Siz işverenler
smurf yazmış
İşte yeni bir gün başlıyor. Yine üzüntüler, sevinçler, heyecanlar yaşanacak yeni bir gün.
Sömürülen duygular, köleleşmiş zihniyetlerle pekişerek birer kurşun asker olacağız bu günde. Kimse kendisi gibi olamayıp, başka kimlikler hevesine bürünerek, tonlarca et yığını insanın peşine düşecek.
Bütün güzellikleri alnından akan teri silen güzel insanlara heiye ederken, tüm hor görülmüş, kokuşmuş duyguları, güzel insanları köle gibi gören gözlere, işverenlere armağan ediyorum.
|
1 Haziran, Pazar , 2008







Pazartesi, Haziran 2nd, 2008:
sırf yazı yazmış olmak için birilerine saldırmak hoşuna gidiyor olmalı yazdığın yazıyada bakılırsa ne kadar sığ ve kıt bilgilerle donatıldığın ortada.
Zannediyorum ANAFİKİR adi herif katagorisine az yazı geldiği için bu kısa notu hikaye gibi yayınlama gafletinde bulundu.
HİÇ BİRİSİNE EKMEK VERME, YADA ONUN SENİN VERDİĞİN MAAŞTAN EVİNİ GEÇİNDİRDİĞİNİ DÜŞÜNDÜNMÜ. İş veren olmasaydı nasıl ayakta duracaktın. Ekmaği kim verecekti ŞÜKÜR TAHTANIN BOŞ OLDUĞU BELLİ.
YANIMDA 40 KİŞİYE YAKIN EKMEK YİYEN İNSAN VAR VE EN BÜYÜK MUTLULUĞUM ONLARA AY BAŞINDA MAAŞ DAĞITMAK.
azaor piyasa koşullarında rekabet etmekte güçlük çekip iş yerini ayakta tutmaya çaba harcaken bir de senin gibi densizlaerin edpsiz sözlerine maruz kalıyoruz . Kınıyorum seni
Pazartesi, Haziran 2nd, 2008:
İşçi ile işveren arasındaki ilişki sanayi devriminin başından beri çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. İşverenler, işçileri karşısında doğal bir üstünlüğe sahiptir. Bu üstün konumlarını kötüye kullanmaları, işçilerine mümkün olan en düşük ücreti vermeleri ihtimal dahilindedir. İşçiler ise ancak güçlerini birleştirdikleri, sendikalaştıkları takdirde haklarını koruyabilirler.
Kapitalist ve komünist sistemler, işçi ve işveren meselesine iki farklı ve zıt yorumun ifadesidir.
İşveren mi işçisine “ekmek” vermektedir, yoksa işçi işveren tarafından sömürülmekte midir? Elbette genel bir değerlendirme yaparak her işletmeye aynı şekilde yaklaşmak hatalı olur. Fakat kendi kişisel kanaatim, ikisi de birbirinden ayrı başarılı olamadığı için ne işçi sömürülmektedir, ne de işveren işçilerine lütuf göstermektedir. Ortada bir işbirliği vardır ve konumları farklı olsa da birinin diğerine minnet borcu yoktur.
Öncelikle komünizmi ele alalım. Komünizmde serbest piyasa yoktur. Her şey devlet kontrolü altındadır ve bunun amacı işçilerin sömürülmesini önlemektir. Bu nedenle herkesin iş güvencesi vardır. Tüm çalışanlar işten çıkarılmayacaklarını bilirler. Bedava sağlık ve eğitim hizmeti alacaklarından, yaşlanınca emekli maaşlarının ödeneceğinden emindirler. Kimse patron değildir. Fabrikaların başındakiler de devletin memurlarıdır.
İnsanlığın dünya üzerinde ulaşacağı nihai huzur ortamı gibi görünen bu sistem maalesef gerektiği gibi işlememiştir. Herhangi bir kaygıdan yoksun işçiler asgari verimle çalışmış, hiç gayret göstermeyenle en çok çalışan aynı maaşı almaya devam etmiştir. Fabrikasının sahibi olmayan yönetici onu geliştirmek, karı arttırmak için kafasını yormamıştır. Genel bir tembellik havası tüm topluma yayılmıştır. Bu şaşırtıcı derecede basit sebepler Sovyetlerin çöküşünde belirleyici rol oynamıştır. Komünist kurallara göre çalışan bir sanayinin kapitalist sanayi ile rekabet etmesi mümkün değildir.
Bugün yeryüzünde komünist olma iddiasındaki en büyük ülke, yani Çin, son yirmi yıldır inanılmaz bir ekonomik büyüme içindedir. Fakat bu performansını tamamen serbest piyasa sistemine geçmesine borçludur. Çin’in itici gücü olan köylerden kentlere göç etmiş on milyonlarca işçi, hiç bir sosyal güvenceleri olmadan karın tokluğuna çalışmaktadır. Elimin altında olan bazı verileri paylaşayım. Dünyadaki oyuncakların %70′i Çin’de üretilmektedir. ABD’deki bir mağazada 10 dolara satılan Çin malı bir oyuncak bebek için rakamlar şunlardır: Sekiz dolar nakliye, pazarlama, toptancılar, perakendeciler ve mağazanın karına gitmektedir. Kalan iki dolardan biri Hong Kong’lu fabrika yöneticisi ve taşımacılar arasında paylaşılmakta, 65 sent hammaddeye gitmekte, kalan 35 sent ise işçilik, elektrik ve işletme giderlerine harcanmakta. Yani 10 dolara satılan bir oyuncağı üreten işçi pay olarak 35 sent bile alamamakta. Çin’de milyonlarca işçi yılda 150 dolar kazanmakta. Hatta bazı işletmeler beslenme, barınma, işçilik masrafı gibi kesintilerde bulunarak işçilerini kendilerine borçlu bile çıkarmakta. Yine binlerce işçi iş kazalarında ölmekte ve sakat kalmakta. Bu durumlarda kendileri ve aileleri çok düşük tazminatlar almakta ya da hiç tazminat alamamakta.
Burada Çinli işçilerin acıklı durumunu anlatma amacında değilim. Anlatmak istediğim sözde komünist Çin’in son yıllardaki ekonomik atılımı tamamen kapitalist koşullarda gelişmiştir. Burada esas rolü üstlenenler işverenlerdir. İşçi hakları yeniyor gibi görünse de başka şekilde sanayileşmek mümkün değildir. Bugün Çin’de yaşanan tablonun benzerini yüz elli yıl önceki İngiltere’yi anlatan Charles Dickens’in kitaplarında görebilirsiniz. Bugün İngiltere halkı işçi ve burjuvasıyla belli standartları yakalamıştır.
Sonuçta bu yazıyla ne anlatmak istedim? İşçiler haklarının yendiğini düşünmekte haklıdırlar. Çin’de tekstil sektöründe 19 milyon işçi çalışmaktadır ve 2005′te ihraç edilen malın değeri 116 milyar dolar olmuştur. Yani işçi başına 6100 dolar düşmektedir. Fakat çoğu işçi yılda birkaç yüz dolar kazanmaktadır. Türkiye’de oranlar bu kadar büyük olmasa da, işçinin ürettiği ile kazandığı arasında ciddi değer farkı vardır. Diğer taraftan bu durumu düzeltmek –en azından kısa vadede- mümkün değildir. Çünkü serbest piyasada daha ucuza çalışacak işçi bulunduğu sürece acımasız rekabet devam edecektir.
Marx gibi düşünürler bu çarpıklıkları görmüş ve eninde sonunda işçi sınıfının ayaklanarak bir devrimle komünizmi ilan edeceğini öngörmüştür. Bu gerçekten olmuş fakat komünist devletler diğerleriyle ekonomik alanda rekabet edememişlerdir. Bugün en büyük işçi sömürüsünün kendisine komünist diyen bir ülkede olması hayli ironiktir. Peki ufukta başka devrimler var mıdır? Büyük kalabalıklar aç kalmadıkça hayır.
Pazartesi, Haziran 2nd, 2008:
Arkadaşım sen işvren konusunda şanssız birisin sanırım.Ama bunu tüm işvrenlere mal edip bir genelleme yapmak yanlış diye düşünüyorum.Sanayileşmenin gelişmesiyle ve ortaya çıkan rekabet sonucu bir sömürü düzeni ortaya çıktı bunu inkar etmemek lazım.Özellikle büyük şirketler,fabrikalar az parayla çok iş yapmanın,çalışanına değer vermeksizin kar etmenin yollarını arıyorlar.Bunu yaşamış biri olarak söylüyorum.Özel sektör bu amaç içinde çalışıyor.Devlete ait olanları da haksız kazanç sağlayan işçilerle dolu.Niye?Çünkü az iş yapanla çok çalışanda aynı maaşı alıyor.Bu bağlamda iki tarafında iyi-kötü yanları fazla.Ancak bunu belirtmeden de geçemeyeceğim,küçük işletmelerde özellikle gerçekten hak yemeden işçi çalıştıranlar var.Örneğin benim babam gurulra bahsedebilirim ki hiç bir zaman çalışanlarına değersiz davranmamış ihtiyacı olanın her zaman yanında olmuş bayram gibi özel günlerde yanında çalıştırdığı insanların ihtiyaçalrını görmüş diğer günlerde de gereken yardımı yapmaktan çekinmemiş ve biz çocuklarına asla yanında çalıştırdığı insanları küçümsememizi öğretmiştir.Bu yüzden yazdıklarına katılmıyorum.İyiler olduğu gibi kötülerde var tıpki her meslek gurubunda olduğu gibi.
Salı, Haziran 3rd, 2008:
Hayat gerçekten zor sana katılmamak elde değil ama herkes aynı değildir. Ne mutlu çileğin babası gibi patronlara ne mutlu öylesi patronların işçilerine. Hayatta kalmak için yapılanlar bence işkence gibi görünmemeli. Hak yiyerek bir yere gelinmez. İllaki karşılığı görülür ama Kimbilir biz işçiler işveren olsak nasıl davranırdık. elemanına göre de değişir. Biraz yüz bulan işçilerin neler yaptığını görüyoruz. Ama sana başta dediğim gibi katılmamak elde de değil.
Pazartesi, Temmuz 21st, 2008:
Sadece yazı yazdım demek için karalanmış birkaç vasat cümle.