Gönüllü bekçiler
casua35 yazmış
Sayın eAnlat yazarları, okuyucuları ve emekçileri; Yaklaşık bir aydan fazla bir süredir yazılarınızı, yorumlarınızı dikkatle okuyarak takip ettiğim sitenin yazılarının ve yorumlarının tamamını okumayı bu sabaha karşı bitirdim.
Bu gece için kendimce hayatımın tüm akışını değiştiren bir tatlı olayı sizlerle paylasarak siteye de ilk merhaba yazımı göndermeye karar vermiştim. Fakat günün ilk ışıkları ile yorgunluktan yatağa yattığım sırada, ne kadar zaman gecmişti hatırlamıyorum ama bir arkadaşımın telefonu ile uyandım.
Kendisi bana ilk olarak şu anda nerede olduğumu sordu ve yurt içinde olduğumu öğrendiği zaman hemen televizyonu açmamı söyledi. Ben kendisine hangi kanalı açmam gerektiğini sordugumda “Fark etmez, herhangi bir kanalı aç lütfen” dedi.
Ben sevgili dostumun bana sabahın erken saatlerinde herhangi bir kanalda bulacağım haberin ne olabileceğini uyku sersemliği ile düşünürken, bu arada otel odasında kumandanın akşam nerede terk edildiğini aramaya başladım. O sırada uyku sersemliğim de geçmiş olmalı ki sevgili dostumun sesindeki titremeyi hissettim ve televizyonu açtım.
Karşıma çıkan ilk kanalda o korkunç haberi gördüm. ”Hakkari’de hain pusu”
Şu an rakamları tam olarak hatırlıyamıyorum çünkü her kanalda farklı farklı yaralı ve şehit rakamları veriliyordu. O an telefondaki arkadaşımı unuttum sadece kanallar içerisinde dolaşıyor ve bir yandanda düşünüyordum.
Biran aklıma 03 Ağustos 1987 tarihi geldi. Sabahın ilk saatlerinde Bandırma devlet hastanesindeki hemşirenin yanıma gelerek
- ”Bir oğlunuz oldu, tebrik ederim. Allah uzun ömür versin” müjdesini hatırladım.
Hemen arkasından oğlumun oturma odasının koltuklarının arasındaki hayata ilk adımlarını attığında eşim ile beraber sevinç çığlıkları attığımızı, hatta konuyu biraz da abartarak attığı ilk iki adımdan sonra yere düşen ve ağlamakta olan oğlumla ikimiz de ilglenmiyor sadece onun bu kendi çapında ve bizim gözümüzdeki küçük maratonunun zafer sarhoşluğunun sevincini yaşıyorduk.
Sonra birden ilkokula başladığı gün ve ilkokul müsameresinde almış olduğu rolünü hatırladım ve bu rolü gereği giydiği subay kıyafetini, göğsünden çıkardığı Türk bayrağını ön sırada oturan bana uzattığında, yanımda oturan sınıf öğretmeninin
- ”İnşallah siz de bayrağı ona teslim edersiniz. Bu kıyafetler çok yakıştı” temennisini hatırladım.
Sonra ilköğretimin son yıllarında bir akşam evde eşimin uyarısı ile oğlumun dizindeki yaraların sebebini sorduğumda, oğlumun futbol takımlarından birinin seçmelerine girerek, kaleci olarak seçmeleri kazandığını ve antremanda dizlerinin bu hale geldiğini öğrendim ve futbol içinde hayatı geçmiş olan, bekarlık yıllarımdaki hayallerimde evlendiğim zaman bir oğlum olduğunda ona sonuna kadar destek vererek, onun iyi bir futbolcu olmasını sağlamayı, o daha vitamin bile değilken düşünen, yıllarca futbol oynayıp, daha sonrada yıllarca futbol hakemliği yapan ben, hakemlik sıfatını da kullanarak, oğlumun seçildiği takımın hocasını arayarak onu bu takımdan çıkarmasını, elemesini rica ettim.
Herkesin tam tersi için aradığı takımın hocası için bu ricamı uygulamak hiç de zor olmadı ve bu küçük sır; hala bir gün oğluma itiraf edeceğim günü, ki o gün bence benim hayatıma anlam katan Bandırma devlet hastanesindeki o hemşirenin bir meslektaşı tarafından oğlumun şahsına verilecek bir müjdeden sonra olursa affedilebileceğimi, beni ancak o zaman daha iyi anlıyabileceğini düşünerek, hocası ile aramızda kalmıştır.
Sonra birden bana telefonla, üniversiteyi kazandığının müjdesini vermek için gün boyu telefonla ulaşamayıp SMS attığını düşündüm. Diğer arkadaşlarının çizgi film seyrettiği yaşlarda onun TRT’de Güneydoğu haberlerini seyrettiğini, her gece yatağına yattığında dualarının Hakkari’nin Yüksekovası’nda, Çukurcası’nda ovaların, dağların arasında nasıl kulaklarıma geldiğini düşündüm ve işte o anda telefondaki arkadaşım aklıma geldi ve o hayatımın en zor sorusunu sesim titreyerek sordum
- ”Hangi karakoldaydı Oğuz?”
Aynı titrek seslerle bana
- ”Çukurca”dedi
Metanetini kaybetmemesini, sabırlı olmasını ve aklına kötü bir şey getirmemesini ve tekrar arayacagımı söyleyip telefonu kapattım. Bütün televizyon kanallarını tek tek dolaşmaya başladım.
Orada bizim için, sizin için canını feda eden 12 kahramanı düşündüm. Bu 12 kahramanın babasını, annesini düşündüm ve daha da ilerisi o gencecik Mehmetlerin evli olanlarının çocuklarını düşündüm birden.
Muhtemelen babalarını henüz görememiş, onu henüz baba diye seslenerek onurlandıramamış olacaklarını düşündüm. Sonra birden gözümün önüne son uğurladığımız şehitlerimizin cenaze töreni geldi.
Bütün televizyon kanallarının normal programlarına devam ettiği o geceyi düşündüm. Bütün kanalların haberlerinde şehitlerimizin cenaze töreninde şehidimizin Güneş ve Yeter isimli kızları (İsimlerini unutmadım çünkü katillerine karşı yapılan operasyona Genelkurmay Bşk.lığı tarafından bu bize emanet kalan kızlarımızın ismi verildi) babalarının naaşı yanında yırtık çoraplarla nasıl zoomlandığı aklıma geldi.
Bütün Türkiye’nin uyanması için böyle toplu şehit törenlerine mi ihtiyaç vardı? Bu Mehmetçiklere yardım kampanyası için bu kızlarımızın çoraplarının görüntülenmesi mi gerekiyordu?
O gece kanallardan birinde İbo Show’da çıkan dansözü, orada konuk olan şahısların onu nasıl alkışladıklarını hatırladım ve acıdım. Asla Yeter’ime, Güneş’ime, babasının naaşı başında 3 veya 4 yaşındaki oğlan çocuğunun ”Babam neden onun içerisinde bayrağın altında yatıyor, çıkarın” diye ağlamasına acımadım.
Orada olan eğlenen, alkışlayan kişilere acıdım. O programı yapan, çeken, yayınlayan medyaya acıdım. Bu gece ateş düşen 12 ocağı düşündüm, o ocakların fertlerini düşündüm, babalarını düşündüm, kimbilir ne emekler ile o mehmetçikleri bu yaşa getirdiklerini düşündüm.
Mehmetçiklerin zaman zaman otogarlarda davullu zurnalı uğurlanışlarını düşündüm ve birden ”En büyük asker bizim asker! Bu asker gidecek, geri gelecek” sesleri kulaklarımda çınladı.
Oğlumun diş çıkardığı yıllarda ateşlendiğinde eşimle birlikte sabaha kadar nasıl mücadele ettiğimizi, eşimin göz yaşlarını hatırladım ve bu 12 baba ve anneyi bu gecelerini, Güneş’in, Yeter’in babasız geçen bu haftalarını düşündüm.
Sonra askerliğini paralı olarak yapmak isteyen futbolcuları, sırf bu amaç için yurtdışındaki takımlara transfer olmak isteyenleri düşündüm. Yurtdışında çalışan gençlerimizi, orada evlenip bir çocuk sahibi oldukları zaman bazılarının 35 yaşından sonra yapacağı 1 aylık askerlikten kurtulmak için oranın vatandaşlığına geçip askerlikten düştüklerini, geçen hafta televizyon haberlerinde izlediğim askerlik için gençlerimize parayla çürük raporu veren çeteyi hatırladım.
Bugün televizyonlar başında şehit isimlerini endişe ile bekleyen onbinlerce aileyi düşündüm, günün ilerleyen saatlerinde Oğuz ile telefonla konuşan dostumun beni nasıl yarı ağlamaklı haberdar ettiğini, diğer 12 evladımızın acısından ona bile tam anlamıyla sevinemediğini yaşadım.
Bu gece TRT haberlerinin bitiminde rahat nefes alan aileleri,dün gece Hakkari’nin Yüksekova’sında, Çukurcası’nda, Mardin’de, Tunceli’de yurdumun ovalarında dağlarında yankılanan o cılız sesli çocukların, annelerin, babaların, eşlerinin dualarını kulaklarında duyan, hisseden o babaları, evlatları düşündüm.
Bugün gençlerimizi gördüm. Bu millete, bu vatana, bu topraklara sahip çıkan, şehit kanından rengini alan bayrağını gururla elinde taşıyan, askerlik şubeleri önlerinde tekrar askere gitmek isteyen gençlerimizi.
Akşam haberlerinde teskeresi gelen mehmetlerimizin teskerelerini kabul etmeyip bu savaş bitene kadar kalmak istemelerini. Askerliğin ne kadar kutsal bir görev olduğunu, ülkemizde televizyon dizisinde dahi olsa askerlik ile dalga geçilemeceğini benimsemiş olan gençlerimizin var olduğunu, bu ülkede mecliste dahi hala terörizme destek olan bir kesim var iken, şehit cenazelerinin olduğu gece bizim Güneş’imizin, Yetim’imizin içleri kan ağlıyorken, programlarında dansöz oynatan bir medya gurubu var iken ve en önemlisi bu olaylar karşısında hala sessiz kalan, hiçbir tepki göstermeyen büyük bir çoğunluk var iken akşamüstü oğlumun telefonu ile gözlerim doldu.
Üniversiteden 28 arkadaşı ile birlikte askerlik şubesine giderek dilekçe verdiklerini, üniversite yönetimi ile görüşüp kabul edildiği takdirde kayıt dondurma haklarının olduğunu duyduğumda büyük bir gurur duydum.
Demek ki söz konusu vatan olduğunda insan her şeyini ama her şeyini feda edebiliyormuş, babalar bile…
Üniversitenin sadece kısa dönem askerlik için bir araç olmadığınıda öğrendim. Birden aklıma dün gece eAnlat yorumları içerisinde ilk defa okuduğum bir ata sözü veya deyim geldi.
”Gönülsüz it, davar beklemez”
Yorumu yapan arkadaşımın mecazi olarak hiçbir art niyet taşımadan yazmış olduğu bu kelimeleri okuduğumda çok sinirlenmiş, bozulmuştum. Ama bu gün gerçekten bu sözün doğruluğuna hak verdim.
Ülkemizde yaşayan bu terör yanlısı ve teröre karşı vurdum duymazlığını koruyan kesimi, gönülsüz beklemek imkansız bir şey…
Şehitlerimizin ruhları şad olsun, Allah ailelerine ve onları aileleri olarak kabul eden Türk ulusuna sabır ve başsaglığı versin.
Saygılarımla…
|
26 Ekim, Cuma , 2007






Cuma, Ekim 26th, 2007:
Icim yandi…
Cuma, Ekim 26th, 2007:
Yaşadığımız böylesi günlerde vatan sevgisini iliklerine kadar hisseden böylesine kutsal insanların varlığını bilmek iyi geldi,lakin aktardıklarını aynı zamanda tüylerim diken diken olarak okudum ve içim burkuldu:(
Bahsettiğiniz olumsuzlukların yanısıra ;sizler yani bizler gibi vatanı için her şeyini feda etmekten çekinmeyen insanların ezici bir çoğunluk oluşturduğunu bilmek her şeye rağmen çok güzel..
Şehitlerimizin mekanı her zaman cennettir.Ruhları şad olsun..
Cuma, Ekim 26th, 2007:
her zamanki gibi içimden geçenleri, kopan fırtınaları anlatmak istiyorum
ama yapamıyorum
aklımda ise sadece bir cümle var
Söz Konusu Vatansa Gerisi Teferruattır…
Cuma, Ekim 26th, 2007:
Casua, okurken icim costu, cok güzel yazmissin.
bana yaptigin göndermede hakikaten hic bir artniyet tasimadim ve kötü bir niyetle yazmadim bunu da takdir etmis olman beni memnun etti.
evet askerlikten siyirmak icin yurtdisina cikanlar, baska ülkelerin vatandasliginina gecenler, cetelere para yedirerek cürük raporu alanlar cok, madem böyle bu insanlara yüklü miktarlarda paralar ödeterek bu paralar yetimlerin güneslerin ihtiyaclari icin harcansin derim. Cürüge cikarak bir seylerden yirtanlar hic degilse bu sekilde borclarini ödesinler isterim. Cünkü Asker sayesinde bir güven ortami saglaniyorsa bu ortamin bir bedeli olmali ve bunu hepimizin ödemesi gerekir.
Cumartesi, Ekim 27th, 2007:
son derece yalın ve anlamlı bir mesaj.Ama bana sorarsan eksik.sadece şehitlere değil.yaklaşık bin yıldır birlikte yaşadığımız bir halkın çocuklarına da yanmak lazım.Bize yanmak lazım,bize acımak lazım.Çünkü onlar,diğerleri ve diğerleri;her kimseler bu coğrafyada birlikte yaşıyor ve kaderimizi birlikte karşılıyoruz.12 eylüle gelmeden 10.000 bine yakın insanımızı kaybettik.12 eylülden sonra bu güne kadar 40.000 insan .Bu işte bir yanlışlık bu işte bir kalleşlik var.O ölen gencecik çocuklar için,anneleri ,babaları ve oğulları kızları için ,lütfen ama lütfen daha sakin daha anlayan ve elbette daha bir biz olarak düşünüp öyle hareket edelim.
Cumartesi, Ekim 27th, 2007:
Yazımın başındada belirttigim gibi eanlat.com’a bambaşka bir yazı ile merhaba demek istiyordum.O gece sitedeki tüm geçmiş yazıları,yorumları azimle okuyup bitirmek için çok büyük bir çaba sarfederek,sabahın ilk ışıklarıyla tamamladım.En son olarak okudugum yazı sayın ceselo tarafından yazılan ”Emret komutanım Türk ordusunu hafif gösteriyor.” yazısı ve yorumlarıydı.Sabahın ilk ışıklarında bu yazı ile ilgili yorum yazıp bilgisayarımı kapattım.Bir tek kelimesini dahi eklemeden sizlere ”o” gün neler yaşadıgımı harfi harfine aktardım.Bu günümü size aktarmamdaki tek gayem sizlere olaylara sadece medyamızdaki haber tacirlerinin bakış açısından ziyade, bambaşka bir bakış açısından küçük bir pencere aralamaktı.Bu pencereden zaman zaman küçük bir çocuk olup onun babasına dualarını,bazen bir eş olup televizyon haberleri başladıgında çocuklarınıza izlettirmemek için ne gibi mazeretler uydurmanız gerektiğini,umulmadık zamanda kapınız çalındıgında kapıyı açmak için nasıl tereddüt ettiğinizi ve en önemlisi bu duyguyla nasıl yaşanılması gerektiğini öğrenmenin ne kadar zor olduğunu görebilirsiniz.Bir zamanlar hepimiz birer evlattık,büyüdük veya büyüyecegiz.Bizlerde evlat sahibi olduk veya olacagız ama bu pencereden bakarken lütfen her sıfatın yerine kendinizi kısa bir sürede olsa yerleştirin,bizlere bu bayragın dalgalanmasını saglayan evlatlarımıza sizlerde dua edin.Çünkü nihayetinde ateş düştüğü yeri yakıyor…Saygılarımla.
Cumartesi, Ekim 27th, 2007:
Sayın Asena;
Size ve diger yorum yazan arkadaşlara çok teşekkür ederim.Asla yazımda size ait bir özel gönderme yapmayı düşünmedim ve sizin vermiş oldugunuz örnek sözde’de samimiyetinizden,iyi niyetinizden asla şüphe etmedim.Bunuda zaten yazımdada belirttim.Sadece orada ilk okudugumda beni inciten öyle bir örneğin (ne kadar doğru dahi olsaki bugün haklılığınıza kesin kani oldum) verilmesiydi.Sadece bu beni incitti sizin şahsınızla bir alakası yoktu.
Diğer konuya gelince bu askerlikten tabiri caizse yırtmak için yapılan çeşitli entrikaların yerine onlardan resmi olarak alınacak belirli bir ödeme ile onların bu işlerini kolaylaştırma konusuna;Bu olaya sizin açınızdan baktığımda gerçekten çok haklı bir düşünceye sahipsiniz.Şimdi müsade ederseniz diğer açılardan olaya bakmaya çalışalım.
Biz yüzyıllardan beridir sadece içerisinde bulunduğumuz coğrafi konumun diyetini ödüyoruz.Bu konuyu size sayın ceselo da bu konunun gündeme gelmesine vesile olan Tv dizisi hakkındaki yorumlarında yazmıştı.Çevremizdeki komşu ülkelere bakarak biz bu durumu kabullenmek zorundayız.Biz ne Almanya,ne Hollanda,nede diğer bir avrupa ülkelerindeki gibi gençlerimizi askere alarak onları belediyelerde veya kamu hizmeti görülen yerlerde çalıştırma lüksüne sahip bir konumda değiliz.Biz yüzyıllar boyunca bütün kıtalara hükmetmiş bir imparatorlugun ve dedesiyle,ninesiyle savaşarak kurulmuş bir cumhuriyetin evlatlarıyız.Hiçbir çıkar düşünmeden sadece özgür bir devlet ve bayrak altında yaşamımızı devam ettirmek için verdiğimiz tüm şehitlerin kanlarıda bu devlete helal olmuştur,olacaktırda.Bu yerine göre bazen kendimiz bazen gözümüzden bile sakındığımız evlatlarımız olacaktır.yakın bir tarihimizi düşününki,Irak toprakları onbinlerce kilometre öteden gelinerek işgal edilmiş ve aynı gün Bagdat’taki egrisiyle,dogrusuyla o zamanki liderlerinin heykeli işgal kuvvetleri tarafından yıkılıyor ve o halkta bunu alkışlıyor.Bu dünya döndükçe ve alt kimliği ne olursa olsun bu ülkede yaşayan en son ”Türk” şehit edilmeden Ankara’nın merkezi kızılaydaki Atatürk heykelinin herhangi bir işgal kuvvetleri tarafından yıkılmasının imkanı varmı veya böyle bir şeyi hayal bile edebiliyormusunuz?Bunu hayal bile etmememizin tek sebebi bu ordu ve bu orduyu oluşturan evlatlar.Tamamiyle haksızsınız demiyorum tabiiki haklı oldugunuz durum var ve bu konu uzmanları tarafından senelerdir incelenmektedir.Hatta zaman zaman TSK bu konuda sadece sosyal içerikli olmak kaydıyla özveride bulunup para ile askerliği açmıştır.Bunun en son örneğini yakın tarihte hepimizi ulusça yasa boğan depremde yaşadık ve depremzedeler yararına olmak kaydıyla bu para ile çok kısa bir dönem askerlik yaparak faydalanan gençlerimiz olmuştu.Ama sizde takdir edersinizki bunu yaşadığımız cografyadan dolayı devamlı yapmanın imkanı yoktur.Diger bir hususta bu ülke sadece fakirleri tarafından savunulacak bir ülke değildir.Heryerde zenginler,fakirlerden daha fazla kaybedeceği şeylere sahiptirler.Neden onlarda bu varlığımızı devam ettirme mücadelemizden mahrum kalsınlar.Allah bizlere herzaman bağımsızlık,özgürlük zenginliği versin.Atatürk’ün gençliğe Hitabesinde dediği gibi ”Damarlarımızdaki asil kan” mevcut oldugu müddetçe,M.Akif Ersoy’un istiklal marşımızdaki sözleri gibi ” Zincir vuracak şaşarım.” zihniyeti olduğu müddetçe ve en önemlisi; bu coğrafyadaki yerimizi korumak için bize düşen sadece çocuklarımıza eğer vatan sathında ihtiyaç varsa gözü kapalı iştirak etmelerini aşılamak.Vatan,paranın elde edemediği tek şey diyebiliriz.Çünkü bu vatan gerçekten gönülsüz gençlerle kurulmadığı gibi,gönülsüz korunmazda.Saygılarımla.
Cumartesi, Ekim 27th, 2007:
sevgili casua su anda maalesef bu konuya cevap verecek zamanim yok. ama bir konuda senden farkli düsünüyorum bunu belirteyim. saddam son derece sadist bencil ve gaddar bir hükümdardi. Bushu saddami devirmekte hakli buluyorum ama bushun motivasyonu acaba irak halki mi yoksa petrol müydü? elbetteki petroldü. Sirbistan ve bulgaristan savasinda neden müdahale edilmedi, elbette edilmez orada petrol mü var ki birak yesinler birbirlerini. Ama bushun da saddamdan beter oldugu iraktaki durumdan belli.
bence al birini vur ötekine. ben saddamin akibetini busha da dilemekten baska bir sey yapamayan aciz bir insanim.
Cumartesi, Ekim 27th, 2007:
Sayın A.Y Borke ;
Size öncelikle gecenin bu saatinde mesainizi harcayarak yapmış olduğunuz yorum için teşekkür ederim.
Hayatımın hiç bir evresinde tek pencereli küçük bir hücrede yaşamak için fikirlerimi ve düşüncelerimi mahkum etmedim.Yazımı lütfen tekrar okursan,bu vatanın evlatlarından bahsederken hiçbir alt kimlik kullanmadıgımıda farkedeceksindir.Son şehit cenazelerimizin gönderildiği adreslerede dikkat ederseniz aynı bu vatanı kurarken kurtuluş savaşında oldugu gibi,yurdumuzun sadece bir tarafına değil,dört bir yanına dagıldıgınıda göreceksiniz.Bu vatan nasılki Kürdü ile,Laz’ı ile,Göçmeni ile ve daha şuan sayamıyacağım vatandaşları ile kanlarını,canlarını feda ederek o zaman nasıl savunuldu,kuruldu ise,şuandada değişen hiçbir şey yok.Aynı alt kimlikli aslını inkar etmeyen bin yıldır birlikte yaşayan Türk ulusunun evlatları ile bazı dış kaynaklı oyunlara gelen,kendi asıl topraklarını bir günde teslim edip,sonrada bu toprakları işgal eden işgalcisinden medet umarak bu devlete kafa tutan bir avuç teröristte karşı verilen bir mücadele.Eminimki bir gün bahsetmiş olduğunuz yanlışlığın,kalleşliğin oldugu pencereden bakabilen bir eanlat.com yazarı bu konuyu bizlerle yazısıyla,paylaşır ve benim şahsım adıma defalarca neden diye sorarak karşı pencereye geçip baktığımda görmüş oldugum kocaman bir boşluga,canlandırabilecegimiz bir manzara oturtabilir.
Ayrıca yaklaşık bin yıldır birlikte yaşadığımız halkın çocuklarınıda çok iyi tanırım.Onların evlatlarından birisi canım kadar sevdiğim,yaklaşık çeyrek yüzyıldır iyi günde,kötü günde tek bir göz yaşına kıyamadan hayatımı paylaştıgım,senelerce benim için yaşadıgı endişelerine rağmen,gerektiğinde oraya gözünü bile kırpmadan oğlunu gönderebilecek kadar bu vatanını seven çocuklarımın annesi sevgili eşim.Saygılarımla.
NOT:Acele ederek göndermiş oldugunuzu söylediğiniz,bizlerle paylaştıgında eanlat.com daki okurların %99 unun okumaktan büyük keyif aldıgı ”ASKI ANLATMAYINIZ” isimli yazınızın düzenlenmiş son halini en kısa zamanda bekliyoruz.Sakın unutmayın.
Cumartesi, Ekim 27th, 2007:
Bu gün bu vatan belki bütün gençleri sorumluluğa çağırıyor ve bu konuda kitüm duyarlı gençleri kutluyorum bi o kadar da askerlikten yırtmak için çürük raporu alanlarıda kınamak bile az gelir.Ağır konuşacağım ama bu vatan topraklarında işleri yok onların.Ben bu vatanın ne mücadelelerle bu günlere geldiğini bilirken,her gün televizyonu açarken acaba nasıl bir haber duyacağım endişesindeyken, elim kolum bağlı oturmakdan nefret ederken bu insanlar yaşamasınlar.Şu gün deseler ki:
“kadın erkek herkese ihtiyacımız var”3,5 yaşındaki bir oğlumu hiç düşünmeden ardımda bırakıp giderim savaşmaya.Benim olmayan vatanımın toprağında çocuğumu büyütmekdense hiç yaşamayayım yada yaşamasın evladım.Çocukları çürük raporu alıpda askere gitmeyen ana-babalarda şaşıyorum ki başkalranın evlatları bir karış toprağı için bu vatanın savaşırken,canını feda ederken,o vurdumduymaz,o embesillerin bu topraklar üzerinde yan gelip yatıp yaşamalarına içime sindiremiyorum.
Cumartesi, Ekim 27th, 2007:
sayın casua35
yazdığım yorum yazınızda katılmadığım bir yön olmasından değildi.Ben yalnızca itidal telkin etmek istedim.Bu telkin de sizin yazınızdan yola çıkarak bende verilmesi gereken bir mesaj halinde değil,,malesef yaşadığımız gündemde oratya çıkan bazı hamaset dolu sözlerden kaynaklanıyor..Konu aslında çok hassas ve bir yandan sinir uçlarımıza dokunurken diğer yandan da aklımızı bir sorgulamaya götürüyor.Bu anlamda kızarkende üzülürkende dikkatli olmamız gerektiğini düşünüp yazdım o ifadeleri.Lütfen yanlış anlamayınız.
Cumartesi, Ekim 27th, 2007:
Sayın A.Y Borke ;
Bu sabah yapmıs oldugum yorumunuza karsılık olan yorumu ben size tekrar okumanızı tavsiye ederken,ben suan kendim tekrar okudum ve gercekten sanki size karsı bir fikir içerisinde yazılmıs gibi oldugunu anladım.Özür dilerim.Benim yorumumdaki anlatmak istediğim ana tema, asıl yazı içerisinde hiçbir etnik gurup veya yeni moda ismi ile alt kimlik içermemesiydi.Bende sizinle aynı fikirdeyim ve ”Çöp ile samanın karıştırılmamasından ” yanayım ve bunun hertürlü platformda savunucusuyumdur.Bizler yüzyıllardır birlikte yaşamıs bir ulusun evlatları olarak artık birbirimize iyice karışmışız.Sözümüz sadece bir avuç çapulcu takımına,ben çapulcu diyorum çünkü terörist demek bile içimden gelmiyor.Cok haklısınızki,kızgınlık anında sarf edilen bazı sözlerde çok dikkatli olmalıyız ve dış güçlerin nihayi amaclarına ulaşmamalarına dikkat etmeliyiz.Bu konuya açıklık getirdiğiniz için teşekkür ederim.
Cumartesi, Ekim 27th, 2007:
Kurtuluş savasındaki Nene hatun,hatice nine ve niceleri ve gunumuzde bizler için orada gögüslerini siper eden kahramanlarımız;Onların hiçbir şüpheleri yoktur ki arka bahcelerinin ”cilekbahcesi” olduguna.
Allah ogluna; ailesiyle birlikte bu bayrak altında nice mutlu seneler versin.
Sagolasın cilekbahcesi iyiki varsınız….
Cumartesi, Ekim 27th, 2007:
yil sonuna yaklasirken hayli yogun bir dönemdeyim. zaman kisaligindan siteye giris cikisim bile etkilendi. ama bu gün hamburgtaki yürüyüse katilma sansindan kendimi mahrum birakmak istemedim ve isimi gücümü birakip yürüyüste yerimi aldim. inanin gögsüm kabardi. ellerinde tasidiklari bayraklar yetmemis genc kizlarimiz bayraklari bir de pelerin gibi omuzlarina baglamislar. gencler türkbayragindan yapilmis tisörtleri ya da gömlekleri ile havanin soguk olmasina ragmen ceketlerinin önünü kapatmayarak gögüslerindeki ay yildizi gösterme yarisina girmislerdi. her yer kirmizi beyaz türk bayragi doluydu ve genclerimiz varliklari ile pkk ya lanet okuyup türkiyenin yaninda olmanin gururu ile yürüyorlardi.
eve geldigim zaman icim öyle bir cosku ile doluydu ki uzun zaman normale dönemedim. allah vatanimizi korusun.
Cumartesi, Ekim 27th, 2007:
casua, (KIZILAY MEYDANINDAKI ATATÜRK HEYKELI KONUSUNDA)insallah o günlere gelmeyiz, agzindan, aklimizdan yel alsin.
hani bir sarki var “orda bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür,
gitmesek te görmesek te o köy bizim köyümüzdür”
ben su anda bu haleti ruhiye ile yasiyorum.
Pazar, Ekim 28th, 2007:
iltifatınız için teşekkür ederim.sayın casua35.dün akşam haber bültenlerinde yurdun dörtbir yanındaki şehitler için düzenlenen mitinglerde,yürüyüşlerde gördüm ki daha benim gibi daha bir çok TÜRK KADINI aynı duygular içerisinde.mutlu ve gururluyum.