Koyunları kurban edin, çocukları değil

 ismilazimdegil yazmış

Hayatımın hiçbir döneminde kendimi bir “politika düşkünü” gibi göremedim. Belki doğduğum zamanın, politik hayatın zorunlu askıya alınışı ya da belli bir kitlenin faaliyet alanı haline gelişinin arefesine denk gelmesiyle ilgiliydi bu. Bilemiyorum.

Sadece iki yaşında olmam gereken zamandan aklımda kalan bir iki “paşa cümlesi” asılı kulaklarımda. Annem hatırlamamın imkansız olduğunu söylese de ben hatırladığımı iddia ediyorum. O, “paşa”nın buyurgan sesi ve babamın o sesi teybe kaydeden elleri, hatırlayabildiklerim bunlardan ibaret. Maalesef ya da iyi ki..

Bugün yaşadığım hafif şiddetli, sarsıcı bir hikayeden sonra aslında bunlardan hangisini söylemeliydim bilemedim. “Maalesef” mi, “İyi ki” mi?

Bugün duyduklarım ve gördüklerim sanırım hep görmezden geldiğim bir dehşeti tüm açıklığıyla bana gösterdi, ürktüm, ürperdim. Belki de ilk kez politik kökenli bir gerçek kanımı dondurdu.

Sabahın erken saatleri iş yerine adımımı attım. Televizyon açık, Cumhuriyet Bayramı nedeniyle İstiklal Marşı söyleniyor ve iş yerindeki bir arkadaş ayağa kalkmış, sağ eli yukarıda bozkurt selamıyla marşa eşlik ediyor.

Ben çocukken Atatürk’e hitaben on kasımlarda, milli bayramlarda oturup mektup yazardım. Ama o zaman bile bunu kimselerle paylaşamazdım, çünkü bu çok özel ve mahrem bir şeydi, sadece “duygu” vardı, sadece sevgi.

Sonraları “hamasiyet” denen şeyin ağırlığı omuzlarıma binince ona yazmaktan da vazgeçtim. Ona dair her şeyin kullanıldığı ve kolayca tüketilip bir tarafa atıldığını farkettiğimde duygularımı benzerlerinden ayırt etmek zorunda hissettim.

Sonraları bu bir alışkanlık haline geldi. Tanrı ya da sevgiliye de öyle bakmaya başladım. “Tanrı” hakkında da, “Atatürk” hakkında da, “vatan sevgisi” hakkında da, “yar” üstüne de konuşmamayı ilke edindim. Bunlar üzerine yorum yapıldıkça kirlenen, sıradanlaşan, büyüsünü kaybeden şeyler haline gelmeye başladı, benim gözümde.

Hayatımda en ürktüğüm şeyin, samimiyetsizliğin beni esir almaması adına bu ana başlıkları “konuşulmayacaklar” listesine ekledim. Fakat insanlar, ben bu konularda konuşmadıkça duygusuzlukla, umursamazlıkla suçladılar. “gamlı” ve “umursar” olmak için illa sürekli “Allah” demek, “Atatürk” demek, “vatan- millet- sakarya” demek, nereye ya da kime gideceği, neye veya kimin hayatına mal olacağı önemsiz, hamasi cümleler etmek gerekirken ben aksini seçtiğim için eleştirildim.

İçi boş ve hamasi sözlerin, eylemin ve çığırtkanlık ihtiyacı duymayan hassasiyetlerin önüne geçtiği bir dünyada ben ve benim gibiler, yeri geldi duyarsızlıkla, vatan hainliğiyle, inançsızlıkla, kanı bozuklukla suçlandık.

Aslında ne kadar kolay “duyarlı ve vatan sever olmak” değil mi? Ne kadar kolay anti- emperyalist, komünist, milliyetçi, “Allah kulu”, iyi vatandaş olmak.. Sözlerin ölçüt olduğu, aşırılıkların alkışa tutulduğu, sözlerle bir milletin dize ve galeyana getirildiği bir ülkede “her şey” olmak ne kadar kolay.. “hiçbir şey” olmaktan çok çok kolay.

Televizyonlarının başında yeni bir operasyon beklentisiyle “intikam” sarhoşluğuna kendini kaptıran kitlelerin aynı coşkuyla (başka seçenek olmadığına dair inançtan belki) davullu zurnalı gönderdikleri çocuklarını, yine olağan bir ritüelin parçasıymışçasına kabullendikleri “şehit törenleri”yle uğurlamaları kanımı donduruyor, elimde değil.

Geçen gün izlediğim film geliyor aklıma, genç adam yanındaki yaşlıca alman kadına “kurban bayramı”nın hikayesini anlatıyor. Sonra ekliyor;

- “Ben çocukken kurban edileceğimden çok korkardım. Babama sorup dururdum; Baba beni de İsmail gibi kurban etmeni ister mi Allah?

Sonra dalıp gidiyor adam. Kadın soruyor:

- “Peki ne derdi baban?

- “Allah bile gelse önünde dururum, kimse zarar veremez sana” derdi babam.

Ve düşünüyorum, kim isterdi çocuklarını bir anlamsızlığa kurban etmeyi. Birileri çıkıp bana söyleyebilir mi peki? Bu “kurban” edilişin bir anlamsızlık uğruna olmadığına ikna edebilir mi beni? Beni değil tamam, en azından çocuklarına kimsenin zarar veremeyeceğine, buna daima engel olacaklarına kendilerini inandırmış anneleri-babaları ikna edebilirler mi?

Ya da kim gerçekten orda yıllardır süren savaşın gerçekten ekonomik- politik bir oyunun ötesinde, bir etnik köken savaşı olduğuna inandırabilir beni?

Peki bu noktada “milli duyguları” kullanılan kitlelerin durup kendilerine “kurban” çocuklarına ve olası kurbanlara bir bakmalarını kim sağlayacak? Kim bu “kirli oyun”un aslında kimin kiri olduğunu söyleyecek bu insanlara? Kim bu savaşın bu şekilde asla bitmeyecek bir “bilgisayar oyunu”, birilerinin eğlencesi olduğu gerçeğini anlatacak?

Gökyüzünden bir “mesih”in bir başka peygamberin Mezopotomya topraklarına inmesini mi bekleyeceğiz hep beraber? Gelecekse gelsin o zaman, gelsin artık.. Benim artık içim acıyor..

Artık iki tarafın da aslında “taraf” olamayacak kadar maşa oldukları bu oyunda her “kurban” benim canımı yakıyor. Artık gökyüzünden bir meleğin inip “kurban edilecek koyunlar” getirmesini diliyorum, çocukların yerine kurban edilmek üzere…

4 kez oylanmis, 5 uzerinden 3.75 4 kez oylanmis, 5 uzerinden 3.75 4 kez oylanmis, 5 uzerinden 3.75 4 kez oylanmis, 5 uzerinden 3.75 4 kez oylanmis, 5 uzerinden 3.75 Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , , , , , , , , ,


17 Kasım, Cumartesi , 2007

Öneri: (Sponsor)

3 Yorum yapılmış

  1. +0
     
    A.Y Borke

    Pazar, Kasım 18th, 2007:

    politik bir yazı politiktir ve doğası gereği sağıltmaya ihtiyaç duymaz.Bir duruş belirtir,kesin ve cesaretlidir.Bu yaklaşımla ne yazdığına karar verebilseydin,bu kadar güzel yazdığın bir yazı ,en azından ben okurken bana daha anlamlı gelebilirdi.Unutma oportunizmin bel kemiği olmaz.

  2. +0
     
    baybora

    Pazar, Kasım 18th, 2007:

    yazının başında kendini politika düşkünü değilim diye tanıtıyorsun ama yazı ilerledikçe iki yaşından beri politikayla uğraştığın görülüyor.Vatan millet sakarya laflarını hamaset gibi görüp,Ülkenin bölünmez bütünlüğünü sağlamayı maşalık yapmak gibi değerlemdirdiğine göre.Bayraktaki şehit kanını koyun kanıyla karıştıracak kadar gaflet ve delalet içinde olmalısın.
    İnsanlar senin gibi düşünseydi bir bağımsız ülkeye değil müstemleke bir ülkeye sahip olurlardı.Öyle dediğin gibi duyarlu vatansever milliyetçi olmak kolay şeyler değil, bunu hafife alanlar kolay görür.Zorluğunu arakadaşlarını kucağında şehit verenlere soracaksın.

  3. -1
     
    ismilazimdegil

    Pazar, Kasım 18th, 2007:

    evet ben baybora arkadaşın söylediklerini de “hamaset” olmaktan öte bir yere koyamayacağım maalesef.. evet ben vatan hainiyim.. amerka’dan silah alan da benim.. bu konuda herkesin kendi sağduyusuna inanmasından başka çıkış yolu göremiyorum.. eğer hala üstü kanla kaplanmamış sağduyular varsa tabii..

Koyunları kurban edin, çocukları değil başlıklı yazıya gelen yorumları takip et veya bu yazı hakkında bahsedenleri gör.

Yorum yap




Senin yorumundan sonraki yorumlar E-postana gelsin mi?


 
Ne çok severiz seni Wordpress