Farklı zamanların farklı insanları
Constantine yazmış
“Aman kızım önüne bak!” diye bağırdı yaşlı adam. Halbuki bu adamın yanından geçtiğini bile hatırlamıyordu genç kız. Korkarak, gözlerleri yaşlı, adama baktı. Üzerinde paltosu ve paltosunun içinde takım elbisesi vardı. Emekli bir devlet memuruna benziyordu.
Emekli oldukları halde yine işe gidermiş gibi giyinen ama aslında işe gitmeyen sadece ölümü beklerken “Hadi biraz da yürüyeyim” diyenlerdendi herhalde.
Genç kızı elinden tutarak kaldırdı yaşlı adam. Genç kız, korkak gözleri ile “Acaba bana ne kötülük yapacak” diye düşünürken
Hemen uzaklaşırcasına orayı terk etti. Hızlı yürüyordu, eve geç kaldığı yetmezmiş gibi bir de düşmüş zaten üç beş kuruşa aldığı pantolonunda da küçük bir yırtık oluşmuştu.
“Çok ucuzdu ama severdim” diye düşünürken aklını annesinin sorularına vereceği cevaplar için hazırlıyordu.
- “Nerdesin sen bu saate kadar?” diye gürledi annesi.
Halbuki saat daha yeni dokuza geliyordu.
- “Yolda arkadaşımı gördüm. Sağdan soldan konuşurken saati unutmuşum anne” dedi genç kız.
Hemen pantolonunun yırtığını gizleyerek odasına yöneldi. Küçük kardeşi çıktı karşısına. “Abla bana ne aldın” der gibi bakıyordu. Hâlbuki ablasının cebinde bir ekmek parası bile yoktu.
Neyse ki, yarın maaşlarını alacaklardı. O yüzden biraz da olsa sevinçliydi.
Bugün başına gelenlere inanamıyordu. O çocuk nasıl da bakmıştı ona, nasıl içini okşamıştı sanki. Ona bakarken nasıl da yere kapaklandı. “Çocuk gördüyse rezil oldum” diye düşündü. Bir an için ezilip büzüldü “Ama bunda gülünecek ne var, ben de güzelim” diye düşündü.
Çalıştığı kafeyi görmüştü. Acaba oraya arkadaşları ile gitse miydi? “Yok yok” dedi içinden “Tek başıma gideyim“. Ertesi günün hemen olması için Allah’a dua etti.
Sabah yatağından doğrulmak zor geliyordu. Saate baktı, neyse ki işe yetişebilecek vakti vardı. Hemen giyindi.
Bugün kendini ayrı bir güzel hissediyordu. Bir çırpıda evden çıktı. İşe giderken içi içine sığmıyordu. “Bu gün biraz erken çıkarım işten” diye düşündü.
Yüzünde o aşıkların aptal gülümsemesi varmış gibi hissetti ama bu his onu hiç de üzmedi. İş yerinde herkes ona iltifatlar yağdırdı. Hatta “Hayırdır, bir buluşmaya mı gidiyorsun” diyenler bile vardı.
Patronundan erken çıkmak için izin aldı. Neyse ki işleri çok yoğun değildi. Hem öylesine bir terzide işler ne kadar yoğun olabilirdi. Bayram seyran da yoktu zaten.
İşten çıkdığı gibi kafenin yolunu tuttu. Köşede boş bir masa gördü, hemen oturdu. Bahçe tarafında oturuyordu. Bir garson yanına yaklaştı ama bu o değildi. “Şimdilik bir şey almayacağım” diyerek uzaklaştırdı ama o hala etrafta yoktu.
Sonra başka bir garson daha yöneldi bu genç ve güzel hanıma. Ama o hiç garsonu görmüyordu. Sanki gözünü bir hayal bürümüştü. Garson;
- “Hoş geldiniz, bir şey içer misiniz?” diye sordu.
Bir anda genç kızın gözündeki hayal perdesi kalktı. Çünkü hayali gerçek olmuştu. İşte karşısında duruyordu. Çok heyecanlandı. Bir anda dili damağı kurudu.
- “Su” dedi.
Ama inanamıyordu. Ağzından bu kelimenin bile çıkmasına şaşırmıştı.
- “Başka bir isteğiniz?” diye sordu garson çocuk.
- “Bi’ bi’ bi’ de kahve” dedi.
Soluğu kesilmişti artık. Heyecanla, garson bir daha geldiğinde ne söyleyeceğini düşünüyordu. Acaba masasına mı davet etseydi?
“Bu kadar aptalca bir şey olamaz” diye düşündü, sonuçta burada çalışan birisiydi. Ne yapsaydı ki, bir şekilde konuşma fırsatı yakalasaydı.
Kalbi hala deli gibi çarpıyordu. Bir anda onu gördü. Yavaşça gözleri kararmaya başladı. “Tanrım bana ne oluyor” diye iç geçirmeye kalmadan oturduğu sandalyeden yere düştü!
Düşerken sanki büyük bir karanlığın içine düşüyordu. Etraf sesizleşti ve artık hiçbir ses ya da ışık yoktu. Karanlıkta hapsoldu.
***
Gözlerini açtı. Etrafı kalabalık gibiydi. Birisi bağırıyordu.
- “Lütfen açılır mısınız, biraz hava alması gerekiyor”
Elinde su ile bekleyen ve kolanya ile suratını ovuşturan o çocuktu. Doğrulmaya çalıştı ama çocuk kalkmaması gerektiğini söylüyordu. Bir yandan da bileklerini kolanyalıyordu. Genç kız
- “Ben iyiyim” dedi. Garson çocuk
- “Hayır siz iyi değilsiniz, isterseniz bir hastaneye gidelim” dedi.
Ayağa kalktı, şimdi kendini iyi hissediyordu. “Rezil oldum” diye düşündü. Arkasına bile bakmadan koşmaya başladı.
Ağlıyordu. Nereye gittiğini bilmeden sadece koşuyordu. Nefes alamayıncaya kadar koştu. Artık nefes alamıyordu.
Durdu. Neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sevmekten korktu. “Böyle olmaması gerekiyor” diye düşündü. “Sevmek aynı anda bu kadar güzel, bu kadar heyecanlı ve bu kadar acı verici olamaz” dedi.
Ağladı. Farklı zamanların, farklı insanları dışarıdan bakıldığında hepsi aynı ama bir de kapıdan içeri bakmak gerekiyor.
|
8 Mayıs, Perşembe , 2008







Perşembe, Mayıs 8th, 2008:
Ne güzel yazmışsınız.Severek,zevkle okudum.Hayal gücünüz ve kurgulama gayet iyi.
Bence bu işe devam edin ara vermeden.Elinize sağlık,diyorum..
Cuma, Mayıs 9th, 2008:
Hep mi böyle olur?Beyendiğin birinin karşısına çıktığında terlermeye başalrsın,ellerin sanki vücudunda birer fazlalıkmış sana sonradan verilmiş gibi nereye koyacağını bilemezsin,bir anda tüm sakarlıkların tutar.En olmadık şeyleri yapar ya da dilin senden ayrı bir organmış gibi saçmalamaya başlar.Yüreğin göğüs kafesinden ha fırladı ha fırlayacaktır.Sonra zamanla karşındaki insanı tanıdıkça o ilk anların aklına gelir ne saçma olduğunu onunda senden bir farkı olmadığını anlar ve nihayet huzura kavuşursun.
Cuma, Mayıs 9th, 2008:
çok hoşsun …
Cuma, Mayıs 9th, 2008:
Çok güzel ve sonunu okudugumda sok oldum hıc beklemıyordum klıse dramatık bı hıkayaye donmesını beklıyordum sonunu okudugumda vuruldum acıkcası bugune kadar konu ne olursa olsun ıstedıgım kısı yada varlıkları tek basıma mucadele vererek elde etmeyı basardım hıc boyle agır heyecanlarım olmadı, ustune gıttım korkularımın yada daha benı bayıltmayı basaracak bı arzuya ulasamadım :D
Sevmek korkuturmu ınsanı ? nedır bu ınsan oglundakı sevmek - kaybetmek korkuları ? hayatın fanı oldugunu bılen bızler neden zamanımızı korkularla yasayalım kı ? bu yazıyı okurken gecırdıgınız 1 yada 2 dakıkayı kımse bıze gerı veremıyor. neden sevdıklerımıze korkularımız yuzunden engel koyalım kı zaman akıp gıdıyor hayatta mutlu olabılmek ıcın rısk almak gerekır sevgıden kacmak yerıne sevgıye kosmak bence daha mantıklı
Cumartesi, Mayıs 10th, 2008:
Aslında öyle ama bunu çoğu kişi yapamıyor. Geçmişinde yaşadığı bazı deneyimler insana zor anlar yaşatabiliyor. Ülkemizde küçükten gelen çekingenlik ve aşkın yada sevginin her zaman acı verdiğini görenler korkuyorlar. Bu yüzden insanlar birbirine gerçekleri söylemeye çekiniyorlar. Aslında çoğu zaman duymuşuzdur hikayelerden romanlardan gerçek hayattan sevdiğini söyleyemen insan yıllar sonra karşı cinsinde ona aşık olduğunu duyuyor. Yada başka bir senaryo sevildiğini öğrenen insanın geri çekilmesi uzaklaşması olayı. İnsanlar bilmiyorlar ki sevilmek en güzel şey. Doğru bir dille bunlar aşılabilir. Bende yaşadım böyle bir deneyim. Birisine aşık oldum. Söyledim ama o böyle hissetmediğini söyledi. Ama yinede arkadaş kalabileceğimizi söyledi. Bende neden olmasın dedim ve hala çok yakın arkadaşımdır kendisi. Belkide ülkemizdeki iletişim sorunun dan da kaylaklı olabilir sorun !!!