Veda
arya yazmış
Aynada kendine bakıyordu. Banyodan yeni çıkmıştı, saçlarından sular damlıyordu. Önce alelacele saatine baktı, saat 07:45 idi.
Güne mümkün olduğu kadar erken başlamalıydı. Her şeyi zamanında yapmalıydı. Üzerini giyip, saçlarını kurutmak için yarım saati vardı. En geç 08:15′de evden çıkmış olmalıydı.
Hemen giymek için ayırdığı kıyafetleri giydi, dağılmış birkaç kıyafeti vardı yatağın üstünde, onları toparladı. On dakika geçmişti.
Aynanın karşısına geçti. Yüzüne, saçlarına baktı. Aynada yüzüne, saçlarına böyle dikkatli bakmayalı öyle uzun zaman olmuştu ki. Birden dört yıl öncesini hatırladı. Aynalara ne çok bakardı. Oysa şimdi kendini tanıyamıyordu. Beyazlamış saçları öyle kötü görünüyordu ki.
İlk işi kuaföre gitmek olmalıydı. Ya yüzündeki kırışıklıklar ne olacaktı? Şimdi onu düşünmeye vakti yoktu. Güzel bir makyajla bugünlük bu kusurunu kapatabilirdi.
Aceleyle kurutmaya başladı saçlarını. Bir an önce bir şeyler yiyip kuaföre gitmeliydi. Çünkü gününün yarısını orada geçireceğini biliyordu.
Baştan ayağa değişmeliydi. Yani dört yıl öncesindeki gibi bakımlı, güzel bir kadın olmalıydı. Ziyaret edeceği o kadar çok insan vardı ki. Akşam evde olmalıydı. İşlerini, ziyaretlerini bitirip akşam evde olmalıydı mutlaka.
Kuaförden çıktığında saat 12:05 idi. Kendini çok beğenmişti. Yıllardır kendini böyle hissetmemişti. Vitrinlerin camından kendine bakıyordu. Çok güzeldi.
Gülümseyerek mağazalardan birine girdi. Beğendiği kıyafetleri aceleyle denedi. Alacağı kıyafeti dikkatlice ve özenle seçti. Aslında denediği tüm kıyafetleri çok beğenmişti. Ama fazlası gereksizdi.
Mağazadan çıkarken saatine yeniden baktı. Tam yarım saat oyalanmıştı mağazada ve saat 13:55’i gösteriyordu. Hemen arabasına bindi. Önce annesine uğramalıydı. Annesi kapıyı açtığında yüzündeki şaşkınlık görülmeye değerdi.
- ”Ne güzel olmuşsun yavrum!” diyebildi içeri girerken.
Bir süre sustular. Annesinin söylemek istediklerini tahmin edebiliyordu. Onun yıllardır yas tutmasına, kahrolup hayatın tatlarından vazgeçişine en çok annesi üzülüyordu. Ve bu hali hayata yeniden dönüşünün, mutlu oluşunun göstergesiydi annesine göre.
Birlikte sohbet ettiler. Annesi bu büyük ve güzel değişimin sebebini sormadı sohbet süresince. Belki de eski günleri hatırlatıp, yeniden mutsuz olacağından korktu.
Annesinden izin istedi gitmek için. Kapıda annesi sıkıca sarıldı ona. Çok mutluydu ve annesi mutlu olduğu için o da çok mutluydu. Annesinin o güzel kokusunu içine çekti.
Kız kardeşinin ofisine girdiğinde saat 16:43 idi. Fazla kalmayacaktı kız kardeşinin yanında. İşleri yoğundu. Onu böyle görünce annesinin soramadığı soruları art arda sıraladı. Biri mi girmişti hayatına? Aşık mı olmuştu?
”Hayır!” diyerek tüm soruları geçiştirdi. Nedenini bir tek kendisi bilmeliydi.
Günün sonunda onu gören herkes şaşkınlığını, mutluluğunu gizlememişti. Son dört yıldır herkes onun yasını gereksiz ve anlamsız bulmuştu. “Hayat devam ediyor bak” cümlesi en çok duyduğu cümle olmuştu gün boyunca.
Evet, hayat devam ediyordu. Ama kimseler bilmiyordu, acılar da devam ediyordu hayat. Hayatın devam etmesi, yüreğinin kanamasının devam etmesi demekti.
Eve geldiğinde saat tam 20:04 idi. Gün boyu gittiği yerlerde bir şeyler atıştırmıştı ama yine de kendini aç hissediyordu. Güzel bir ziyafet hazırlayacaktı kendine.
Yemeği hazırladığında saat 21:30’u geçiyordu. Şarap dahil her şey tamdı sofrada. Televizyonu açıp sofraya oturdu. En son ne zaman böyle bir sofrada yemek yemişti hatırlamıyordu bile.
Ağır ağır yedi yemeğini. Şarabını tadını çıkararak yudumladı. Acele etmiyordu, nasıl olsa bütün gece onundu. Yemeğini bitirdikten sonra şarap kadehini eline alıp, yaslandı arkasına. Yıllar olmuştu böyle keyifle yemek yemeyeli, böyle mutlu olmayalı, kendisini sevenleri mutluluğuyla mutlu etmeyeli.
Anladı ki her şeyden çok özlemişti mutlu olmayı. Tüm sevdiklerini gün içinde görmüş, onları mutlu etmişti mutluluğuyla. Bulaşıkları yıkadıktan sonra odalara şöyle bir göz attı, her şey derli topluydu. Şarap kadehini alıp hemen çalışma masasına geçti.
Kağıdı ve kalemi alıp eline yazmaya başladı mektubunu. Başlangıçta bilgisayarda yazmayı düşündü ama el yazısıyla yazması en doğrusuydu. Ve dökülmeye başladı kağıda kelimeler.
Merhaba;
Ne çok zaman geçti sana mektupla da olsa ”Merhaba” demeyeli.
Merhaba acım, biliyorum çok şaşıracaksın bu mektubu aldığında ve okudukça neye şaşıracağına şaşıracaksın.
Yıllar sonra sana ilk defa mektup yazdığıma şaşıracaksın. Hatırlarsın eskiden, yani beraberken yanındayken bile durduk yere sana mektuplar yazardım. Bu yazdıklarımdan çok daha farklı cümleler kurardım o zamanlar. Seni ne çok sevdiğimi anlatırdım mesela.
Yanında olmaktan mutlu olduğumu anlatırdım sayfalarca. Daha sonra uğradığım hayal kırıklığını anlatamadım sana. O mektupların zarflarını açıp da hiçbirini okumadığını anladığımda, gözyaşlarımla kaybolduğunu o harflerin o kelimelerin.
Gözyaşlarımla yeniden yazdığımı ve onları benden başka kimsenin okumadığını anlatmadım sana. Ama bu mektubumu okuyacağından eminim. Hiç olmazsa meraktan açıp okuyacaksın.
Bu mektubu okurken belki beni aramak isteyeceksin ama okudukça bana asla ulaşamayacağını anlayacaksın. Evet; bileceksin ben çoktan gitmiş olacağım bu şehirden ve bu hayattan.
Hayır kaçmıyorum, benim gibi yaşasaydın ya da bilseydin, içimdekileri yaşamamın da ölümden farksız olduğunu anlardın. Anlayacağın benim için fark eden hiçbir şey yok.
Evet, ölmeyi seçiyorum. Yıllardır et ve kemik yığını olarak yaşamaktan bıktım. Seni düşünüp, ağlamaktan bıktım. Hep anladım seni. Katlanarak sevdim seni ben.
Yanına gelip, vedalaşabilirdim seninle. Son bir kez görmek isterdim. Ama gözünde başkasına duyduğun sevgiyi görmemek için, görmek istemedim sevgili…
Bağışla kıskançlığımı sevgili. Bağışla beni, bu karşılıksız sevgimi. Sana yalnızca suçluluk hissettiren, vicdanını sızlatan sevgimi. Suçlama kendini. Biliyorum beni sevmek için ne çok uğraştığını. Ama olmadı, biliyorum sevgili.
Aşık olamadın bana. Bu yüzden kızma kendine, suçlama kendini. Bağışla benim için kendini. Asıl suçlu benim sevgili. Asıl suçlu yüreğini karşılıksız bir sevdaya mahkûm eden benim. Bu dünyaya uyum sağlayıp unutmayı, dünyaya uyum sağlamayı reddeden benim.
Affet beni. Karşılıksız sevgimle ve affederek seni, vicdanını rahatsız ettiğim için affet beni. Bağışla sevdamı. Sevdim seni. Beni hiç sevmeyeceğini bilerek sevdim. Senin vicdanın olmaya razı olarak sevdim. Dünyada insanlar birbirini öldürürken, ben senin için kahroldum.
Evet, utandım çektiğim acıdan. Dünyada bir yerlerde insanlar açlıktan ölürken, onlar umurumda olmadığı için. Yalnızca beni sevmediğin için acılandığım için. Ne çok acı çektim, o kedilere dokunan ellerin şefkatli ellerin bir kez olsun aşkından darmadağınık olmuş yüreğime dokunmadı diye.
Biliyor musun sevgili, ben en çok o kedileri kıskandım. Onlardan biri olmak için Tanrı’ya ne çok yalvardım. Onları her sevişinde, onlara sevgiyle her dokunuşunda..
Bağışla beni artık dibe vurduğum için. Kendini bağışla. Karşılıksız sevdamı bağışla…
|
25 Aralık, Salı , 2007






Salı, Aralık 25th, 2007:
arya nerden buldun bilmiyorum bu yazıyı ama cok güzel bi yazı severek ayrıldıgım bi sevgilim olsaydı boyle bir yazıyı ona göndermek isterdim. eline saglık
Salı, Aralık 25th, 2007:
kusura bakma ama aptalca. 4 yil acinla kavrul sonrada ölümü sec hic bir kisi degmez buna. dibe vurdugum icin beni affet, ya ailen ya sevdiklerin ya senin icin kalbinin kösesinde her zaman yeri olan insanlar, sen seni sevmeyenden özür dile ve seni sevenleri acinla kahret bu kadar mi zayif bu insanoglu. hangi deger icin birakiyorsun dünyayi, kime ne iyilik yapiyorsun bunu yapmakla. umurunda olmayan bir insana seni biraz umursasin diye mi yoksa onun vicdanina acacagin yara mi motivasyonun.
güle güle. yarin arkandan söylenecek sey allah rahmet eylesin demek olacak ama allah acaba seni affedecek mi? neden, sana mantik vermis, neden beyin denen sey ve düsünebilme melekesiyle süslemis seni verdiklerini bir kalemde silip elinin tersiyle itesin diye mi?
sabir da allahin sana verdigi bir meleke ve sen herseyi herseyi bir kalemde silip atabiliyorsun. Affet beni. Karşılıksız sevgimle ve affederek seni, vicdanını rahatsız ettiğim için affet beni. ne sacma karsliksiz sevgimden dolayi affet ama ölümümün vicdan azabiyla yasa. agzindan cikani kulagin duyuyor mu senin kizim. :( duymuyor belli yoksa böyle birbiriyle celiskili iki cümleyi ayni yazida kullanmazdin. aksam aksam benim sinirimi hoplattin yahu. aksama kadar itle köpekle bogus aksam da gel pc yi actigin anda böyle bir yazi oku. bu e anlat bazen sinirlere hic iyi gelmiyor diycem ama e anlat ne yapsin.
Salı, Aralık 25th, 2007:
yazi yine kayboldu adresi mi bulamiyo yav.
Çarşamba, Aralık 26th, 2007:
Memesi zehir dolu sıra dışı bir kadın gibi yaklaşan
Sanırım kararını vermiş ölümdür ben öyle anladım.
Yoksa neden babam sırtı dönük fotoğraflar çektirsin
Ve ben neden her gece uluyan köpeklerden çok ağlayıp
Aynı rüyada göze girmiş uslu çocuk tabutları taşıyayım
Ölüm ocaklara tütsüler atıp yaşarttıkça zincirleri altından
Küçük mangalları sallayarak bana acımanın gözlerini
Apartıman boşluğunda büyümüş züppe birkaç ağaç
Tıknaz ve betondan semirmiş dallarına yükleyerek cesedimi
Rüzgar diline çevirip gezdiriyor son kez
Ne çok yalvarmıştım oysa hiç konuşmadan karşınızda.
101007
Çarşamba, Aralık 26th, 2007:
Asenaya katılıyorum söylediği her konunun altına imzamı atarı. Yazının edebi yönüne gelince hiç bir şey paylaşılmamış üst makama dilekçe yazar gibi mektup örneği olmuş.Başlardaki hoş anlatım mektupla kendini bitirdi.
Bir adamın gözünde o kadar sene kedilerinden bile değersiz görmedin buda yetmedi o adam için kendini öldürüyorsun kadınlar bu kadar çaresiz değil ve olmamalı.Amacım şevkini kırmak değil anlatımın güzel mektuba kadar.Başarılar diliyorum.
Papatyadan öyle bir veda okudukki vedanın defterini dürdü bence.Tavsiye ederim.
Çarşamba, Aralık 26th, 2007:
okudum.O acıdan daha da derini var bende.Ben her gün yaşıyorum,yeri geliyor gülüyorum.Geziyorum.Ama birşeyler koptu içimde.Yani günü yaşıyorum.Yinede kendimi öldürmeyi düşünmüyorum.Ama zaman zaman diliyorum.Söyleyecek çok şey var.Ama bu arenanın pekde uygun olmadığını öğrendim.
Yaşam sonuçta bizim acısı ile tatlısı ile yaşıyoruz.Zamansız gelen ölümler Terk edilmeler,hayatın hakkında kararsızlıkların.çevre baskısı ve bir günde yok olup giden hayatlar.
İşte ben bunu yaşıyorum.
Ne diyebilirimki .Sadece SABIR.
Buradaki tüm dostlarıma 2008′ in huzur.sağlık ve mutluluklar getirmesini diliyorum.
Cuma, Aralık 28th, 2007:
Bende karslıksız sevıyorum Allaha kahretsın hayattan zevk alamıyorum ya hep ıcımde bı duraganlık var ve be alınganlık bole yasamaktan bende bıktım…
Cumartesi, Aralık 29th, 2007:
Ben de karşıLıksızz bi aşkın esiriyim şu andaaa ve nefret ediorum artık herşeydennnnnnnnnnnnn …bi okulda memur olarak çalışıorum ve öretmenlerden birine aşık oldmm ben 19 o 29 yaşndaa beni her gördüünde güler kıs kıs çok tatLıı yani napıcaımı bilmiorum…hergeçen gün durgunlaşıp ölüorum herşeini takip ediorum her an göreblmk için ölüorum…..yardım edinn…. n yapmam gerekio….:S:(:(.(
Cumartesi, Aralık 29th, 2007:
berkan hayat herşeye rağmen çok güzel..tek bir hayatımız var ve bunu ne kadar yaşayacağımızı hiçbirimiz bilemiyoruz.tabikii karşılıksız sevmek zordur hangimiz yaşamadık yada yaşamıyoruz bunu amaa herşeye rağmen hayat yaşanacak kadar güzelliklere sahip..yaşamaktan bıktım demek te ne oluyor hepimiz güçlüyüz istemesekte yanlış şeyler yaşıyoruz ama yıkılmıyoruz..sende toparla kendini ve yeniden merhaba de hayata..
Cumartesi, Aralık 29th, 2007:
İnsan bazen darmadağın oluyo tamam, dibe de vuruyo ona da tamam; ama ne bu hayattan bıkmak ben bunu anlamıyorum… bu acıları yaşatan insan sağda solda fink atarken ben de geçip onun yasını tutacam hee, yok öyle 3 kuruşa 5 köfte. geçer efeler gibi acımı yaşarım; ama elbet her daim kendi kendime de “benim hayatım kendim içindir” demesini bilirim. acısıyla tatlısıyla…
Cumartesi, Aralık 29th, 2007:
yav 4blood benim de anlamaya calistigim bu bu, olay olur olmaz bunu yapsa anlarim acisi taze garibin, saskin iste filan derim ama 4 yil bu yav dile kolay, 4 yil bununla yasa sonra birden tasiyamaz ol. bi de berbere git, kiyafet al, yemekler saraplar. kizim su berberden ciktigin anda dükkan vitrininde gördügün kendin bile yasamam icin bir nedendir. ama sen ölümü seciyorsun.
Cumartesi, Aralık 29th, 2007:
güzel bir gün ölmek için mentalitesi ile ilerlemiş olsa gerek :D:D
Pazar, Aralık 30th, 2007:
evet bizim milletin mentalitesi bu hizli yasa genc öl.
öyle hizli yasa ki tüket kendini, senden sana hic bir sey kalmasin. karasevda derecesinde sev, sevinirken bile cana kiymak hedefini tasi.
yav herseyin öyle uc noktalarinda yasiyoruz ki kivamdan yoksun, ya tadindan yenmez, ya zehrinden.
itidal bize emredilmis ama itidal bize uymuyor biz o iki ucu b.klu deynegin ya bir ucundan ya ötekinden tutmazsak isimiz rast gitmiyor.
Pazar, Aralık 30th, 2007:
92 plakali arkadasim kacir kizi, bagla bi sandalyeye taki sana evet diyene kadar iskence et. yahu kardesim saka bir yana sorarsin kiza sende gönlü varsa he der yoksa yok der bunu uzatmanin ve kendine iskence etmenin alemi ne yahu. gecirdigin her gün yangini artiriyor ve belki de sormaya kalkistigin gün sen bir avuc külden baska bir sey olmayacaksin, ya da sen askindan pervaneye dönmüsken günesini baska bir adama kaptiracaksin.
madem sana bakinca kikirdiyor belli o da sana karsi bos degil, sormak icin daha hangi yesil isigi bekliyorsun. yesilden daha yesil olamaz bu trafik lambasi.
ikiniz de meslek sahibi olmus akli basinda insanlarsiniz, nedir seni sormaktan alakoyan sey. yahu ben anlamiyorum yoksa kiz gelip dizlerine kapanmazsa sevdiginden emin olmaz misin?
ya da bir hayir cevabini hazmetmek bu kadar mi zor.
eger hayiri kabulun sana engelse bilmek istedigim bu tip erkekler kendilerini ne saniyorlar. yani bizde her sey ya hep ya hic midir.
Pazartesi, Aralık 31st, 2007:
ama kız olan o deilki benmm :)) asena?????????????
Pazartesi, Aralık 31st, 2007:
e varsa gönlün git yine de konuş. kendini yiyeceğine boşalt içini ona. he belki evet der belki hayır; ama mühim olan bu deil ki. hayır derse bi şekilde unutmaya başlarsın..
Pazartesi, Aralık 31st, 2007:
ben yas durumundan acik olmazlanir aileler demistim o da cözüldü sanirim sen 19 o 29. eee sorun ne. siz kantinde surda burda hic mi beraber otur muyorsunuz?
ac konuyu kizim, artik o kacli göclü devirler kalkti ya istedigine elini uzatacaksin ya da onu baskasi kapana kadar bekleyeceksin. yalniz yine de sen dikkati elden birakma. unutma bey beyligini verir de kiz kendini unutursa kiyamet kopar ama bunu acmanin uygun yollari var evladim.
yas günün ne zaman, topla arkadaslarini bir yere onu da davet et böyle toplantilar insanlarin yakinlasmasina vesile olur sen yakinlik gösterirsen o da esek degilse anlar gönlü varsa acilir yoksa bunu ifade edecek bir tavra girer. o zaman yapacak seyi de sen biliyorsun benim güzel evladim. ama tekrar tekrar söylüyorum yakinligin bile mesafeli olsun. erkekler avuclarina düsen kiza evinin kadini olacak gözüyle bakmazlar.
Pazartesi, Aralık 31st, 2007:
evet şahsen ben de bakmam :P:P yine feminist yaklaşıldı bize :D:D
Pazartesi, Aralık 31st, 2007:
ay 45 yani surda ne feminizmi var anlamadim tecrübeli bir hanimdan tecrübesiz bir genc kiza hayat dersleri o kadar hem siz erkekler gözünüzü baglayin bakayim hanimlarin islerine bu kadar vakif olmaniz hic isimize gelmez :-)
Pazartesi, Aralık 31st, 2007:
hahahaha ablacım benim zaten asıl amacım siz,mskalimero,nostaljik vb. olgun bayanların sırlarına vakıf olup, yaş grubumdaki bütün kızları kendime köle etmek :D:D
Salı, Ocak 1st, 2008:
amaaaan ögrenin nolcek kanunlari siz koyuyosunuz zaten.:-)))
Pazartesi, Mart 31st, 2008:
asena75
Salı, Aralık 25th, 2007:
Yorumuna aynen katılıyorum!!!…..
Pazar, Nisan 6th, 2008:
bende karşılıksız aşk mahkumuyum nefret etmek istiorum ondan ama olmuoo kahretsin ama ben unutacağım ve unutmak zorundayım =(
Cuma, Nisan 18th, 2008:
bu durumlarda bildiğim en iyi doktor kendimden başkası değilim.. içinizdeki doktoru bulun, hastayı iyileştirmek için.. hastayı dinleyin ama teşhis için.. bir başkasını bu kadar sevmeyi istemem.. sevilmeyi de.. dozunu aşmamak lazım.. dozu fikirde mi yürekte mi aşıyorsun iyice analiz etmek lazım belki de..
bir kitapta okumuştum, içimin doktorunun en önemli ilacı oldu bu söz: “güzel yaşamak en iyi intikamdır!”