Ev
leviathan yazmış
Mahkeme, tek celsede boşanma kararını verdi. Taraflar memnundu.
Figen Hanım gayet sakin adımlarla gitti Halil Beyin yanına. Tokalaştılar. Medeni durumları artık evli değildi; ama ayrılışları medeni olmuştu. Oysa her türlü medeniyetsizlik yapılmıştı son birkaç yıl boyunca. Ağır hakaretler, aşağılamalar, hatta bilumum süs eşyalarının baş istikametinde fırlatılması gibi…
Figen Hanım zaten mahkeme kararını beklemeden eşyalarını toplamış ve yedi yıldır yalnız yaşayan annesinin yanına yerleşmişti. Halil Bey ise aynı evde kalmaya devam edecekti.
Çocuklar mı? Güzel soru. Herhangi bir mahkeme salonunda, ne zaman bir hakim, bir evlilik için boşanma kararı verse, kararın altında ezilenler sadece çocuklar olur. Anlam veremezler olup bitene.
Duruşmanın ardından mahkeme salonundan kiminle çıkacaklarını bilemezler. Gerçi hakim bey, çocukları taraflardan birine emanet etmiştir ama çocuklar o anın duygusal yoğunluğundan dolayı hangi ebeveyne ait olduklarına dikkat edememişlerdir…
Caner, yaşının küçüklüğünden ve annesine olan yakınlığından dolayı Figen Hanımın peşine düşmüştü. Eli annesinin elinde, gözleri babasının gözlerindeydi.
Hande ise üzgün olduğu kadar, kızgındı da. Artık ikisiyle de kalamayacağını düşünmekteydi. Kendisini onlardan saklayarak, anne ve babasına bir nevi ceza kesmek istiyordu.
Üniversiteden arkadaşı Başak, evini Hande’ye seve seve açmıştı. Hatta evini açmakla kalmamış, ailesiyle kalmaması için Hande’yi teşvik bile etmişti. Zaten Başak için evlilik olmaması gereken bir müesseseydi. Kapitalizmin, kitleleri kontrol etme araçlarından biriydi evlilik.
Başak’la konuştukça Hande’de uzak durmaya başlamıştı evlilik fikrinden. Hele ki, yakından yaşadığı böyle bir örneğin ardından, evliliğe cesaret etmesi beklenemezdi.
Aslında anne ve babasının, birkaç yıldır artarak süren tartışmaları, kavgaları, Hande’yi boşanma kararına alıştırmıştı. Onlar salonda kavga ederken, odasına çekilip saatlerce ağlamaktan usanmıştı. “Ayrılsınlar artık” diyordu. “Sürekli ağlayacağıma, birkaç ay ağlarım, sonra alışırım” diye düşünüyordu. “Zaten şunun şurasında, kendi ayaklarım üzerinde durmaya ne kaldı?”
Hande’yi asıl rahatsız eden, kendi durumu değildi. Annesinin ne yapacağını, nasıl yapacağını düşünüyordu. “Dul” sıfatını taşımaya başladıktan sonra, bir kadının başına neler gelebileceğini biliyordu Hande.
Etraf aç kurtlarla doluydu ve namussuz olan, asla o aç kurtlar olmazdı. Namussuzluk, sadece kadına özgüydü sanki. Ama anlayabiliyordu Hande bu durumu; çünkü erkekten iffet beklemek anlamsızdı ona göre.
Erkek, yaratılışı ve Freud’un tezleri gereği, doğuştan namussuzdu ve çok sevdiği bir kitapta yazıldığı gibi, erkekte namusun olmaması durumuna, namussuzluk değil, çapkınlık denirdi!
Erkek arkadaşlarıyla bu konuyu çok tartışırdı Hande.
- “Asıl erkeğin or.spusundan korkacaksın” derdi.
Kadının en özel yerine incecik bir zar yerleştirilmesini ve kendisi her türlü haltı yiyen erkeklerin bu zar üzerinden namus timsali kesilmelerini hakkaniyetle bağdaştırmazdı. Böyle adaletsiz bir yaratılışın canı cehennemeydi…
Hande bir an önce evine gidip, eşyalarını toplamak istiyordu. Başak’ta kalacak olmaktan çok memnun olmasa da –ki kendi evinin yerini asla tutamayacağını biliyordu- mecburen arkadaşının yanına yerleşecekti.
24 yıldır oturdukları evin önüne geldi Hande. Bu evde doğmuş, bu sokaklarda büyümüş, bu bakkaldan alışveriş yapmıştı. Onun eviydi burası ve bir eve sahip olmanın değerini şimdi net bir şekilde anlıyordu.
“Gideceğim bir evim yok artık” diye geçirdi içinden. Gözleri dolmaya başladı. Bunu hiç düşünmemişti daha önce. Ağlayarak çıktı apartmanın merdivenlerini.
Oturdukları dairenin kapısının önüne geldi. Kendi anahtarını çıkardı cebinden. Bir an durdu. Karşısındaki kapı, elindeki anahtar yabancı gelmişti ona. Etrafına bakındı. Neresiydi burası?
Derken yan dairenin kapısı açıldı. 60 yaşlarında bir amca çıktı dışarı. Hande korkarak baktı adamcağıza. Bu da kimdi şimdi?
Adam telaşlı bir şekilde Hande’ye doğru yürüdü. “Hande… Evladım neyin var…” dedi yaşlı adam. Elindeki anahtarı düşürdü Hande ve koşarak çıktı binadan.
Not: Bu hikayede adı geçen kişi ve kurumlar bir hayalin, anlatılan olay ve olaylar ise birçok gerçeğin ürünüdür…
|
5 Aralık, Çarşamba , 2007






Çarşamba, Aralık 5th, 2007:
güzel olmus. cok dogru saptamala yapilmis ama bir seyler eksik. tam olmamis. olay kilitlenmis ve cözülmeden kalmis. hikayenin girisi ve gelismesi var da sonuc nerede?
Çarşamba, Aralık 5th, 2007:
Anlamsızlığımın kusuruna bakma da ben hikayenin sonunda ki o yaşlı amcadan sonra Hande niye kaçtı niç anlayamadım.Hikayenin içeriği çok yaşanan bir gerçek ama sanki biraz daha uzaması gerekiyormuş bence sen bunu devam ettir bizde sonuca varalım.
Perşembe, Aralık 6th, 2007:
Yaşadım, biliyorum bu acı deneyimi (( Çok zor ,ama unutuluyor, geçiyor,siliniyor hatıralar birer birer yıllar geçtikçe…
Cuma, Aralık 7th, 2007:
ellerine sağlık.konun içeriği çok güsel.benimde başımdan geldi geçti zamanında ailem banada tattırdı bu deneyimi neyse.Anlatılan cümleler grçekten doğru ama hikayenin sonu eksik olmuş devam etseymişsin daha ii olur du.Yarım kalmış gibi sankii
Cuma, Aralık 7th, 2007:
az evvel edindiğim bilgiye göre hande kocaya kaçmış :P şaka bi yana güzel bi konu üzerine güzel saptamalar var bu yazıda eline sağlık..