döner. Çünkü ihtiyacı olan bir bahar temizliğidir. Eteğini silkelemektir, cebinde taşıdığı taşları eksiltmektir ama yapmaz, yapamaz. Öylece bekleyip kendini kanırtmayı ve yarım kalan ne varsa ona kanamayı daha kolaycı bulur.Oysa bu bir vice versa dır.
Perşembe, Mart 27th, 2008:
Sadece Yazan’ a not : Yazı, A.Y Borke’ nin, kapıdan geçerken arkaya baktığıdır. Çoktan kırmızı hapı seçmiş. Kapının iki yanı arasındaki ilişki kodunu çözüyor. Çözüm denge. Anla.
Perşembe, Mart 27th, 2008:
Sevgili Fatih
An(ladım ve çok teşekkür ederim ilgin için. Yazılarını ve metin üretmeye dair yaklaşımını dikkatle izliyorum. Umarım bundan sonrası için de genişleyen bir paylaşım bağlamı oluşur aramızda
Gene görüşebilmek dileğiyle
sevgiyle kal.
Cumartesi, Mart 29th, 2008:
İstediğimiz halde ne söyleyeceğimizi bilemediğimiz durumların tercümanı olmuş. Çok asil bir yazı. Tebrikler.
Pazar, Mart 30th, 2008:
Ne denir ki ? Böyle bir yazıya asil diyebilme inceliğindeki bir anlayışın , bir alımlamanın karşısın da önümü ilikleyip, biraz gurur ama çokça teşekkür ve bir miktar mahçubiyet dışında ne denir ki.