Evimin duvarları şampanya rengi olsun

 anafikir yazmış

Birazdan gözlerimin içine bakacak. Öyle hissediyorum. Korkuyorum.

Tavan ne kadar da beyazmış. Daha önce rengine hiç dikkat etmemiştim. 3 yıldır bu evde kalıyorum ama bir kez olsun ne duvarların rengini beynime kaydetmişliğim var ne de tavanın.

Şimdi bakıyorum da sarı ile krem karışımı bir renkmiş bu. Kirlenmiş yer yer, boyatmak lazım bir ara.

- “Şampanya?” dedi.

Korktum. Aklımı, düşüncelerimi okur gibi geldi bir an.

- “Sanırım” dedim. “Sanırım şampanyadır

Garip garip baktı yanağıma. Ve doğrulup uzaklaştı.

Tüm gece gözlerimiz hiç deymemişti birbirine. Yalnızca erotik, kırmızı kısımlarımıza baktık birbirimizin. Dudaklarım, kalçam, göğsüm onun ihtiraslı bakışlarından nasibini almıştı ama gözlerim şanslıydı. Kurtuldu.

Biraz önce göğsümü eliyle acıtırcasına sıkarken ne hissettiğimi ben bile anlayamadım. Üzerimde gelip giderken onu izledim. Sanki gel-gitlerden etkilenen ben değildim. Sanki dışarıdan izliyordum tüm olanları.

Evimde, pijamalarımla o bildik, konusuz, tatsız, mekanik porno filmlerinden birini izler gibiydim. Aynı anda hem başrolde hem de seyirci olmak pek ala mümkünmüş demek ki.

Odadan çıkarken beline yarım yamalak sardığı çarşafın kıvrımlarının arasından, sırtına kadar çıktı gözlerim. Aklım karıştı. Evimde yabancı gibiydim. Bir başkası evimde dolanıyordu ve ben yatağımda çırılçıplak, kıpırdamadan tavanı izliyordum.

Elinde şampanyayla geri gelir görürken onu, rahatladım. Aklımı okumuyormuş neyse ki. Okusa keşke, okuyabilse, ben gibi düşünse mesela.

Zeki insanları seviyorum. Ama bana rastlamazlar hiç. Daha ziyade üçgen vucutluları seçer bedenim. Beynim yapmazmış gibi seçimi. Hoş yapsa da ne farkeder ki. Neden beni zorlayacak biriyle olmak isteyeyim ki. Aptalları, sevişme arsızlığından andavallaşmış, “Gak” desem yapacak olanları varken.

Bugüne kadar çok fazla kritik seçimle de karşılaşmadım ki zaten. Hayat bana zevkleri sundu hep. Ne yani zevkleri reddetse miydim? Büyük ikramiye çıkan bilete sahip olup, paraları almamaya benziyor bu.

Benim saçım değilmiş gibi elimde kıvırdığım. İki gün önce sarıya boyatmıştım. Bugün kızıl kestane. Daha güçlüyüm sanki bu renkle. Ama büyük ihtimal ertesi gün de sıkılacağım bundan. Sarı daha çekici yapıyor beni.

Gözlerimin etrafındaki siyah çizgileri özenle çekmiyorum artık eskisi gibi. Ne de olsa onsuz da oluyor. Güzel, alımlı kızım tabi. Makyaj yapmayan salak kızlara gülerdim. O halde o kadar çaresizdiler ki. Kim beğensin ki onları?

Hayret ki beğenenleri vardı. Onlar da moron çocuklardır zaten. O kızı bulan, seven olsa olsa moron olur. Gözü yerden başka yere bakmaz bu sıkıcı tiplerin. Iyy, uzak olsunlar.

Şampanyayı garip bir bardağa doldurdu. Beyaz, üzerinde bir üniversitenin amblemi olan bir bardak. Şaşırdım. Böyle bir bardağım mı vardı ki benim? Kadeh mi kalmamıştı ki?

- “Öküz müsün?” dedim

- “Sen mutfağını hiç gördün mü kızım” dedi puşt bir şekilde sırıtarak.

Duymamış gibi içtim şampanyayı aynı bardaktan. Cevap vermeye üşendim. Ne diyebilirdim ki, ya da ne desem neyi değiştirebilirdim? Gereksiz çabalara girişme yayımı çoktan aldırmıştım.

Bardağını bırakmadan diğer eliyle elini bacaklarımın arasına attı. Biraz gezdirdi, gezdirdi. Yüzüme baktı. Baktığını bakmayan gözümle gördüm.

İnsanlara doğru bakmadan yan gözümle görmeyi öğrenmiştim. Hatta uzun zamandır gözümün objektifinde her hangi bir insanı ortalamadığımın farkına vardım şimdi.

Üzerime çıktı. Bacak aramdan girerek içimi gıdıkladı. Güldüm. Hissetmekle hissetmemek arasındaydım. Gülüşüm hissedişimden değil, üzerimde çaba harcanmasını görmektendi. Hoşuma gitti oralarımda debelenmesi.

Debelendikçe elindeki bardaktan şampanya göbeğime, bacaklarıma dökülüyordu. Bir süre gülümsememi bozmasın diye ve ayrıca erincimden bir şey demedim. Ama o bir damla şansını zorladı. Uzun zamandır içine, derinine bakılmamış gözüme geldi.

İçime gelmesi umurumda değildi. O damlanın birçok kardeşi içime gelmişti ama gözüme gelemezdi. Birazcık doğrulup, dili dışarıda debelenen hayvana uzanıp, tokadı indirdim suratına.

İrkildi. Biraz durdu. “Şimdi ‘Ne oluyor yahu’ diyecek” dedim içimden.

Demedi. Ne yapıyorsa daha bir iniltili yapmaya başladı. Daha hoyrat, daha sert, daha hayvan oluverdi.

- “Aptal” dedim içimden.

Bardak yere düştü. Kırıldı mı bilmiyorum.

Halımı düşündüm o an. Onu ilk aldığım günü hatırladım. Üniversitenin ilk haftasıydı. Babam kendi eliyle yerleştirmişti beni evime. Her şeyi beraber almıştık. Arkadaşlarımın yeni evime hayranlıkla baktılarını bugün gibi hatırlıyorum. Bir de babamın “Çok uğrayamam, sana ek kart çıkarttım. İstediğin şeyi alırsın” demesi. Pek sevinmiştim. Alışveriş damarlarım kabarıvermişti.

Şimdi düşen bardakla kirlenmişti halım. Alırdım, yenisini alırdım ne olacaktı ki? Üzülmeye mi değerdi ki, en nihayetinde halıydı.

Kapı açıldı. Kim açtı, nasıl açtı? Kitlemiştim, anahtarı mı vardı ki? Kimlere, kaç kişeye verdim acaba?

Az sonra odamın kapısı açıldı. Aralandı biraz, göremedim kim olduğunu. İttim üzerimdekini. Yatağın kenarından sarktım görmek için, göremedim. Geri kapanır gibi oldu kapı. Yataktakine baktım

- “Ne var?” dedi.

İçeriden, diğer odalardan çarpışma sesleri geldi, kırılmalar, şangırdamalar. Az sonra odanın kapısı tekrar aralandı. Gayret ettim, daha çok eğildim bu kez görebilmek için, kimdi bu? Kırmızı bir kutu uçarak üzerime geldi o an! Bir şangırdama daha geldi kulağımın kenarından.

Yataktakine baktım. Yoktu.

Kimdi ki bu, meraklandım iyice. Ayağa kalkasım geldi, sonra vazgeçtim, üşendim. Her kimse çoktan gitmişti zaten. “Ne olacak ki kalsam” diye düşündüm. Hakkaten ne olacaktı ki?

Yandaki dolaptan çıktı seninkisi. Hiçbir şey olmamış gibi.

- “Hayrola” dedim gülerek.

- “Kızım elimden kaza çıkacak diye şey ettim” dedi gülerek, biraz kabadayı.

- “Yok yaa” dedim, gülüşmelerimiz kahkahaya dönüştü.

Çektim kendime, oynasın, çabalasın, biraz daha debelensin istedim. Kaldığı yerden devam etti, her nerede kaldıysa artık.

Başımın yatağın birleştiği duvara vurmasıyla uyanır gibi oldum. Ne zaman uyuyuvermiştim ki ben. Hayvan hala üzerimdeydi gel-gitleriyle.

- “Yavaş ol, ayı!” dedim sırıtarak.

- “Bizde böyle kızım!” dedi marifetmiş gibi.

- “Bir şeye benzese…” dedim, yüzüm pencereye dönük.

- “Alayı hastası kızım, alayı!” dedi aptal!

Kırık vazo parçalarının arasında kırmızı kutuyu gördüm. Merak ettim içindekini. Hayvan üzerimdeyken, uzanıp almaya çalıştım paketi. Uzandım, ancak kurdelasından tutup çekebildim. Ağır da bir şeye benziyordu.

Yırtıp açtım. İçinden bir kutu boya çıktı. Baktım, şampanya rengi. “Alla halla, ne diye böyle kurdela murdela uğraşmış ki” dedim içimden. Bu insanlar bir garip.

7 kez oylanmis, 5 uzerinden 3.71 7 kez oylanmis, 5 uzerinden 3.71 7 kez oylanmis, 5 uzerinden 3.71 7 kez oylanmis, 5 uzerinden 3.71 7 kez oylanmis, 5 uzerinden 3.71 Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , , , , , , , ,


9 Ocak, Çarşamba , 2008

Öneri: (Sponsor)

3 Yorum yapılmış

  1. -1
     
    kizilsu

    Perşembe, Ocak 10th, 2008:

    Şimdi merak ettiğim bir iki şey var. Birincisi bu loş ışıklı, dumanlı, ter kokulu odaya, kapı eşiğinden neden temiz hava soktuğun? Yani yazı oldukça kirli ama sanki bu kızdan yine de çok nefret etmemizi istememişsin? Hala gözlerini masum tutmaya çalışan, aslında beynini okuyan, zeki biriyle sevişmek isteyen, bir an dahi olsa kirlenen halısını düşünen vs. vs. bir kız bu. Sonuç olarak da yazı sonunda yeterince nefret edemiyosun ondan.

    Bir de, erkek bir yazar olarak bu yazının ana karakterini neden kadın olarak seçtiğin? Bu feminist bir serzeniş değil. Kirli bir yazı yazıp, kendini bu kirin içine yerleştirememen, bu yazıya ait hissetmemen mi nedeni? Ya da insanlarda kurgu mu değil mi soru işaretleri bırakmamak mı? Çünkü kadın olunca direk olarak kurgu işte bu diyebiliyoruz. Yani bu yazıda kendini neden temiz bıraktın?

    Bunlar dışında, şampanya detayları güzel olmuş. Ve bir de şampanyanın kızın masum tutmaya çalıştığı gözüne girmesiyle verdiği tepki ve adamın bu tepkiyi algılayış biçimini yazdığın bölümü oldukça beğendim. Yine ince işçilik var yazıda. Eline sağlık.

  2. +1
     
    baybora

    Cumartesi, Ocak 12th, 2008:

    kIZILSU
    Yazar içinde bastırdığı kadını dışa vuruyor olabilirmi.sorundan onu anladım.belkide eşcinseldir.

  3. +0
     
    kizilsu

    Pazar, Ocak 13th, 2008:

    Yok aslında @baybora, öyle düşünerek sormadım hiç hatta hiç alakası yok bence. Aslında net olarak şunu söylemek istedim. “Kirli” yazı yazmak cesaret isteyen bir şeydir. Masum sevişleri yazmak kolaydır, ama “Canım çekti, yaptım!” demek cesaret ister. Bu yazı bir derece cesur geldi o açıdan. Ama eğer baş kahramanını kendisi yapsaydı yazar, asıl o zaman “gerçekten cesur” bir yazı olurdu bence. Böyle olunca kendini dışında tuttuğu “kirli” bir hikaye okumuş olduk ve kendimiz dışarda olduğumuz sürece kirli hikayeler yazmak daha kolaydır.

Evimin duvarları şampanya rengi olsun başlıklı yazıya gelen yorumları takip et veya bu yazı hakkında bahsedenleri gör.

Yorum yap




Senin yorumundan sonraki yorumlar E-postana gelsin mi?


 
Ne çok severiz seni Wordpress