Ah eşşek ah

 kambur yazmış

Bizim köyün yerini Şarkışla civarinda hiçbir yer tutmaz. Sabahları kalkdın mı kapıyı açınca uzakdan Kızılırmak’ın ışıltısı ayna gibi parlar.

Sağ tarafında mezarlık, sol tarafında şırıl şırıl dere akar, Kızılırmak’a karışır gider. Anlatılanlara göre sekiz kez dolmuş boşalmış bizim köy. Ermeniler, Bulgar göçmenleri, Türkler, Kürtler belki dört kuşak öncesi kimin yaşadığı bile bilinmez.

Bahar aylarında tepe tarladan köye baktın mıydı yemyeşil otlar, rengarenk çiçekler mistik bir hava oluşturur. Uzakdan kuş sesleri, inek sesleri, eşşek anırmaları birbirine karışır gider.

Yılını tam olarak hatırlamıyorum ama Temmuz ya da Ağustos’tu. Tarlalarda ekinler biçilmiş yığınlar yığılmış otların yeşilliği kalmamış, kurumaya yüz tutmuştu sıcaktan ve kan emici sineklerden çıldıran hayvanlar sağa sola koşusturup kurtulmaya çalışıyorlardı.

Efenedime söyleyim, ben de çocuğum daha o zamanlar, 14-15 yaşları arası. Hava sıcak mı sıcak. Pederle değirmene un öğütmeye gideceğiz. Peder bana “Git komşulardan eşşek iste” dedi. Velhasil aramaya koyuldum.

Birini Kurt Dursun’dan, diğerini koca Ali’den, üçüncü eşşeği de pasaklı Pakizelerden aldım eve döndüm. Üç eşşek hazır emir bekliyorlar kapının önünde.

Seklemlere (”Seklem” kendirden el örgüsü çuval) doldurduğumuz buğdayları eşşeklere yükleyip hemen bizim evin solundan, “Belliğin ardı” derler, oradan Karacaören’e doğru yılan gibi kıvrılan bir yol gider, üç eşşek peder ve ben beş kişi yola koyulduk.

Laflaya laflaya yaklaşık 1 saat sonra köye vardık. Buğdayları değirmenin kapısından içeri yıkıp öğütmeye verdik. Değirmen taşı çalışmaya başladı, harala gürele unu öğüttü tekrar.

Una dönüşen buğdayları eşşeklere yükleyip eve doğru 180 derece dönüşe geçtik. İşte asıl hikaye bundan sonra başlıyor.

Neyse efendime söyleyeyim, değirmenin önünden ayrılıp yola düştük. Düştük düşmesine de başıma gelecekler aklımın ucundan bile geçmez tabi ki!

Kırk yıllık bakkal Talat emminin bakkalının yanından geçip köyün çıkışına doğru dümensiz gemi gibi yol almaya başladık. Yoldan rasgeldiğimiz insanlarla selamlaşıyor, sağa sola bakıyor, zaman geçirmeye çalışıyordum.

Biraz ilerde koyun çıkışındaki pınardan eşşeklerle beraber çölde kalmış Arap develeri gibi iki helke su içtikden sonra tekrar yürümeye başladık. En önde grubun en genç eşşeği olan Koca Ali’nin eşşeği, arkada ben ve Kurt Dursun’un eşşeği, peder ve diğer eşşek de arkada köye doğru gidiyoruz.

Tam Ayı Arif’in önünden geçerken sol tarafta iki tane köylü kadını harmanda bir şeylerle ugraşılarken gördük. Yanlarında da ceylan gibi bir dişi eşşek, zikkeyle yere çakmışlar Banu Alkan gibi süzüm süzüm süzülüyordu.

Tabi bunu gören bizim genç eşşek durur mu, hurra saldırıya geçti. Ben hemen obur eşşeği bağladım amma iş işten geçti. Yıldırım hızıyla genç eşşek diğer eşşeğin yanına hooladı (Hoolamak; Saldirmak) peşinde de ben tabiki ama yaş küçük, eşşegi zaptetmek zor.

Boynuna yapışıyorum, önüne geçiyorum, yanına geçiyorum yok, durmuyor. Gözü dönmüş sapığın birden sırtındakı un zırpadan yana kaydı, eşşeğin ayaklarının altına.

Çuval delindi. Unlar yerlere saçıldı. Gözüm öyle bir döndü ki, yerden taşı aldım eşşeğin alnının çatına vuruyorum! Ama nafile, kadınlar da yanaşamıyor, biçare gibi kaldım, gücüm yetmiyor!

Ben eşşekle cebelleşirken Peder diğer eşşeği bağlayıp koşarak geldi. Sanırsın kı yardıma geliyor. Gelir gelmez benim çeneye yumruğu bir yerleştirdi çatadana!

Aklım dağıldı. Zaten madara olmuşum aleme, bir de o yetmiyormuş gibi üstüne yumruğu yedik.

İyice çileden çıkıp, ağlaya ağlaya köyün yolunu tuttum. Artık kimin umrunda eşşek kaçmış, un saçılmış… Öyle zoruma gitmişti ki suçsuz yere yumruk yemek!

Düşüne düşüne köye vardım. Evet, gidip durumu ağbime anlattım. O da pedere kızdı. Sonra geri dönüp eşşeği almaya gittim. Pederle çorakta karşılaştık. Belki o da pişman olmuştu ama yumruğu vurmuştu bir kere. İki eşşeği alıp köye döndüm olay böylece kapandı gitti her zamanki gibi ve bana da bir hikaye çıkmış oldu.

1 kez oylanmis, 5 uzerinden 4 1 kez oylanmis, 5 uzerinden 4 1 kez oylanmis, 5 uzerinden 4 1 kez oylanmis, 5 uzerinden 4 1 kez oylanmis, 5 uzerinden 4 Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , , , , , ,


22 Mayıs, Perşembe , 2008

Öneri: (Sponsor)

4 Yorum yapılmış

  1. +2
     
    baybora

    Perşembe, Mayıs 22nd, 2008:

    ” üç eşşek peder ve ben beş kişi yola koyulduk.”
    yani bir hikaye bu kadar güzel abartısız ön yargısız kendiyle barışık ve dalga geçer biçimde böyle anlatılırdı. eline sağlık.

  2. +1
     
    moonlight

    Perşembe, Mayıs 22nd, 2008:

    Kambur her zaman zevkle okunan ilginç,esprili çok güzel hikayeler gönderiyor.Bu da onlardan biri.Eline sağlık.Anafikir verdiğin yıldızlara dikkat et.Alttaki ve üstteki(eksik) hikayeyi karıştırmışsın.

  3. Perşembe, Mayıs 22nd, 2008:

    Ben de baybora gibi aynı yere takılmıştım. Düzeltilmesi gerekir diye düşünmüştüm.Bu arada şarkışlayı öyle bir anlatmışsın ki anlatım şekli mi yoksa bakış açısı mı karar veremedim.

  4. +1
     
    serap

    Perşembe, Mayıs 22nd, 2008:

    “uç essek peder ve ben” vallahi supersin. tesekkurler…

Ah eşşek ah başlıklı yazıya gelen yorumları takip et veya bu yazı hakkında bahsedenleri gör.

Yorum yap




Senin yorumundan sonraki yorumlar E-postana gelsin mi?


 
Ne çok severiz seni Wordpress