Hazine avcısı Nakata

cxhan yazmış
Bugün sizlere, ismini yazımın sonunda vereceğim bir arkadaşımın, bence ilginç ve sizlerinde ilginizi çekeceğini tahmin ettiğim hayat hikayesini kısaca anlatacağım.
Anlatacağım olay 1960′lı yıllarda geçiyor ve bütün hikaye şakalaşmayı seven iki çocukluk arkadaşından birisinin diğerine gönderdiği bir mektup ile başlıyor.
Çocuklukları deniz kenarındaki şirin bir Ege kasabasında geçen yaramaz mı yaramaz bu iki arkadaş, yaşadıkları kasabanın ortalığı birbirine katan iki haylazı imiş.
Bu iki arkadaş çocukluk yıllarında, halk arasında da ağızdan ağıza söylenen ve Romalılardan kaldığına inanılan büyük bir hazineyi bulabilmek için sürekli hayaller kurar, kafalarından define haritaları uydurur, ellerindeki küçük bahçe çapaları ile evlerinin bahçesini köstebekler gibi delik deşik ederlermiş. Ve çoğu zaman define bulabilmek için açtıkları çukurlarda bilekleri burkup inciten büyüklerinin hışmına uğrarlarmış.
Her ikisi de evlerinde uydurdukları bir define haritasının gerçek olduğuna birbirlerini ikna etmeye çalışır ve bu ikna çabaları esnasında her ikisi de aslında kendi uydurduğu haritanın doğru olduğu ve o haritayı nasıl elde ettiği ile ilgili olmadık bir sürü palavra sallarmış (Çocukluk işte).
Haylazlıkla geçen yılların sonunda bu iki arkadaştan birinin Tekel Müdürlüğünde tütün eksperi olarak çalışan devlet memuru babasının tayini iç Ege’de bulunan “Orak” isimli kasabaya çıkmış ve bu iki arkadaş zorulu olarak ayrılmak zorunda kalmışlar. Ancak aralarındaki bağı uzun bir süre koparmamışlar.
Bu iki arkadaş askerlik çağlarına kadar sürükli mektuplaşmış ve arkadaşlıklarını bu şekilde devam ettirmiş. Daha sonra her iki arkadaş da yurdun değişik köşelerine vatani görevlerini yapmak üzere gitmişler.
Yaklaşık iki yıl süren askerlik hizmetleri süresinde ise haberleşememişler. Askerlik dönüşünde ise bu arkadaşlardan kıyı kasabasında oturanı diğer arkadaşına gülerek hatırladığı eski günlerin anısına bir şaka yapmak istemiş ve almış kağıdı kalemi eline şöyle süslü püslü güzel bir define haritası çizmiş.
Çizdiği haritayı toprağa gömüp güzelce bir eskitmiş ve daha sonra bir zarfın içine koymuş. Aslında bütün hikayede bundan sonra başlamış. Çizdiği haritayı zarfın içine koyduktan sonra zarfın üzerine arkadaşının adını yazmış ve mektubun gideceği yer olarakta bundan önce gönderdiği mektuplarda yaptığı gibi arkadaşının yaşadığı kasabanın ismi olan “Orak Kasabası” diye yazacağı yerde kalkmış “Orak’a” gidecek anlamında sadece”Oraka” diye yazmış ve mektubu her zaman postaya verdiği kasaba postanesi yerine bir işi için gitmek zorunda kaldığı kasabasının bağlı olduğu ilin postanesinden postaya vermiş.
Mektubun üzerine de, gönderen yani kendisi ile ilgili hiçbir bilgi yazmamış. Ve tabiki tahmin edebileceğiniz gibi bu gaflet zinciri burada kalmamış devam etmiş. İl postanesinde çalışan aklıevvel posta memuru almış mektubu ve yanlışlıkla yurtdışı postaların konulduğu bölmeye koymuş.
Bitti mi? Tabi ki hayır. Dış posta bölümündeki mektuplar tasnif edilirken bakmışlar mektubun üzerinde “Oraka” yazıyor. Ama neresi kardeşim bu Oraka.
Postane çalışanları almışlar ellerine bir fihrist başlamışlar “o” harfi ile başlayan dünya şehirlerine bakmaya, çünki mektupta ülke ismi ve gönderenin ismi yok ama gitmesi gereken bir mektup var ve bu mektubu gönderen yurt dışında bir yere göndermek istiyor ki, mektup dış postaların arasından çıktı diye düşünmüşler.
Araştırmaları fazla uzun sürmemiş, fihristten Japonya’nın büyük kentlerinden biri olan “Osaka”nın adını hemencecik bulmuşlar ve “Oraka”nın Osaka olarak yazılmak istenildiğini düşünerek (aslında mektuptan bir an önce kurtulma düşüncesi ile) içinde şaka amaçlı hazırlanmış hazine haritasının bulunduğu mektubu Japonya’nın Osaka kentine göndermişler.
Her neyse bir süre sonra mektup Osaka Posta Müdürlüğüne ulaşmış ama üzerinde adres falan yazmadığı için geldiği yere geri gönderilmek üzere sahipsiz postalar bölümüne konmuş. İşte burada olayımızın kahramanlarından Osaka şehrinin genç Posta Müdürü bay Nakata Osihiri hikayemize dahil oluyor.
Posta Müdürü bay Nakata’nın en büyük zevklerinden birisi yasak olmasına rağmen bu sahipsiz postaları karıştırmak ve onlara şöyle bir göz atmakmış (Bir Japon bunu yapmaz diye düşünmeyin sonuçta oda bir insan dimi ama).
Bay Nakata her akşam mesai bitiminde yaptığı gibi Posta Müdürlüğünün sahipsiz postalarının bulunduğu bodrum katına inmiş ve sahipsiz mektupları şöyle bir karıştırmaya başlamış ve doğal olarak yine tahmin ettiğiniz üzere yanlışlıkla ülkemizden gönderilen mektup geçmiş eline.
Mektubu açtığında çok şaşırmış, zarftan yazılı hiçbir metin çıkmamış sadece yıpranmış bir kağıda çizili bir harita, haritanın bir yerinde koca bir çarpı ve altıda “Roma Hazinesi” yazısı.
Doğal olarak bizim bay Nakata bu yazılanların ve haritada geçen isimlerin hiçbirini anlamamış ama bir define haritası dünyanın bütün ülkelerinde bir define haritasıdır. Haritada önemli bir şeyler anlatıldığını hissederek hemen mektubu cebine koyan bay Nakata hızla binadan ayrılmış ve evine gitmiş.
Bay Nakata’nın mektuptaki dilin Türkçe olduğunu ve haritada işaretli yerlerin Türkiye’de bulunduğunu anlaması biraz vakit almış tabi ki ama sonunda, tesadüfen, zamanında Japonya’nın Ankara Konsolosluğunda memur olarak çalışmış ve emekli olmuş bir arkadaşının vasıtası ile mektubu çözmüş, haritadaki yeri öğrenmiş ve definenin peşine düşmek için hemen işinden yıllık izine ayrılmış.
Genç Posta Müdürü Bay Nakata yanına aldığı haritalar, Türkçe sözlük ve bir sürü ıvır zıvırla birlikte Türkiye’nin yolunu tutmuş (Sıkıldığınızı düşünerek biraz hızlanmaya karar verdim).
Turist olarak ülkeye giriş yapan bay Nakata doğruca hikayemizin başladığı yer olan kıyı kasabasına gelmiş ve dikkat çekmemek için bir akşam üzeri kasabadan satın aldığı bir kazma ile haritada gösterilen, Romalılardan kalma tarihi eserlerin yakınındaki bir yeri kazmaya başlamış. Ama bunun kazı yaptığını farkeden kasabadan bir kişinin polise haber vermesi üzerine bay Nakata tarihi eser kaçakçılığı suçlaması ile tutuklanmış ve ceza evine gönderilmiş. Ve bunun sonucunda bir sürü diplomatik yazışmalar, çizişmeler, görüşmeler olmuş ama bay Nakata ne kimseye derdini anlatabilmiş ne de ülkesine iade edilmiş.
Tutuklu olarak ceza evinde mahkemeye çıkmaya hazırlanan bay Nakata’ya Türk hükümeti savunmasını yapması için bir avukat tayin etmiş. Tabi ki bu avukat tercumandan tasarruf etmek için Japonca bilen bir avukatmış ve gençmiş ve bayanmış ve hatta bekarmış. Babasının diplomatik görevi dolayısı ile ilköğrenimini Japonya’da yapan genç avukat Şeyma burada öğrendiği japoncanın faydasını mesleğinde ilk defa görüyor olmanın sevinci ile bu davaya şevkle sarılmış.
Sonuçta Bay Nakata’yı 1 yıl hapis yatmaktan kurtaramamış ama yaklaşık 1 yıl süren dava boyunca tutukluluk hali devam eden bay Nakata dava sonucunda aldığı bir yıllık hapis cezasını zaten dava süresinde çektiği için dava sonunda serbest kalmış.
Dava süresince Bay Nakata’nın ilginç hikayesine inanan ve onu, yaptığı bu davranışından dolayı oldukça saf ve maceracı bulun avukat Şeyma, Bay Nakata’ya aşık olmuş ve sonunda bu ikisi evlenmişler.
İşte hikaye böyle, yazımın başında söylediğim arkadaşımın ismi ise Derya Osihiri. Avukat Şeyma Osihiri ve Nakata Osihiri’nin oğulları Derya Osihiri. Farkındayım bu hayat hikayesi aslında yazımın başında söylediğim gibi aslında Derya’nın değil Onun anne babasının hikayesi (Aslında tabiki benim böyle bir arkadaşım yok. Ama ne yapayım ilk yazımda da dediğim gibi seviyorum ben böyle şeyler uydurmayı).
|
27 Haziran, Çarşamba , 2007






Çarşamba, Haziran 27th, 2007:
yuh ya :)
Çarşamba, Haziran 27th, 2007:
çok eğlenceliydi :D
Çarşamba, Haziran 27th, 2007:
haydaaaaaaaaaa.bak gene kandmmm.üff.
muhteşem olmş..
Perşembe, Haziran 28th, 2007:
cxhan abi yeter ya sen bu siteyi bırak ya da ben bırakcam. 2 oldu bu. hikaye süper ama uyuz oldum :D
Perşembe, Haziran 28th, 2007:
tahminler hiç bitmiyor ama
Perşembe, Haziran 28th, 2007:
Yok mu arkadaşlar aranızda hiç sinamacı :) Şu hikayeye bi el atsak da şöyle dallanıp budaklandırıp filme çeksek :DDD
Perşembe, Haziran 28th, 2007:
amatör kampüs içi bikaç çekim denememiz oldu da, profesyonel anlamda sinemacı değilim de öğrenciyim :P hem ben sana dargınım abi senle iş yapam ikidir yiyosun bizi :D
Perşembe, Haziran 28th, 2007:
Öhhh bea .
Perşembe, Haziran 28th, 2007:
harka bir uslupla kandırdın beni,eline sağlık:)
Perşembe, Haziran 28th, 2007:
abicim madem kandiriyorsun,hikayeyibiraz kisa tutsaydin beeee.(bi de cok fazla tesaduf koymussun,inandiriciligini yitirmis,Turk filmine benzemis)
Cuma, Haziran 29th, 2007:
süper bir hikaye :) iyi kandık :P bu arada radyo ve tv tekniği mezunuyum üniversite tv kanalında çalışıyorum :) güzel senaryo olursa yardımcı olurum
Cuma, Haziran 29th, 2007:
Salladığını anlamama rağmen sonuna kadar sabırla okudum. Ama güzel sallamışsın helal olsun (:
Pazar, Temmuz 1st, 2007:
Allah iyiliğini versin emi.
Cumartesi, Temmuz 28th, 2007:
Çok muhteşem olmuş. Keşke uydurduğunu söylemeseydin. Ama hikayeler ve romanlar yazabilir ve çok da başarılı olabilirsiniz bence. Şu hayal gücü var ya , keşke herkeste olabilseydi. Bu bir yetenek. Değerlendirilmesi gerekir. Başarılar.
Çarşamba, Ağustos 1st, 2007:
sendeki de ne hayal gücü be kardesim.
islenmemis degerli tas bu is icin bir kursa filan gitsen bence iyi olur.
Pazartesi, Şubat 25th, 2008:
çok süperr
Pazar, Nisan 13th, 2008:
yazik dayima taa yaban ellerden gel mahpus damina dus :)