Bu gidişin dönüşü yok

juju yazmış
İstediği olmuştu işte. Evlenmişti sevdiğiyle. İlk çocuğunu kucağına aldığında on dokuz yaşındaydı Aysel. Anne olmuştu. Güzel bir anne. Kızının adını Sıla koydu. Kızı da onun canı değil miydi? O kadar uysal ve o kadar şirin bir bebekti ki…
Atilla çok seviyordu karısını ve kızını. Beraberlerken mutluydular.
Yıllar geçti ve Sıla büyüdü. Atilla bir işe girdi ve çok para kazanmaya başladı. Her şey çok güzel gidiyordu.
Bir gün bu mutluluk bozuldu. Atilla eve gelmemeye, karısına eskisi gibi sevgi ve şefkat göstermemeye başladı. Ve hiçbir şey yokken evi terketti.
Birkaç gün sonra anladı ki Aysel, canından çok sevdiği kocasının hayatında başkası var. Bunu duyduğunda dünya durdu sanmıştı. Nasıl olmuştu bu? Atilla onsuz nasıl yaşayabilirdi?
Hayatında kızından ve karısından başka hiçbir şeye önem vermeyen bu duygulu adam nasıl olmuştu da başka bir tene, başka bir kokuya bunları değişmişti. Bir türlü inanamıyordu.
Sekiz yaşında bir kızı ve hala evli olduğu bir karısı varken nasıl olmuştu da başka bir kadında aşkı aramıştı bu adam? Nasıl bırakacaktı kızını babasız?
Aysel iyi bilirdi babasızlığı. Kızının da babasız yaşamasına nasıl gönlü dayanırdı? Ama bırakmadı kendini Aysel. O güçlü bir kadındı. Hayatın ilk tokatını yemişti.
Daha doğmadan babasız kalmıştı. Şimdi de hırpalanmaya devam ediyordu. Ama ”Pes!” diyemezdi. Bırakamazdı kendini. Onun sorumlulukları vardı.
Acısını gömdü içine. Artık sadece kızı için vardı. Ne de olsa hayatında yaptığı en güzel şeydi kızı. Şu acımasız dünyanın ona verdiği en güzel armağan. Ve sonra içindeki bütün üzüntüyü gülerek yok etmeye çalıştı. Olmadı aslında. Üzüntüsü hep içindeydi ama belli edemezdi bunu kimselere.
Sıla çok zeki bir çocuktu. Dersleri de çok iyiydi. Ve üniversiteyi kazandı. Öğretmen olacaktı.
Üniversiteden mezun oluyordu. Herkesin babası gelmişti ”Mezuniyet Balosu”na. En şık giysisini giymişti, sevinç vardı içinde. Ama çok buruk bir sevinç. Neyse ki annesi her zamanki gibi kızının yanındaydı.
Kepleri fırlatırken gözü bir adama takıldı. Birden gözlerine inanamadı. Babası olabilir miydi o adam? ”Hey Allahım! Rüya mı görüyorum acaba?” diye düşündü bir süre. Ama o, bu adamı hep görmüştü. Hep bir köşede durup sessizce Sıla’yı izler ve Sıla’nın izlenildiğini anladığını hissedince de gözden kaybolurdu birden.
Her gece uykusundan sıçrayarak uyanır ve sokağa bakardı ve yine o adamı görürdü. Perdenin acıldıgını gören adam yine kaybolurdu.
Bir türlü anlam veremiyordu. Ama adamın gözlerine hiç bakamamıştı. Ama o gün kafasını çevirdi. İşte yine oradaydı . ”Tanrım bu adam babam!” dedi. Ve birden adamın boynuna sarıldı.
Gerçekten de babasıydı o. Yıllar önce giden babası. Ama onun aklından bunlar geçmiyordu o an. Sadece düşlerinde görmüştü babasını. Çok yaşlanmıştı babası. Ama gözleri hala canlıydı ve her zamanki gibi sevgiyle parlıyordu. Yıllar ondan gözlerinin güzelliğini alamamıştı işte.
Aysel, kızı ve kocasını uzaktan izliyordu. Mutluydu. Kızı babasına kavuşmuştu. Babası onu bu mutlu gününde yalnız bırakmamıştı. Kızının gönlünü almıştı belki. Kızının kırılan kalbini tamir etmişti. Peki Aysel’in kalbi?
Nasıl affedecekti on iki yılı, terkedilmeyi, acı çekmeyi… Hayır affedemezdi onu! Silemezdi yaşadıklarını! Unutamazdı işte! İstese de olmazdı ki. Ne kadar sevse de gururu ona engel oluyordu.
Atilla hep sevmişti karısını. Yaptığı bir hatanın bedelini yıllarca ödemişti onlardan uzakta. Kızını ve karısını yıllarca uzaktan izlemişti. Karısından ve kızından kopamamıştı. Ama gidemedi onlara, kaçtı yıllarca.
Korkuyordu, utanıyordu da aslında. Yaptığı hatayı affetmezdi Aysel, gururlu kadındı. Ama kızı? Yıllar sonra çıkamadı onun karşısına da.
- ”Ben sizi terkeden babanım!” diyemedi.
Şimdi de ne Aysel Atilla’yı affedebiliyordu ne de Atilla kendisini.
Balodan çıktıklarında Sıla hiçbir şey düşünemiyordu. Bu sefer tam anlamıyla mutluydu. Demek babası hep yanındaydı onun. Demek aslında hep kızına yakın olmuş, ama Sıla bunu farkedememişti.
Atilla yürüyordu uzaklara, mutlu ama pişman. O kadar karışık duygular içindeydi ki ne yapacağını bilemiyordu.
Birden bir gürültü koptu ve bir patlama. Gözlerinin önünden kızının gülen siyah gözleri ve karısının ”Asla affedemem seni!” diyen bakışları vardı. Ve birden son nefesini de verip ayrıldı bu dünyadan.
O saatlerde Sıla ve Aysel sofra telaşı içindeydiler. Birden düştü elinden tabaklar ikisinin de. Bu hayra alamet değildi. Evet bir patlama olmuş ve birçok insan ölmüştü.
Televizyon spikeri kocasının adını okuduğunda şok oldu Aysel. Affetmişti aslında kocasını, onca yılı, onsuzluğu. Ama bu gidiş zamansızdı. Kızı tam buldum derken kaybetmişti babasını.
Oysa bir kere ”Seni seviyorum!” demek için neler vermezdi Aysel. Birlikte öleceklerdi onlar. Nasıl olur da bırakırdı yine onu, kızını?
Hızla cıktı evden, kızıyla teşhis edecekti sevdiğini, kızının babasını. Açtığı yara kapandı derken daha büyük bir yara açılmıştı kalbinde.
Evet, oydu. Ama yine de gözleri hala parıldıyordu. Ne yıllar ne de ölüm almıştı gözlerinden o sevgi dolu bakışları. Ve yüzünde bir tebessüm vardı.
Doktor onlara bir kağıt verdi. Bu onun üzerinden cıkmıştı. Kızına ve Aysel’e yazılmış bir mektup. Önce biraz bekledi, açamadı o mektubu ve okumaya başladı. Mektupta şöyle yazıyordu:
Sevgili karım Aysel ve biricik kızım,
Sizleri hep sevdim ve yaptığım hatadan sonra kendimi hiç affedemedim. Ama birgün size kendimi affettireceğim. Çünkü hala kendimi affedemedim.
Size kendimi affettirip, biricik kızımı yeniden doyasıya kucakladığım zaman bu dünyadan huzurla göçüp gidecegim.
Attila
Mektubu okuduktan sonra gözyaşlarına boğuldular kızıyla. Ve o günden sonra her şey için ne kadar geç olduğunu anladılar.
Sözünü tutmuştu Atilla. Aysel de affetmişti onu, kızı da. Ama artık o başka bir yolculuğa gitmişti. Aysel’in de kızının da hayatından ikinci defa çıkmıştı ve bir daha da o hayata giremeyecekti. Artık sadece onların yüreklerinde yaşayacaktı…
|
9 Nisan, Çarşamba , 2008






Perşembe, Nisan 10th, 2008:
Gerçek bir hikaye mi?Yaşanmış bir hikaye gibi.İnsanın içini acıtıyor.Gerçek değilse eyer sevineceğim.Ama yazıya aktarılış çok güzel.
Perşembe, Nisan 10th, 2008:
evett gercek bnm annem ve babamın hikayesi bu :( ama babam hala hayatta bunu cok duygulandıgım birgün yazdım ve inanın yazarken gözyaslarıma hakim olamadım
Cuma, Nisan 18th, 2008:
cok duygulandim
Salı, Mayıs 20th, 2008:
BU ÇOK ACI BİR ŞEY.İNANIN OKURKEN AĞLADIM ALLAH KİMSENİN YUVASINI YIKMASIN.
Salı, Haziran 10th, 2008:
cok aci ama hayatin gercegi evli insanlarin hayatina giren kadinlar ne kadar insanlarin hayatini cokertiyor iste bunlar ders boyle kadinlari alllah kahretsin
Çarşamba, Haziran 11th, 2008:
iyide güzel kardeşim.baban madem hala hayatta,ne demeye adamı başka bir yolculuğa çıkardın ki?sanırım içinde babana karşı bir öfke var ki o sebepten onu aranızdan ayırmayı uygun gördün.güzel ama sonu böyle olmamalıydı.kalemine sağlık.
Çarşamba, Haziran 11th, 2008:
sevgili excalibur bn burda bi gercekten yola cıkarak kurgulama yaptım hepsinin gercek olması gerekmedi bnm düşünceme göre =) bu arada eleştirin için cok saol =))
Perşembe, Haziran 12th, 2008:
Hülya yorumun çok sert..Sonuçta herkes insan..Ve doğasında aşk diye bir duygu var..Bence bunu evli insanların hayatına giren kadınlar yerine evli erkeklerin üstüne atman daha ii olur..Nerden biliyosun ki o insan bile bile başladı bu ilşkiye..Belki adam evli değilim dedi..Zamanla gösterdi gerçeği…Şimdi burda asıl suçlu kim..Bence olaylara göre kişilere göre bela okuman daha ii..:))Herkes bir değil bu unutmayalım..
Perşembe, Haziran 12th, 2008:
Buarada yazı güzel olmuş ellerine sağlık..
Pazar, Ağustos 24th, 2008:
kimi yerler kurgulamada olsa çok duygulu bi yazıydı.Ne yazık ki toplumun en kötü gerçeklerinden biri aldatılmak.Okurken çok etkilendim.Emeğine sağlık