Yalnızlığın ilk dakikaları
murtii yazmış
Anne ben ölüyorum. Erken ölüyorum, gözlerim kan çanağı anne. Ellerin cennet kokuyor tut beni ellerinle.
Sakın ağlama arkamdan anne, erken ölüyorum ama ağlama. Sevdiğim kıza söyle şarkımızı unutmasın her yerde onun olduğu şarkı.
Acı çekiyorum annecim, nefes almak yaşamak mıdır anne. Acı çekiyorum nefes alırken yaşamak acı çekmek mi, o yüzden gidiyorum artık anne. Ölüyorum ölüm güzel bence….
Keşke diyorum bazen hiç yaşanmasaydı, seni bu kadar üzmeseydim keşke. Uzaklarda bir yerde bir şehir olmuşum, kül olmuşum anne. Yanıyorum, saclarım ağarmadı daha, kanlar her yerimde gözlerimde, yüreğimde…
Savrulup kül oluyorum yavaş yavaş. Şimdi yanıyorum, elini tutamadan ölüyorum ben ona yanıyorum. Erken ölüyorum anne. Korkuyorum, beni kucağına alıp sarsana her yerimi. Kokunu hissediyorum. Sen de beni kokla, ben ölüyorum. Ağlama sakın ha…
Geçen yıldı, bu zamanlardan daha önceydi. Yüreğimi koymuştum yüreğine. Her yer aydınlık, her yer ferahdı. Seninle çok tatlı anlar geçti, acılı anların yanında. Güldük, ağladık, bağırdık çağırdık ama hep kenetlendik birbirimize.
Gözlerine her baktığımda kendimi görüyordum nedense, ara sıra dalgalansak da bir kayık misali, düşsek de bazen denizin derinliklerine, sarılarak çıktık gökyüzüne…
Sen bana tamamen hayatı sevdiren, hayata bağlayan prensesim olmuştun. Nefes alışım, kalp atışım olmuştun. Sensiz her dakika, ıssız her an yaşanmaz olmuştu. Sana bir ömrün yanında bin canımı bile vermeye hazırdım.
Seni başka sevmiştim, sana aşık olmuştum ben. Gözlerinde kaybolmayı o kadar çok sevmiştim ki, bir oyun misali kayboluyordum gözlerinde, uzaklara çok uzaklara. Hem de acı çekiyordum, bir yandan da katlanmak zorundaydım seviyordum seni.
Her şey güzel olacak biliyorum. Hayat ne kadar acımasız biliyorum ama elimde olmadan aşık oldum işte ona. O diyorum, o kendini biliyor. Şu anda da benden çok uzakta gözyaşlarımı görmeden gülerek yaşamaya devam eden sadece “O”…
Evet ağlıyorum, evet bu arada işteyim kimse umrumda olmadan ağlıyorum. Kimse de sormuyor bir şey Allahtan. Kendi halimde yazıyorum, sana yazıyorum ama sadece sana. Bunu okurken hala bana karşı aynı düşüncelere sahip olabilirsin ama nasip… Canım Tuğbam, nasip.
Bugün yanına geldim, yine okula. Adı gurursa gururumu ayaklar altına alıp geldim. Ağlayacağımı bile bile selpaksız geldim yanına. Kahrolası hayatta ne düzgün ki bu düzgün olsun.
O kadar kötüydüm ki ara sıra konuşamadım bile, ama hayır diyordun hala, en azından geçen yılı düşünmeden sadece hayır diyordun. Ben, o koca adam, o gülen Murat, git gide kahroluyor, gitgide yıkılıyordu. Hissediyordum bunu.
Kalbime giren ağrılara engel olamıyor, nabzımı kontrol edemiyordum. Yüreğimdeki sensizlik çok acıtıyordu içimi ama bunu anlatamıyordum sana. Ellerine dokunuyordum ara sıra konusurken, bir müddet sonra geri çekiyordun tenini tenimden ve ben tekrar yalnız soğuklarla kalıyordum, baş başa.
Beni böyle bırakamazsın be Tuğbam. Ben Murat, hayatını paylaşan, hani gözlerine bakınca içini ısıtan, sarılınca dünyaların önüne serildiği anların hatırına beni böyle bırakmamalısın.
Bu yazıyı yazarken bile buraya kadar diyorum, yeter artık ben de istemiyorum diyorum ama lanet olası gözyaşlarım durmuyor durmuyor durmuyor… Engel olamıyorum, sensizliğe kader hiç diyemiyorum. Tek bildiğim, sensiz olamayacağım. Sen bağıra bağıra söylesen de, inanasım gelmiyor beni bu kadar çok istememen, yani artık biz yokuz. Gerçi hiç “biz” olmadan nasıl yok oluyoruz onu da anlamış değilim, ama dedim ya hayatımda bir ilktin sen ve son olacaksın.
Her aşık, her seven der, bilirim ama hepsi yalandır. Kimse sevilmeyecek senin kadar bu hayatta. Bu gözyaşları bir tek son kez sana akacak. Onlar sana aşıktılar. Ben, bu gözlere ağlamayı öğrettim bırak ağlasınlar.
Şimdi gidiyorsun bensiz uzaklara, benim yanıbaşımdayken aslında çok uzaklarda olacak olman düşündürüyor beni durmadan. Nasıl olacaktı. Sen ordan ağlasan sesini duyacaktım, nefesinle irkilecek nefesimi tutacaktım, sensiz gecelere seni soracaktım, yıldızları kaydırıp seni dileyeceğim belki gelirsin be güzel gülenim…
Yeter artık bu sensizlik dersin belki. Sen de beni, seni çılgınlar gibi özlediğim gibi özlersin. Ben, hep bıraktığın yerlerde olacağım ama iyi, ama kötü, ama gözü yaşlı, ama mutlu, ama her sokağı döndüğünde beni görürsen karşında şaşırma. Sana olan sonsuz sevgim sonsuza kadar sürecek gidecek Ankara‘yı terk edene kadar.
Ankara’yı terk ettiğinde ne olacak biliyor musun? Ben de bilmiyorum canım, ben de bilmiyorum. Sensiz bir ortamda duramazken sensiz nefes almayı nasıl başarırım bilinmez bu.
Gel desen gelirim aslına bakarsan ama demezsin değil mi? Yapayalnız koydun beni Ankara’da. Ben neler yapacağım hiç düşündün mü? Nasıl yaşar ki bu çocuk sensiz, nasıl nefes alır gözyaşalarını nereye kadar kendi başına silebilir. Sana sarılamadan nereye kadar gidebilir. Gözlerinde kaybolmadan her yerde kaybolur o.
Aslında sen onu tanımıyorsun, aslan gibi kükrese de bir ufacık çocuk o. Kaybolur sensiz o caddelerde, sokaklarda, akşam karanlıklarda, korkar çok aydınlıktan. Ne yapar ya bu çocuk sensiz ne yapar… Artık istemesen de beni, seni çok sevdiğimi biliyorsun dimi. Senin her şeyden değerli olduğunu, her şeyimi sana feda edebileceğimi biliyorsun dimi.
Ben bunları söylerken aklıma geliyor. Acımasız bir sevgili gibiydin. Sen tekrarlıyordun istemiyorum diye, ben tekrarlıyordum sensiz yapamam lütfen diye. Ben söyledikçe sen devam ediyordun aynı kelimelere, yıkılıyorum diyorum umursamıyordun. Sen beni sevmiyordun.
Neden üzülüyordum ki, bu kadar gözyaşı neden ki, neden çalışmıyordum, neden uyumuyordum. Aşığım çünkü! Kahretsin ki aşığım, değer çünkü! Sana değer ama benim hayallerim vardı. Herkesle ve seninle paylaştığım hayallerim…
Keşke yokedebilsem onu, keşke hayallerimi resetlesek. Geriye gitsek, minnacık bir çocuk olsam umursamasam hiçbir şeyi. İnsanlar benden bir şey istemesinler artık. Ben gidiyorum, bedenen buradayım ama ruhen gidiyorum arkadaşlar.
Sevdiklerim sormayın bana “nereye” diye, onsuz duramam buralarda. Onun yanına gidiyorum, mutlu olun o yüzden, mutlu olmaya gidiyorum. Benim dakikalarımın güzelliği onunla yaşamak için ve ben onunum, onun olacağım hep. Nasıl o benim olduysa ben de bir hayat onunum, karışmayın bana.
Tut beni ellerinle, sakın ağlama arkamdan anne. Erken ölüyorum ama ağlama. Sevdiğim kıza söyle şarkımızı unutmasın her yerde onun olduğu şarkı… Acı çekiyorum annecim, nefes almak yaşamak mıdır anne. Acı çekiyorum nefes alırken yaşamak acı çekmek mi, o yüzden gidiyorum artık anne. Ölüyorum ölüm güzel bence….
Keşke diyorum bazen hiç yaşanmasaydı, seni bu kadar üzmeseydim keşke. Uzaklarda bir yerde bir şehir olmuşum, kül olmuşum anne … Yanıyorum, saclarım ağarmadı daha, kanlar her yerimde gözlerimde, yüreğimde… Savrulup kül oluyorum yavaş yavaş…
Şimdi yanıyorum, elini tutamadan ölüyorum ben ona yanıyorum. Erken ölüyorum anne. Korkuyorum, beni kucağına alıp sarsana her yerimi. Kokunu hissediyorum. Sen de beni kokla, ben ölüyorum. Ağlama sakına…
Geçen yıldı, bu zamanlardan daha önceydi. Yüreğimi koymuştum yüreğine. Her yer aydınlık, her yer ferahdı. Seninle çok tatlı anlar geçti, acılı anların yanında. Güldük, ağladık, bağırdık çağırdık ama hep kenetlendik birbirimize. Gözlerine her baktığımda kendimi görüyordum nedense, ara sıra dalgalansak da bir kayık misali, düşsek de bazen denizin derinliklerine, sarılarak çıktık gökyüzüne…
Sen bana tamamen hayatı sevdiren, hayata bağlayan prensesim olmuştun. Nefes alışım, kalp atışım olmuştun. Sensiz her dakika, ıssız her an yaşanmaz olmuştu. Sana bir ömrün yanında bin canımı bile vermeye hazırdım. Seni başka sevmiştim, sana aşık olmuştum ben.
Gözlerinde kaybolmayı o kadar çok sevmiştim ki, bir oyun misali kayboluyordum gözlerinde, uzaklara çok uzaklara. Hem de acı çekiyordum, bir yandan da katlanmak zorundaydım seviyordum seni.
Her şey güzel olacak biliyorum. Hayat ne kadar acımasız biliyorum ama elimde olmadan aşık oldum işte ona. O diyorum, o kendini biliyor. Şu anda da benden çok uzakta gözyaşlarımı görmeden gülerek yaşamaya devam eden sadece “O”…
Evet ağlıyorum, evet bu arada işteyim kimse umrumda olmadan ağlıyorum. Kimse de sormuyor bir şey allahtan. Kendi halimde yazıyorum, sana yazıyorum ama sadece sana. Bunu okurken hala bana karşı aynı düşüncelere sahip olabilirsin ama nasip… canım Tuğbam, nasip.
Bugün yanına geldim, yine okula. Adı gurursa gururumu ayaklar altına alıp geldim. Ağlayacağımı bile bile selpaksız geldim yanına. Kahrolası hayatta ne düzgün ki bu düzgün olsun … O kadar kötüydüm ki ara sıra konuşamadım bile, ama hayır diyordun hala, en azından geçen yılı düşünmeden sadece hayır diyordun.
Ben, o koca adam, o gülen Murat, git gide kahroluyor, gitgide yıkılıyordu. Hissediyordum bunu. Kalbime giren ağrılara engel olamıyor, nabzımı kontrol edemiyordum. Yüreğimdeki sensizlik çok acıtıyordu içimi ama bunu anlatamıyordum sana.
Ellerine dokunuyordum ara sıra konusurken, bir müddet sonra geri çekiyordun tenini tenimden ve ben tekrar yalnız soğuklarla kalıyordum, baş başa. Beni böyle bırakamazsın be Tuğbam. Ben Murat, hayatını paylaşan, hani gözlerine bakınca içini ısıtan, sarılınca dünyaların önüne serildiği anların hatırına beni böyle bırakmamalısın.
Bu yazıyı yazarken bile buraya kadar diyorum, yeter artık ben de istemiyorum diyorum ama lanet olası gözyaşlarım durmuyor durmuyor durmuyor… Engel olamıyorum, sensizliğe kader hiç diyemiyorum.
Tek bildiğim, sensiz olamayacağım. Sen bağıra bağıra söylesen de, inanasım gelmiyor beni bu kadar çok istememen, yani artık biz yokuz. Gerçi hiç “biz” olmadan nasıl yok oluyoruz onu da anlamış değilim, ama dedim ya hayatımda bir ilktin sen ve son olacaksın.
Her aşık, her seven der, bilirim ama hepsi yalandır. Kimse sevilmeyecek senin kadar bu hayatta. Bu gözyaşları bir tek son kez sana akacak. Onlar sana aşıktılar. Ben, bu gözlere ağlamayı öğrettim bırak ağlasınlar.
Şimdi gidiyorsun bensiz uzaklara, benim yanıbaşımdayken aslında çok uzaklarda olacak olman düşündürüyor beni durmadan. Nasıl olacaktı. Sen ordan ağlasan sesini duyacaktım, nefesinle irkilecek nefesimi tutacaktım, sensiz gecelere seni soracaktım, yıldızları kaydırıp seni dileyeceğim belki gelirsin be güzel gülenim…
Yeter artık bu sensizlik dersin belki. Sen de beni, seni çılgınlar gibi özlediğim gibi özlersin. Ben, hep bıraktığın yerlerde olacağım ama iyi, ama kötü, ama gözü yaşlı, ama mutlu, ama her sokağı döndüğünde beni görürsen karşında şaşırma.
Sana olan sonsuz sevgim sonsuza kadar sürecek gidecek Ankara‘yı terk edene kadar. Ankara’yı terk ettiğinde ne olacak biliyor musun? Bende bilmiyorum canım, bende bilmiyorum. Sensiz bir ortamda duramazken sensiz nefes almayı nasıl başarırım bilinmez bu.
Gel desen gelirim aslına bakarsan ama demezsin değil mi? Yapayalnız koydun beni Ankara’da. Ben neler yapacağım hiç düşündün mü? Nasıl yaşar ki bu çocuk sensiz, nasıl nefes alır gözyaşalarını nereye kadar kendi başına silebilir. Sana sarılamadan nereye kadar gidebilir. Gözlerinde kaybolmadan her yerde kaybolur o.
Aslında sen onu tanımıyorsun, aslan gibi kükrese de bir ufacık çocuk o. Kaybolur sensiz o caddelerde, sokaklarda, akşam karanlıklarda, korkar çok aydınlıktan. Ne yapar ya bu çocuk sensiz ne yapar… Artık istemesen de beni, seni çok sevdiğimi biliyorsun değil mi. Senin her şeyden değerli olduğunu, her şeyimi sana feda edebileceğimi biliyorsun değil mi.
Ben bunları söylerken aklıma geliyor. Acımasız bir sevgili gibiydin. Sen tekrarlıyordun istemiyorum diye, ben tekrarlıyordum sensiz yapamam lütfen diye. Ben söyledikçe sen devam ediyordun aynı kelimelere, yıkılıyorum diyorum umursamıyordun.
Sen beni sevmiyordun.Neden üzülüyordum ki, bu kadar gözyaşı neden ki, neden çalışmıyordum, neden uyumuyordum. Aşığım çünkü! Kahretsin ki aşığım, değer çünkü! Sana değer ama benim hayallerim vardı. Herkesle ve seninle paylaştığım hayallerim…
2006 dan 4 ayım, 2007 den 9 ayım feda olsun sana Tuğbam. Daha çok, sen iste bütün aylarımı harcarım sana. Kendine iyi bak demek istemiyorum, biz ayrılamayız diyorum ve seni bekliyorum. Gelirsen benimsindir, gelmezsen benim olarak gitmişsindir.
Benim olman o kadar güzeldi ki, bana hayatı hediye ettiğin gündü o ama şimdi benden hayatımı geri almak istiyorsun bana resmen öl diyorsun. Ona da canın sağolsun derim. Dedim ya canım feda sana.
Hayırlı yolculuklar biricik aşkıma, biricik sevdama , gözbebeğim, sultanıma seni o kadar çok sevdim ki yazsam sayfalar olur, ama kötüyüm ellerim tutmuyor artık .Selpağım da bitti. Kalkmam lazım buradan, haykırmam lazım sensizliğe seni, gözyaşlarım kimseyle paylaşılmak istemiyor senden başka.
O yüzden ben erken ölüyorum anne. Sakına kızma kimselere. Her şeyi nasıl oğlun başlatıyorsa, her şeyi de o bitirmiş demektir. Kimseye suç bulmayın herkes yerinde sağolsun. O da beni çok sevdi, benimle yaşadı aşkımı. O da sımsıkı sarıldı bana, tamam mı. Şimdi hepinize söylüyorum üzülmeyin sizleri çok seviyorum.
Tuğbacım, canım benim, hep böyle kalacaksın canım olarak…
|
26 Kasım, Pazartesi , 2007






Salı, Kasım 27th, 2007:
Bir itirafda bulunayım mı ilk kez bi yazı beni bu kadar sıktı. Lütfen kızma ama daha ilk başladığım anda bana Emrah’ın il çevirdiği flimler vardır ya orada geçen repliklerden birileri zannettim.Tabi bu benim görüşüm belki aksine çok beyenenler olur.Daha iyi yazılarını bekliyorum.Umarım seni kırmamışımdır.
Çarşamba, Kasım 28th, 2007:
Hiçbir anne evladının aşk acısından ölmesini hak etmez bence bu kadar hakları varken üzerimizde..Ne biliym yazıyı okurken sana değil annene üzüldüm.Bir annenin en son duymak isteyeceği şeylerdir heralde.
Ana kuzusu bir insandan da başka bi yorum beklenmezdi zaten neyse size taziyelerimi sunarım.