Sonbaharım
dark_writer yazmış
Sapsarı bir güz döneminde tanıştık Damla’yla. Aynı filmlerdeki gibi aşkımız, Eros’un okuyla bizi vurmasıyla başlamıştı sanki. Bakışmalarımızın arasından sararmış yapraklar uçuşuyordu. Ansızın bastıran yağmur, sert damlalarla çoktan kalbime kazımıştı ismini, Damla!
Elimde, babamın siyah eski ama hala ilk günki gibi parlak, bastonu anımsatan şemsiyesi o an unutulmayacak bir anı yaşattı bana…
Yağmurun şiddetiyle herkes sığınacak bir yer arama telaşındaydı. Yanına gittim. Şemsiyemle daha fazla ıslanmaması için yardımcı oldum.
O an hiçbir şey aklımda değildi. Kıyamet kopacak olsa ben onu izlemeye devam ederdim. O ıslak güneş rengi saçları ve deniz gözleriyle bana bakışı, “Teşekkür ederim” demesi ve ıslak yollarda beraber adımlarımız…
Yol boyunca hiç konuşmadan yürümeye devam ettik. Yağmur ise hafiflemişti. Yağmur sayesinde herkesin doluştuğu sıcak bir cafeye girdik. Orada başladı, ilk konuşmamız.
Sözlerimiz duygu seli oldu aktı, aşkla tanıştım. O gözlerde boğuldum. Kendi kendime, “Damlam” demeye başladım. Zaman o kadar kısa olamazdı. Hemen akşam oldu. O sarı saçlara dokunmanın sonu gelmişti. O bakışlara doyamadan ayrılma zamanı gelmişti. Elbette tekrar görüşecektik ama, onsuz yarını beklemek zor olacaktı benim için.
Günler geçiyor, aşkımız daha da alevleniyordu. Birbirimize kör düğüm olmuştuk. Kimse ayıramazdı bizi, hiçbir şey engel olamazdı bu aşka diyerek haykırmalarım günden güne artıyordu. Şiirler yazıp, hayallerini kurduğum bir sevgilim vardı artık. Şizofren bir hasta gibi yaşamaktan kurtulduğuma seviniyordum. O güzel sözlerimin bir sahibi vardı artık…
Bir gün, bir telefonla uyandım. Damla! Beni geç saate arayıp konuşmak isteğini söyledi. Sabah onunla ilk konuştuğumuz cafede buluştuk. Gözleri kızarmıştı. Üzgün ama gülümsemeye çalışan bir yüz ifadesiyle karşılaştım. Bana karşı çıkmamam gerektiğini defalarca söyleyerek “Ayrılmalıyız” dedi.
O an içimde beliren acı bambaşkaydı. O bakışları görememenin acısıydı bu, o saçları okşayamamanın acısı, tatlı sesinle bana, seni seviyorum demesini duyamayacağım için yaşadığım bir acı bu. Beni bomboş bir karanlığa iten bir acı …
Ne yaptım ki beni bu karanlıkta yalnız bırakmıştı. Uzatmanın, yaşanmamış bir sevgiyi kurcalamanın gereği yoktu artık. İçimde ona beliren bir nefret de oluşmamıştı. Hala aklımda, kalbimde yaşayan bir damlaydı o. Bir türlü silip atamadım içimden.
Yaşayan bir ölü olmuştum. Bomboş sokaklarda, ıslak kaldırımlarda yürürken sordum kendime. Koca bir yıl geçmişti. Neden bu acıyı yaşatmıştı bana diye sordum hep.
Dayanamayıp aradım. Israrla buluşmak istediğimi söyledim. Ses tonundan yorgun olduğunu anladım. Israrlarım bir şeye yaramıyordu. Telefonu kapatmak üzereydim ki onunla ilk karşılaştığımız yerde buluşmak istedi.
Şubatın soğuğu estikçe onu görmenin heyecanı ile ısınıyordum. İlk bakıştığımız yer her şey aynı yollar ıslak, yapraklar hala sürüklenip uçuşuyordu. Damla ise zayıflamıştı. Başına bağladı bandananın üstüne kırmızı bir şapka giydiği için saçlarını göremedim. Ama bakışları aynıydı.
Soğuklardan olsa gerek, biraz hasta gibi görünüyordu ama hala beni seven bakışlar vardı. Bir bankta oturduk. Kısa bir selamlaşmadan sonra bana, artık beni görmek istemediğini söyledi. Yaşanılan yılların koca bir yalan olduğunu söylerken gözlerinden akan yaşları durduramadı.
Onu aramamı ve unutmamı istedi. Son sözü de elveda oldu ve ayağa kalkmak isterken sendeledi. Ben ise yine o acıyla yüz yüze geldim. O uzaklaşırken arkasından yaşlı gözlerle baktım.
Birden durdu. Geriye doğru düşecekmiş gibi oldu ve olduğu yere yığıldı. Sararan son bahar yaprakları gibi gözümün önünde o ıslak yolla sarıldı.
Yanına gittiğimde, yaşlı gözlerinde hala beni sevdiğini görebiliyordum ama artık nefes almıyordu…
Not: Bu olanları ben yaşamadım ama yaşayan birçok aşığın olduğunu düşünüyorum. Her ne olursa hayatta kalmak için mücadele vermeliyiz…
|
30 Ağustos, Perşembe , 2007






Perşembe, Ağustos 30th, 2007:
haklısın kardeşim,doğru sölüosun..
Cuma, Ağustos 31st, 2007:
ayyy o kadar kötü oldum ki birden ama merak ettiğim birşey var bunu sen yaşamamamışsın DA PEKİ BU BİR GERÇEK OLAY MI YOKSA SENİN DÜŞÜNCENDE OLUŞTURDUĞUN BİR hikaye mi ?
Cuma, Ağustos 31st, 2007:
Gerçekte olsa hayal ürünüde olsa gerçekten yaşanılası bir durum, çok üzücü. Herşey mutlu sonla bitsin…
Cuma, Ağustos 31st, 2007:
umarım yaşanmamıştır benim kendim oluşturduğum bir hikaye. beğendiğinize sevindim
Cuma, Ağustos 31st, 2007:
ben de begendim.
Cumartesi, Eylül 1st, 2007:
iyide sonnda “bu olayı ben yaşadm diorsun”?
neyse..güzel kurgulanmş, dile gelmş, hç baymadı beni, elne sağlk KARANLK…
Cumartesi, Eylül 1st, 2007:
öykünün altındaki notda yazdım: bu olanları ben yaşamadım diye. yaşayan varsada ALLAH sabır versin. kolay olmadığını tahmin ediyorum…
Cumartesi, Eylül 1st, 2007:
aa ne salağm “yaşadm” diye okumşm..birilernn dedği gbi “kayış kopuk” ya bende , o yüzdedndr..bağşlanmayı dilermm karanlk..
Cumartesi, Eylül 1st, 2007:
olur böle hatalar:) dalgınlığına gelmiştir sorun deil. senin yazdıkların da çok hoş, kayışı koparan güzel hikayeler yazamaz. sağlamsın yani :)
Cumartesi, Eylül 1st, 2007:
öhöm tı.hang yo.u :)
Cumartesi, Eylül 1st, 2007:
tipik bir kerem asli, ferhat sirin hikayesi. yav.
Salı, Eylül 11th, 2007:
çok güzel bişy bu yaaaaa …. Gnler snra bulştukları yere geldiğinde o çapkann altndaki bandanayı neden taktğnı yani neden ayrlmk istediğini tahmin ettim (dewamını okumadan) … çok üzücü bişi Allah kimseye yaşatmasn … nerdeyse ağlıcaktm okurken :(