Konak

 odyseus yazmış

Nem kokusundan ıslanan, soğuk odalar, her biri büyük avluya açılan onlarca kırık kapı ve akşam olduğunda kapının arkasında ağlaşan kadınlarla yaşadım onca senemi.

Kadınlık yapmanın, kocasının koynuna girip vazifesini yapmak olduğunu bilenlerdendim. İlk üzüntülerimi yaşarken öylesine körpecikti ki bedenim, yaşamanın, ayakta kalmanın bedelini yaşarken hayatımdan endişeliydim.

Hayat 1-0 başlamıştı onaltı yaşımda. Güzelliğimin bedelini sakız fabrikasında çalışırken benden büyük bir adama zorla verilerek ödemiştim.

Küçüklüğümde kapı arkalarında ağlaşan kadınlara nefretle bakardım. Onlara benzeyebilmek düşüncesi beni çok korkuturdu. En büyük hayalim okumaktı.

Ailemin zoruyla evlendirildiğim ilişkime sahip çıkmaya çalıştım. Başaramadım!

Evliliğimin ilk aylarıydı, eşim her gece şişenin dibini bulmadan eve gelmiyordu. Bense her hecede dua ediyordum. Ondan korunmasızlığımın sonucu hamileydim.

Yine efkârlı bir gece kapıyı çalmıyor, adeta yumruklanıyordu. Titreyerek açtım kapıyı.

Ağzından dökülen, hepsi birbirinden iğrenç sözlerden midem bulandı. Sofraya otururken dengesini kaybettiği için masanın üzerindekileri yere yıktı. Tabakları kırdı.

O’ndan yediğim ilk tokatımdı ve kapının arkasında ilk ağlamamdı.

Evden çıkarken hala ayakta durmakta zorluk çekiyor ama bir yandan da beni hırpalamaya devam ediyordu. Ortalığı temizlemeye çalışırken kendime ve doğacak bebeğime nasıl bir gelecek kurduğumu düşündüm.

Her şeyin rüya olmasını öyle çok istiyordum ki. Çalan zilin sesiyle bedenimi unuttuğum evime geri dönmüştüm. Kırık parçalar, yüreğim ve evliliğim…

Ertesi sabah güneş gözlerimin içine doğmuştu adeta. Hafif şişmiş gözlerimi aralarken canım acıyordu. Sofrayı hazırladım, içimde korkunç bir endişeyle.

O’nu uyandırmaya çalıştım, biraz mahcup baktı suratıma. Belki de dün akşam patlattığı tokadına “Baba olmanın keyfiyle biraz fazla kaçırmışım, özür dilerim” dedi! İnandım!

Ona inanmakla hayatımdaki her şeyi kaybettim. Henüz on yedi yaşımda evliliğin aslında kapı arkalarında ağlayan kadınların yaşadığından farklı bir şey olmadığını anladım.

Dokuz ay sonra, bir aralık sabahı kızımı dünyaya getirdim. Gözlerini 3 kilo 600 gram açtı dünyaya. Yüzümü güldüren tek sebebimdi. Yeniden yaşama nedenim.

Doğum yaptığım aynı gün ayağa kalkmak zorunda kaldım. Oda soğuktu, aralık ayı içimi dondurdu. Oysa ki dünyaya kendimden bir parça getirebilmek ne büyük gururmuş. Hayattaki dalım, umudum bana yön veren ışığım, kızım.

Ağzına içki sürmediğinde melek olan eşim, alkol karşısında acizdi. Yediğim tokadın ardından aylarca içmedi. Akşam olunca iş çıkışında eve gelir, saatlerce çocuğuyla ilgilenir, bana yardım ederdi.

Gelecek planları yapardık. Konaktan taşınmalı ve kızımıza bir kardeş daha yapmalıydık.

Ona müjdeli haberi vermek için beklediğim bir gece yine sarhoş geldi. Kapıyı tekmelercesine çalıyordu. Kızım korkudan buz kesmiş, ağlayamıyordu bile. Kızıma, sessizce uyuyormuş gibi yapmasını tembihledim ve kapının sürgüsünü hafifçe çektim.

İçeri daldı ve yine ağzındaki çirkin sözlerle ikinci tokadını attı. O akşam tekrar eve dönmedi…

Ona ve hayata gecikmişliğimin acizliğini yaşadım. Gecikmiştim! Ama tekrar anne olamazdım. Ertesi sabah kayınvalideme, bebeği doğurmak istemediğimi, minik kızımın korku içinde bir gece geçirdiğini anlattım.

Ona göre ise durum netti. Erkekti içerdi, söverdi, döverdi. Hem çocuk aldırmak günahtı. Yuvayı dişi kuş yapardı, kısmetiyle gelir, erkeği evine daha çok bağlardı.

Haberi benden önce oğluna verdi. Akşam elinde koca bir buket çiçekle kapıma dayandı. Özür diledi. Konak inandı, ben ağladım, kandım!

Karnım belirginleşmeye başladıkça “Oğlan olacak bu sefer” dediler, artık daha bir mutluydu. Erkek adamın erkek evladı olurdu, ne istediysem ikiletmedi. Ağzına içkiyi sürmedi.

Bir gece zifiri karanlıkta tuttu ağrılarım, hastaneye yetişemeden odamda dünyaya getirdim oğlumu, 4 kilo 400 gr açtı gözlerini dünyaya.

Göbeğini komşum kesti. “Sana uğur getirsin” dedi. Minicik pembe yanaklarıyla uğur saçtı odama. Yıllarca mutlu yaşadık.

Artık babamız işten eve gelince biri terliklerini önüne koyuyor, diğeri üstüne tırmanmaya çalışıyordu. Birini bir dizine, birini diğer dizine oturtup saatlerce masallar anlatıyordu. Ve hayatımın son perdesi böyle bir gecede kapandı.

Eve körkütük geldiği bir gece işsiz kaldığını söyledi. Fabrika yüksek sayıda işçi çıkartmıştı ve o da acizliğini yine içki şişelerinde aramıştı.

Gençliğimin ilk çeyreğinde aldığım darbe hepsinden büyüktü. Kadınlık sarhoş gelen kocanın yanına ağzını kapatarak, acı çekerek yatmak mıydı?

Bu gecelerce devam etti ve ben bir sabah yataktan kusarak uyandım. Kimseye söylemeden düşük yapmaya çalışacaktım. Başaramadım.

Yine körkütük geldiği bir akşam karnıma aldığım darbeyle ölü doğurdum bebeğimi. Henüz 6,5 aylıktı. Küçük bir et parçası gibi önüme yığıldı. Ağzımı bağladılar, beni odaya kapattılar, cinsiyetini bile söylemeden apar topar yanımızdaki boş araziye gömdüler yavrumu.

Küçük müjdem toprağın altına yatırılmıştı. Dondum, sustum, kan ağladım…

Ertesi sabah uyandığımda herkes köpeklerin bulduğu, bebek cesedini konuşuyordu. Kalkmama izin vermediler, ellerimi yatağa bağladılar. Çocuklarımı benden ayırmakla tehdit ettiler.

Her gün acımın biraz daha benimle büyüdüğünü hissediyordum. Yatağımı ayırmıştım. En azından artık ona sunabilecek bir bedenimin olmadığını biliyordum.

Akşamları büyük bir yağ tenekesini ters çevirir, içinde gazlı bezleri yakarak ısıtmaya çalışırdım çocuklarımı.

Ardından evde iş yapmaya başladım. Çocuklarıma yiyecek bir şeyler almak için minik sakızları evde kâğıtlara sarar, iki üç lokma bir şeyler yedikten sonra, vita tenekesinin içinde yaktığımız bezlerle ısınırdık.

Bir büyük avuca sığan iki minik yumruk ısıtırdı kalbimi, bedenimi…
Bebeğimin cesedini herkesten saklayarak, köpeklere yemek olmasını sağlayan kayınvalidem de Allah’a olan can borcunu ödedi. Aramızdaki tüm kırgınlıklara rağmen, yanımda olmasına alışmıştım.

Annesinin ölümünü içki sofrasında geçirip, akşam eve geldiğinde bana zorla sahip olan insanın yanından çocuklarımı alarak kaçmam gerektiğini anladım.

O gece tehditlerle çok zor uyudum. Gözlerimi her kapadığımda ”Bir bidon benzin döküp yakacağım hepinizi” diyen eşimin elindeki kibriti tutuşturduğunu ertesi sabah gözlerimi hastanede açtığımda anladım.

İçki, beyninde iyi kalmış düşüncelere tecavüz etmişti. Benimse bedenim paramparçaydı. Gözlerimi hastanede açtığımda çocuklarımın da diğer odada ve yoğun bakımda olduğunu öğrendim.

Benzini üzerine döktüğü için kül etmişti kendini. Hastaneden ayrılırken, çocuklarımı benden ayırmaya, onları birer köpek yavrusu gibi başka insanların yanına dağıtmaya çalışan ailemi asla affetmedim.

İki çocuğumun da elinden sıkıca tutarak yürüdüğüm yolları hala unutamam.

Sanki kalbimin bir parçası sağ elimde, bir parçası sol elimdeydi. Beni acıtan sözlere kulaklarımı tıkadım ve saatlerce yatabilecek bir yer aradım.

Nihayet dualarım bize bir kapı açmıştı. Yaşlı bir kadın, bakıma muhtaç olduğu için ev işlerini yapabilecek ve kendisine bakabilecek birini arıyordu. Minik bodrum katını bize vermeye razı oldu.

Durumumu anlattım, biraz aksi olan suratını gözyaşları kapladı. Aşağıda kalabileceğimizi, bakımı karşılığında benim ve çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılayabileceğini söyledi.

Evde gözüme ilk takılan bir ördek soba ve yanan bir gaz lambasıydı.

Her gün erkenden uyandım, temizliğini yaptım, yemeğini hazırladım. Gün geçtikçe çocuklarım onu ”anane” diye sevmeye başladılar. Kimsesi olmayan yaşlı bir kadının her şeyi olmuştuk.

Ben evin işleriyle uğraşırken o çocuklarımı yanına alır, masallar anlatır, tatlılar yedirirdi. Ve rüzgar bir eylül sabahı, ağaçta kalan son yaprağımı da aldı gitti. Gözlerini açmadı.

Hayatta yine yarım kalmıştım. Yol göstericimdi, büyüğümdü, ailemdi. Evini ve eşyalarını bize bırakıp gitmişti yanımızdan, başımızdan… Yanıbaşımızdan…

Artık çocuklarımı okula yazdırmış, fabrikadaki işime yeniden başlamıştım. Dualarımla çıktığım yolda, yenik düşmemiş ve en önemlisi çocuklarıma sahip çıkabilmiştim.

Seneler acıları kalbime gömerken, yaşananların üzerini birer birer örtmeye başlamıştı. Ta ki bir sabah, uyandığımda ateşler içinde yanan oğlumu hastaneye yetiştirmeye çalışırken, çaresizliğimi, akıttığım gözyaşlarımı gören komşumuzun, benim yaşımdaki oğlunu karşıma çıkartana kadar.

Kucağına aldığı evladımı acil kapısından içeri sokarken gözünden damlayan yaşları gördüğümde anlamıştım bana ve çocuklarıma sahip çıkacağını.

Evlendim. Konağa tekrar geri döndüm. Seneler sonra tekrar büyük avluya açılan kapıları gördüğümde, yaşadıklarımı, senelerimi, kayıplarımı düşündüm. Odalarında ağlaşan kadınları gördükçe kahroldum.

Evimde huzur vardı ve zamanla çocuklarım kendi canından olmasa da kendilerine duyulan sevgiyle, baba demenin ne demek olduğunu öğrendiler.

Kızım lise öğrenimini yaparken, öğretmen olmak istediğini söyledi. Oğlum geçirdiği hastalığı nedeniyle, onu felçten kurtaran doktorlara özendi ve doktor olmaya karar verdi.

Akşamları avluya açılan odalardan çocuk sesleri ve neşeli sohbetler yükseldi. Şimdi geçmişi andığımda yaşadıklarımın içinde unutamadığım tek şey araziye gömülen bebeğimdi.

5 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.6 5 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.6 5 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.6 5 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.6 5 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.6 Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


17 Kasım, Cumartesi , 2007

Öneri: (Sponsor)

14 Yorum yapılmış

  1. Cumartesi, Kasım 17th, 2007:

    Çok acıklı gerçekten.Yaşanan bu kötü kader Anadolu’daki pek çok kadınınkiyle örtüşüyor sanki.
    Ekonomik özgürlüğünü ele alamamış bir kadın ailesi de sahip çıkmıyorsa farklı bir şey yaşayamıyor ne yazıkki..
    Burada ”konak”diye bahsedilen yerden ne kastediliyor pek kavrayamadım yalnız.Umarım olay kahramanı bayan çocuklarıyla birlikte mutlu bir hayata yelken açmıştır artık.Çektiklerini hep birlikte unuturlar..

  2. Cumartesi, Kasım 17th, 2007:

    şaştım kaldım :s…

  3.  
    papatya

    Cumartesi, Kasım 17th, 2007:

    Şaşırdım kaldım.Neler yaşanmış ve çekilenler.Sonuna kadar soluksuz okudum.Kalemine sağlık.Eğer gerçekten bunlar yaşandı ise çok acı çekmissiniz.Ancak sonunuzun iyi olması sevindirici.Ve nekadar güçlü bir kadın olduğunuz umarım örnek olur.Sevgilerimle.

  4. Pazar, Kasım 18th, 2007:

    yazının akıcılığını ve kalitesini bir yana bıraktım, okuduklarımın sadece bir kurgudan ibaret olmasını diliyorum.

  5.  
    ezgisu

    Pazar, Kasım 18th, 2007:

    bu hikaye çok derinden etkiledi beni.tahminim gerçek bi hikaye oldugu yönündehayata tekrar baglanmanız sevindirici herşeye ragmen.bundan sonrası yaşamınız için mutluluklar diliyorum.sevgiyle kalın

  6.  
    odyseus

    Pazartesi, Kasım 19th, 2007:

    Kurgu olmasını ilk kez bende çok istedim… Hiç izleyemediğim ama kuşak farkıyla bile olsa dinleme imkanına sahip olduğum birinin hayat öyküsü… Anlatabilmek için eklemelerim, biraz kendi hayal gücüm olmadı desem yalan söylerim ama ne hüzündür ki , ne acıdır ki bu insanlar bunları yaşamış ve halen daha yaşıyorlar… Hayatının sonu güzeldi ama derin çizgiler vardı suratında … Şimdi umarım cennette ve bizler onun öyküsünü okuyarak Allah’ın rahmetinin üzerinde olmasını ümit ediyoruz. KONAK kapısı mutluluğa açılmıştı:)

  7.  
    sweet

    Pazartesi, Kasım 19th, 2007:

    bu hikayeyi okurken belki de çoğumuz kendimizden bişeyler bulduk.. yaşadığı acılara dayanabilmesi bi mucize gibi!
    İbretlik hikaye…

  8.  
    çiğdem

    Pazartesi, Kasım 19th, 2007:

    odyseus, yorumuna, kalemine, öyküleme gücüne bir kez daha hayran kaldım. Bizleri yaşanmış hikayelerle farklı hayatların içine soktuğun için teşekkurler..Diğer yazılarını da merakla bekliyorum.YÜREĞİNE SAĞLIK…

  9.  
    scalın

    Pazartesi, Kasım 19th, 2007:

    Seni tanıdığım için yazının bir kurgu olduğunu düşünmüş; ne kadar acıklı olsa da yaşanmamış olduğuna inandığım için rahat okumuştum. Fakat gerçek olduğunu senin yorumundan öğrenince şok oldum içim burkuldu ve en çok kadının kendinin de unutamadığım şey dediği ölen bebeği yaraladı beni. Maalesef çok akılsızca cahilce yapılmış bir canilik. Duyguları bir tarafa bırakırsak; yazı her zamanki gibi süper olmuş. Olayların akıcılığı senaryolaştırma hepsi mükemmel olmuş. Tebrik ediyorum, seni gerçekten tebrik ediyorum….

  10.  
    melek

    Pazartesi, Kasım 19th, 2007:

    Gerçek hayatta hergün bir örneğiyle karşılaştığımız bir dram, inanılmaz gerçek anlatılmış, tamamen kurgu olduğunu düşünüyorum.. Böyle hayatların olmasını hiç istemiyorum, neden hep kadınlar maruz kalıyo ki sanki bu iğrençliklere? nedeni çok basit aslında kadınlar erkeklerden daha erkek oluyolar zor durumlarda.
    Yazıyı yazan arkadaşımızı yürekten kutluyorum, yüreğine sağlık..
    Umarım gerçekleriyle hiç karşılaşmayız.

  11.  
    cilekbahcesi

    Pazartesi, Kasım 19th, 2007:

    İç acıtıcı bir hayat hikayesi ve malesef bir çok kadının hayatına benzer bir hikaye ama anne olmak böyle bir şey işte diyorum.Anne olmasaydın belki bu kadar acıya göğüs geremez hayatın acımasızlığı karşısında bu denli sağlam kalamazdın herhalde.Yaşanmış olan hiç bir şey unutulmaz elbet ama artık mutlu bir hayatın olması çok sevindirici.Senin adına ve özellikle de çocukların adına çok sevindim.

  12.  
    mehmet

    Pazartesi, Kasım 19th, 2007:

    Ruhun bedene dar geldiği anlardan birini yaşattı bu yazı bana.
    Modernizim adı altında kaybettiğimiz aşkı yaşama tutunmayı hayata duyulan sevdayı o ülkenin dağlarında ramak gerekli.
    Anadolu bir ana gibi bize hüzünleri ve sevinçleri ile merhaba der dur durak bilmeden yorulmadan

  13.  
    baybora

    Salı, Kasım 20th, 2007:

    gecenin hiç bitmeyeceğini zannettiğin anda, Dünyanın bir yerinde sabah olmuştur. Acılarını hissettirdin kalemine sağlık,İnşallah yarınların daha mutlu olur.

  14.  
    asena75

    Pazar, Kasım 25th, 2007:

    uffffff! insallah bir roman okudum. böyle bir seyin yasanmis olabilmesi cok aci birsey.

    ama 16 yasinda hem de senden büyük bir adama verilmen nasil aciklanabilir neden?
    zengin miydi? sanmiyorum. ailenin ne gibi bir sebebi olabilir seni o adama vermek icin. ya onca olaydan sonra nasil olur da senden cocuklarini vermen istenebilir. saygi duyulacak bir insansin. ben senin yaptiklarini yapabilir miydim bilmiyorum. ama insan anne olunca bir aslan kadar güclü olabiliyor hele de cocuklari söz konusu ise. allah baska keder vermesin diyor yeni esinle sonsuz mutluluklar diliyorum.

Konak başlıklı yazıya gelen yorumları takip et veya bu yazı hakkında bahsedenleri gör.

Yorum yap




Senin yorumundan sonraki yorumlar E-postana gelsin mi?


 
Ne çok severiz seni Wordpress