Beynimin bana oyunu
cilekbahcesi yazmış
Kaldırımda öylece yürüyordu başıboş, vurdum duymaz tavırlarla. Arada yanından geçerken bazı dükkanların vitrinlerine takılıyordu gözleri. Bakıyordu ama neye baktığının o da farkında değildi.
Bir ara yürüdüğü kaldırım taşlarının aslında birer kare olduğunu farketti. Sonra tamamen istemsiz bir şekilde o taşların içlerine dikkatli bir şekilde basarak yürümeye başladı.
Gayet özenle atıyordu adımlarını. Öyle ki, adımını az biraz öne ya da geriye atsa, sanki bastığı karenin çizgileri kendini bu denli ezik bulup bastığı için ağlayacaktı ya da belki biri çıkıp “Hooop dikkat etsene! Nasıl yürüyorsun! Çizgilere bastın durmadan” deyip onu uyaracak ve o da sanki toplum içinde yapılmaması gereken çok abes bir davranışı yapmış gibi utanacaktı.
Derken duraksadı birden ama hala ayakları kare taşların tam ortasında duruyordu kendini toplamaya çalıştı. Ne yaptığına o da anlam veremedi. Sonra düşündü niye dışarıdaydı? Ne için çıkmıştı acaba dışarı? Bir şeyler mi alması gerekiyordu?
Düşündü bi’ müddet ama hatırlayamadı. Unutkanlığa yakalandı sanki. “Benim sonum hiç iyi olmayacak herhalde. Yok yok kesin sonum alhzemır” diye geçirdi içinden.
Biraz daha yürüdü; yürürken de başını biraz daha eğip, ayaklarına bakmaya çalışıyordu “Acaba hala çizgilere basıyor muyum” diye ama tam net göremiyordu.
Böyle yürümeye çalışırken sendeledi. Düşecek gibi oldu ama bir yere tutunarak doğruldu. Kendini gördü koyu renkli bir camda. Üstüne başına baktı, saçlarını düzeltme gereği gördü. Sanki sokakta tekti, kimse onu ilgilendirmiyormuş gibi bir edası vardı.
Derken o koyu renkteki camdan karşı kaldırımda yürüyen, başı kasketli, eli bastonlu ama çok da yaşlı olmayan, hatta gayet sağlıklı görünen bir amcanın şaşkın bakışını fark etti. İrkildi, sokakta olduğunun ve ayna zannedip baktığının aslında bir banka şubesinin koyu renkli camı olduğunu fark etti.
Az önce yaşadıkları hızlı bir şekilde gözünün önünde canlanıverdi. “Kimbilir nasıl rezil oldum, ya bankadakiler hakkımda ne düşündüler acaba” diye geçirdi içinden.
Halinin verdiği uatangaçlıkla etrafına bakınmadan hızlı adımlarla uzaklaştı bulunduğu yerden.
Nasıl bir gündü, kendini bomboş hissediyordu. Gidecek bir yeri yoktu, bu dünyada onu anlayan kimse de yoktu. Bir zavallı gibi hissetti.
Bu, kendi psikolojisini darma duman eden düşüncelerden bir otomobilin korna sesiyle kalakaldı olduğu yerde. Çünkü farkında olmadan karşıdan karşıya geçmeye kalkmıştı ve o sırada gelmekte olan otomobili görmemişti.
Geriye mi gitsin yoksa karşıya mı geçsin çelişki içerisindeyken genç bir erkek onu kolundan tutup karşı kaldırıma çekti. Nefes nefeseydi. O anın verdiği korku, büyük bir depar atmış sporcu gibi nefes nefese bırakmıştı kendisini.
Biraz soluklanıp kendisini çeken o gence bakıp teşekkür etti. Genç sadece “Çok dalgındınız” dedi. Oradan ayrıldı, kaldırımda yürümeye devam etti.
Ölümü düşündü, nasıl insanı hiç beklemediği bir anda yakalayavereceğini. Bu defa beynini bu düşünceden uzaklaştıran çantasındaki telefonun sesi ve titreşimi oldu. Açtığında oğlunun o eşsiz, kendine can veren sesini duydu;
- Anneciğim ne zaman geleceksin. Hani çabuk gelecektin. Sana süt alıp geleceğim dememiş miydin ama ben akülü araba da istiyorum. Hem de reklamlarda gösterilenden.
- Tamam oğlum geliyorum. Birazdan evde olurum, telefonu babana verir misin?
|
17 Mart, Pazartesi , 2008






Pazartesi, Mart 17th, 2008:
Çilekcim,yazın çok güzel.Duygularını,yaşananları başarılı bir şekilde aktarmışsın.Usta bir yazar tarzı algıladım ve son yazılarından bu yana çok ilerleme kaydetmişsin gerçekten.Tebrikler:)
Binbir çeşit sorunla boğuşan bir sürü insan bu şekilde dalgın ilerliyor yollarda ve kaldırımlarda..Ama sen daha çok gençsin.Yazıdaki genç kadın sensin diye epey yüreğim ağzıma geldi birkaç yerde:( Çok gerçek çünkü.Aman dikkat.Evde seni bekleyen minik oğlunu ve eşini telefon çalmadan da hep aklında tut olur mu?
Pazartesi, Mart 17th, 2008:
İnsan bazen her şeyi unutmak istiyor; ama unuttuğunun farkına vardımı da bir çelişkiye düşüp bana ne oluyor diye sorgulamaya başlıyor kendini! Biz bizi unutmak istesekte arkamızdakileri asla unutamıyoruz, hele bunlar yavrularımız, eşimiz, anne ve babamız ise…
Salı, Mart 18th, 2008:
Bu kadar dalgınlık hiç de hoş bir durum değil özellikle de seni evde bekleyen bir oğlun olduğu için. Sensiz ne yapar diye düşünsen bu kadar dalmaz, değil kaldırım çizgilerini seni kısıtlayan sınırların çizgilerini bile ezerdin.Kaldıki seni bu yaşta bu kadar dalgın görmek eşini de çok üzer çünkü sen onun o senin tutunacak tek dalısınız. Ben ce hayattaki herşeyi büyütmek yerine siz büyük olup sizden küçükleri görseniz daha iyi edersiniz… Saygılarımla.
Salı, Mart 18th, 2008:
Arkadaşlar yorumlarınız için teşekkür ederim.Nostaljik o ben değilim sadece bir kurgulamadan ibaret.Benim için yazdıklarında beni ayrı bir mutlu etti tekrar teşekkür ederim.Sevgili yazı_yorum hiç bu derece bir dalgınlık yaşamadım özellikle dışarıda.Güzel temennin için sana da teşekürkür ederim.Hayatta herşeyi büyütmek konusuna gelince evet haklısın belki ama her zaman mümkün olmayabiliyor.
Salı, Mart 18th, 2008:
Kendi yorumumu okudum da ne kadar çok teşekkür etmişim ya.:D:D
Perşembe, Mart 20th, 2008:
çilek kardeşim senden çok yazı okudum yazıların çok güzel ama ilk defa insan pisikolojisinin travmaya dönüşmüş ruh halini anlatan yazı çeşidi okumamıştım. çok başarılı buldum.Kurguların olağanüstü. tebrik ederim.
Not. Bazan sevgili dostum A.Y. Borkenin yazı ve yorumlarında doktor reçetesi gibi anlamını ve kavramını zor çözdüğüm latinceye benzer sözcükler bol olurdu.Şim di bende onun gibi yazdım galiba.
Perşembe, Mart 20th, 2008:
Syın Baybora,yorumunuz hiç anlaşılmaz değil emin olun.A.Y.Borke için söylediklerinize katılıyorum.Onun yazılarını anlamakta ben de çok güçlük çekiyorum.Beyeniniz için teşekkür ederim.