Dün gece Lost’taydım
Schindler yazmış
Evet, dün gece Lost’taydım. Rüyamda. Gözlerim kapadığım anda kendimi o adada buldum.
Ne yapcağımı şaşırmış bir halde oradan oraya dolaşıyordum. Herkese derdimi anlatmaya çalıştım. Benim burda olmamam gerekiyordu.
Biraz vakit geçktikten sonra adaya alıştım. Adanın abisi olan Jack’in yanına gittim. Çünkü en sevdiğim karakterdi Jack. Bana sahip çıkar diye düşündüm.
Yanlış düşünmüşüm hiç takmadı bile. Sürekli beni dinlermiş gibi kafasını sallayıp hiçbir şey dememişimcesine “Tamam, kendine dikkat et” dedi ve gitti.
Hayatta kalmalıydım. Henüz kaçıncı bölümde olduğumuzu bile bilmiyordum. Hatta kaçıncı sezonda olduğumuzu dahi bilmiyordum. Varın gerisini siz düşünün. Neyse ki Claire’i hamile ve mutlu gördümde kafamda bir fikir oluştu.
Canım sıkılmıştı adada. Ne yiyeceğimi düşünüyordum. Domuz eti yemek istemiyordum. Çünkü ben bir müslümanım. Ortalarda Sayid’de yoktu ki fikir danışalım. Arkadaş aramaya çıktım. Kimse benle muhattap olmuyordu. Herkesin dostluğu pekişmişti, kim yeni arkadaş ister ki! Onu tanımak, vakit geçirmek?
İlk hedefim Charlie oldu. Ona uyuşturucuyu bıraktırırsam benimle arkadaşlık kurar diye düşündüm. Diziyi daha önce izlediğimden kelebek-koza ile ilgili bir şeyler hatırlıyordum. Bu muhabbet Charlie’yi etkilemişti. Henüz John Locke yapmadıysa çok işe yarayacaktı.
Issız bir yerde kıstırdım Charlie’yi. Uyuşturucu kullandığını bildiği anlasın istemedim zira bu onu saldırgan yapabilirdi bana karşı. Aramızda şöyle bir diyalog geçti:
- Charlie, merhaba.
- Merhaba dostum.
- “Charlie, abicim bak şu kozaları görüyor musun?” dedim ağaçtaki kozaları göstererek
- Evet görüyorum.
- Charlie o kozaların içine girme babacan. Yapma kendine bunu.
- Ne demek istiyorsun dostum?
- Charlie, yapma kendine bunu! Gençsin girme o kozanın içine bak!
- İyi misin sen dostum ?
- Charlie, abicim şu derin felsefeyi kap! Kaçırma, çok pis etkileyici sözler söylüyorum şu an burda.
Charlie kafasını “Ne diyo bu” dercesine sallayarak gitmişti. Bir gariplik vardı. Bu tür bir diyalog ile Charlie daha önce uyuşturucuyu bırakmıştı. Demek ki diyaloğu tam anlamıyla hatırlamıyordum. Yoksa koza mı Charlie’ye giriyordu. Neyse, fırsatı kaçırmıştım.
Claire çok hoşuma gidiyordu. İçten içe onun için tutuşmaya başlamıştım. Charlie’yle yaşadıklarımızında bunda etkisi olabilir. Bilmiyorum, psikolojiden pek anlamam.
Claire’e yaklaşıcaktım. Onu tavlamam çok zor olacaktı bunu biliyordum. Dedikodudan da korkuyordum. Sonra birileri “Claire’e asılıyor şu lavuk” derse yıkılırdım.
Claire’da erkeklere karşı soğuktu. Hepsi şu tipsiz sevgilisi yüzünden! Şerefsiz herif. Lan gül gibi karıya yapılır mı! Neyse, ağzımı daha fazla bozmayım.
Aslında Kate’e de aşıktım ama Jack’in bile elde edemediği kız bana nah verirdi! Gönlünü vermezdi bana. Sawyer’a vereceğini bildiğim için Kate’e fahişe gözüyle bakıyordum. Böyle bir kızla ilişki benim gibi bir delikanlıya yakışmazdı.
Aynı zamanda orada Türkiye’yi temsil ediyordum. Yarın bi’ gün bu insanlar ülkemize turist olarak gelmek isteyebilirlerdi. Böylelikle ülkemiz döviz kazanırdı. Ülkem adına iyi bir örnek olmalıydım. Döviz için ha! Yoksa ben şerefsizin tekiyim!
Bir ara denize dalmışken önümde dev bir gölge oluştu. Hurley’di. Ben “The others gelince ne b.k yicem. Asıl o zaman kork şimdiki hiçbir şey” diye düşünürken bana
- “Claire ile çalı çırpı toplasanıza, dude” dedi.
- “Hurley’cim sen dersinde ben toplamaz mıyım tontonum” diyerek Claire’ın yanına uçarak gittim.
Uçarken Hurley’e tontonum dediğim aklıma geldi. Pişman olmuştum. Benim için “Ne lakayt herif bu” diye düşünmüştür. Oysa adamda balyalar vardı. Para zaten uğursuz olduğu için kanka olsaydık hepsini bana verirdi. Kendimden beklenmedik şekilde amatörce davranıyordum!
Claire ile ormanın içerisine ilerlemeye başladık. Fazla ileriye gitmememiz gerektiğini, tehlikeli olabileceğini söyledim. Şimdiden niyetimi belli etmemeliydim. İçten fethedicektim kaleyi.
Zamanında Çinliler Türkleri yenebilmek için böyle yaparlarmış. Sonra koskoca Hun imparatorluğunu dağıtmışlar. İçten fethederek yapmışlar bunu. Şerefsiz Çinliler!
Aman Allah’ım kafamı kaldırdığım da karşımda Ethan’ı gördüm.
Ethan’ın Claire’ı kaçırmak istediğini herkes gibi ben de biliyordum. Bana denk gelmesinden çok korkmuştum. Claire’ı kaçırırken Charlie’ye yaptıklarını unutmamıştım. Şerefsiz Ethan!
Claire ile ikimize dik dik bakıyordu, aklımdan “Ulan şimdi şurdan tüysem kaçırcaksa kaçırsın bari” diye geçirdim. Ama herkes benim Claire ile beraber olduğumu biliyordu. Kaçırılırsa bana patlardı.
Neyse ki Jack yardımımıza yetişti. Hemen Jack’in yanına giderek garip tavırlara girdim. “Naber Jack, nerelerdesin” gibi sıradan şeyler söylemeye başladım.
Acaba “Ethan’ın ibne olduğunu, The Others ile alakası olduğunu söylesem mi?” diye düşünürken aklıma geldi. Bu dedikodu yayılırsa ve Ethan bu sözün benden çıktığını öğrenirse Claire’ı kaçırmakla kalmaz, benim de ağzıma sı.ardı.
Azıma sıçılması şu durumda en son isteyeceğim şeydi. Hatta hiç istemem neden en son diyorum ki? Şerefsiz Ethan. Ulan Sen kimsin benim ağzıma s.çacan. İt herif. Turist olarak gelsen ülkeme yine de döverim seni… Allah’ıma…
To be contun… (orasını yazmayı bilmiyorum)
|
30 Aralık, Pazar , 2007





Pazar, Aralık 30th, 2007:
Pek özletti yazın Lost’u. Şubat gelsin artık!
Sanırım sen 1 sezonun ortasından girmişsin : )
Pazartesi, Aralık 31st, 2007:
Hangi kanaldaymış bu kez?DiziMax’ta değildir inşallah.
Schindler için sorun yok.Rüyalarında devam ediyor bu dizi.Güzel olmuş,sağol..
Pazartesi, Aralık 31st, 2007:
garip..
Cumartesi, Ocak 5th, 2008:
bu gece de bi hereos çakarsın sen.