Güzel İstanbul’un silueti, ben ve depresif acım
linka09 yazmış
Zaman kendini bir oraya bir buraya savuran ama en sonunda kendi haline bırakan bir sarsıcı kuvvetti onun için. Kendine iyi bakmaktansa unutmayı, kendini sevmektense sevmemeyi öğretmişti sanki yaşadıkları.
Çocukken kaçtığı okul sıralarından sonra artık kendisini terkedilmiş bir binanın alt katında saklanırken bulduğu yalnız günlerini, sevgisini sakladığı babasını, sevgi anlayışının öyle olduğunu tahmin edemeden tabiî ki, annesinin 3 çocuğunu büyütmek için çabalarken nasıl titrediğini hatırlattı bu ıssız Beşiktaş iskelesi.
Gözleri İstanbul’u değil, İstanbul’un en eski kızının anılarını hatırlatan Kız kulesine bakıyordu. Dalmıştı. Dizlerine kadar olan küçük duvara yaslamıştı dizlerini, ellerini birbirine kavuşturmuş arkasında su şişesini tutuyordu.
Düşünmek istiyordu her şeyi. Düşünmek için zorluyor gibi hissetti kendisini. Unuttuğu acılarını, kendisini bir türlü sevemeyen ve hiç onun olmayan sevgili Selma’yı, ardından geçen zamanda severim belki diye çabaladığı ama bir türlü içindeki boşluğu dolduramadığı sevgilisi Aslı’yı…
Gözleri doldu. Biraz titredi. Sırtındaki palto kesmiyordu içindeki soğukluğu. Yalnızlığın kesif kokusu, duvara vuran dalgaların sesi, tuz kokusu ile birleşip, tatilde gittikleri Mersin’in Akdeniz akşamlarını hatırlattı aniden. İçindeki yalnızlık biraz biraz uzaklaşır mıydı.
Gözleri daldı tekrardan. Kaçırdı gözlerini Kız kulesinden, bu defa Sultanahmet’in karanlığı delen haşmetine daldı. Gidiyor, gidiyor, gidiyordu gözleri… Küçülüyordu. Kulaklarında yine o Akdeniz akşamlarını hatırlatan, tuz kokan dalga sesleri ve ardı sıra gelen dalgaların bitiminden yükselince karşısına çıkan Topkapı, Gülhane parkı, Yeni caminin bir parçası…
İstanbul’un denizden sonraki sonsuzluğu burada buluşuyordu. Bu güzelliği düşünmek onu biraz daha alsın götürsün, çektiği kırgın, bitmiş acılarını hatırlatsın. Hatırladıkça o depresif acıyı yeniden hissetsin istiyordu o an.
Elindeki suyun kapağını açtı. İçindeki suyu son kez yudumladı. Adeti üzerine olduğunu bile fark etmeden aldı kapağını attı su şişesini adalardan misafir dalganın son durağına doğru. İzleyemedi. Öyle yeniden kalakaldı. Gözleri bir yere gidemiyordu bu defa. Bakıyordu sadece.
Gökyüzünün karanlığı ve sesizliği adeta boğazın karanlığı ile bütünleşiyordu. Yıldızsız bir gecede dalgalı bir deniz, tuzlu bir Akdeniz akşamının beynindeki git gellerini hatırlatıyordu ona, o anki bütünlük. Ayın dolunay misali göz dolduran hali.
|
1 Haziran, Cuma , 2007






