Hiç göğsüne acı yapıştı mı?
odyseus yazmış
Meşaleler gelinliğini yaktı mı hiç? En güçsüz anında kelebekler siper oldu mu göğsüne? Acı ciğerlerine yapıştı mı?
Gece keşmekeş! Arsız bir hayvanın dilinden akan salyadan farksız! İç gıcırdatıcı, karanlık hayallerine kadar ulaşıyor.
İnsanlar mahcup, insanlar isteklerinin kırıntılarını caddelerden toplamaya çalışıyor. İstanbul’un gecelerine sinmiş yalnızlık!
Bira şişelerinin ellerden kayıp düşerek kırıldığı kaldırımlara sırtını yasladın mı hiç?
Mendil sererek, sevgi dilenmek için önüne açtığın avuçlarına ciğeri üç kuruşluk insanlar para bıraktı mı?
Aşk için yaşamalı dediğin her cümlenden mağrur, mağdur, kırık ayrıldın mı?
Bilemezsin, şerefsizlerin masalarının kaç iskemleden donatılmış olduğunu? Ve mezelerinin bozuk kişiliklerinden yapıldığını! İçkiyi suyla, karıyı parayla harmanlayarak esrar çeker gibi dumanını suratlarına üflediklerini?
Bilemezsin değil mi? Peki, ya bilseydin sahip çıkar mıydın o zaman sevgime? Yoksa yine ayakların kıçına vurarak, kaçar mıydın yanımdan?
Suratını suratımda unuttuğundan beri, kaç sabahtır güneş doğmuyor gözlerine?
Karanlığa isyan edip, onu seviyorum diyebildin mi hiç? Yoksa korkup bir ağız dolusu sustun mu? Koynunda uyuttuğun hançerini kaç kere sapladın düşlerine?
Yastığın ıslak, gözlerin kanlı kaç gece geçirdin? Şimdi susmak istiyorsun. Bir ağız dolusu yutkunuyorum karşında!
Her cümlenin sonunun aydınlık olduğunu bilseydin susar mıydın? Geniş halatları boynundan geçirip kendini düğüm düğüm asar mıydın?
Gece, adi bir sandalyenin bacaklarının üzerine ağırlık bindiğinde kırılması gibi paramparça!
Kırık aynalar etimi yarıyor sanki! Öylesine soğuk ki bedenim; kanım donuyor adeta! Gözbebeklerim yetim.
Minik kırıntılarla uğraşan insanların suratlarına bakıyorum. Caddelerde bir karış eteğini aşağı çekmeye çalışan on altı yaşındaki kızın suratına bak! Makyajı neredeyse etinden aşağı sarkıyor! Ondan fazla, ondan acı!
Caddelerde dolanıyorum zamansız. Arabalar yolunda ilerliyor mu diye bakıyorum. Aniden bir kapı açılıyor önümde! Çirkin bir gülümsemeyle buyur ediyor içeri. Ağzında altın dişleri var. Ve adam gülünce bademciğine kadar görüyorum! Alerjim var diyorum insanlara! Hele senin ağzındaki altına!
Altını ağzına almış adamdan hiç bir şey beklemiyorum! Hızla yürüyor adımlarım!
Caddenin ortasında bir el uzanıyor bacaklarıma. “Abla karnım çok aç” diye mırıldanıyor. On iki yaşlarında bir çocuk. Gözlerim nemleniyor ilk defa! Elimde olan bir tas çorba parasını uzatıyorum.
“Sıcak ekmek alırım” diyor uzaklaşırken. Yazın ortasında sıcak ekmeğe muhtaç olmanın ne demek olduğunu bilmiyorum! Bedenim üşüyor ansızın! Fırına doğru ilerliyorum. Elimde bir parça ekmek, yüzümde ısınmış bedenin ifadesiyle caddelerde yürümeye devam ediyorum.
Sıcak ekmek kokusundan mı bilmiyorum, güzel şeyler ilişiyor gözüme. Elinde gitarıyla şarkılar çalıyor genç çocuk sevdiğine! Ellerini uzatmış saçlarını seviyor. Gözleri buluşuyor! İnsanın sevdiğiyle buluşmasının ne demek olduğunu düşünüyorum; gözlerim parlıyor ansızın!
“Bir şarkıda benim için çalar mısın” diye rica ediyorum. “Aşk şarkısı olsun” diyor genç çocuk. “Ayrılıkları sevmem” diye ekliyor ardından, kız çocuğun ellerini sıkıca tutarken!
“Seni beklerim öptüğün yerde” diye başlıyor çocuk ansızın.
Adımlarım hızlanarak uzaklaşıyorum, teşekkür bile etmeden. Nice yağmurlar sildi öptüğün yerin izini diye ağlıyorum derinden! Siliniyor tekrar izlerin. Kaçıyorum…
Mutluluğum; ufak bir bebeğin gazını çıkarabileceğin kadar kolaydı aslında!
Kendine güvenmeyen eller görüyorum. Bebeğini kucağına almaktan aciz bir çift el sarılıyor boğazıma!
Gece bitmiyor hala! Güneşe inat gidiyor karanlık. Çirkinlikleri örter diye düşündükçe, yanan far lambalarının, pisliği gözüme sokmak istercesine inadıyla karşılaşıyorum.
Ellerinde tütün, cadde boyu koşturan dokuz yaşındaki çocuklar geçiyor önümden! Dudakları ve parmak araları tütünden sararmış minik oğlan çocukları! Önce kızıyorum sonra “Ya aileleri” diyorum.
Karşıdan karşıya geçmeyi bilmeyen çocuklardan biri, arabanın altında son nefesini veriyor! Üzerine gazete kâğıtlarını örtüyorlar. Değersiz haberlerin yapıldığı kâğıt parçaları kefeni oluyor!
Gözüm ilişiyor üzerindeki habere; indirimden alınacak kıyafetlerin fiyatları var! Bir metre kefen bezi bile olmayan çocuğun üzerinde örtülü kâğıt parçasını öfkeyle kaldırıp bağrıma basmak istiyorum.
Bedenim tartamıyor yorgunluğumu, gözlerimi güneşin doğuşunda bir hastane odasında açıyorum.
Umutlarını karanlıklara sermek ne demektir bilir misin sen?
Beyaz cümleler dökülmedikçe ağzımdan, artık konuşmuyorum…
|
19 Ekim, Cuma , 2007






Cuma, Ekim 19th, 2007:
“umutlarını karanlıklara sermek”çok güzel bir deyim.çok hoşuma gitti doğrusu.ama nedir bu umutsuzluk,melankolilik.sanırım bu gün doğum günün müş.kutlu olsun.mutlu,umutlu günlere inşallah.
Cuma, Ekim 19th, 2007:
Odyseus,yetenekli ve hüzün dolu arkadaşım..Yine çok güzel aktarmışsın duygularını.Yeni yaşını kutluyorum.Güzellikler içinde,umut ve sevgi dolu,acı ve hüzünlerden ırak nice yıllar seninle olsun..
Cumartesi, Ekim 20th, 2007:
öfff odyseus bu ne yav. insallah yasamadin bu yazdiklarini da sadece hayalinde canlandirdin. kalemine kuvvet ama bir genc insan icin cok fazla aci bu yavrum.
adeta yer yarilmis sen altinda kalmissin. kimse bu kadar sevilip te gittiginde yikildigina degmez be güzelim.
önünde yasanacak yillar ve sevgini verecegin sevildigini bilen kiymet veren insan ve onunla yapacagin cocuklar varken bir hayirsizin ardindan bu kadar yanip tükenmek niye. kimseye acimiyorsan kendine aci be cocugum.
bu arada dogum günün kutlu olsun. dikel ayaga seni öldürmeyen aci gücünü artirir. bunu böyle düsün ve gelecege daha güzel bak.
Pazar, Ekim 21st, 2007:
her kelimen gözyaşı olup aktı gözlerimden…
Pazartesi, Ekim 22nd, 2007:
DOĞUM GÜNÜ DİLEKLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM!
Asena bu yazıda aşk ve sevgili den öte birşey var…
tabiki yaşadım! taksim, beyoğlu sokaklarında gezerken 15-16 yaşındaki gençlerin suratından aşağıya adeta sarkan, dökülen makyajı görmeyen kaç kişi var? laf olsun diye konuşulan “çocuklara bakalım, onları vatana hayırlı evlatlar olarak yetiştirelim” diye her yerde nutuklar çeken insanların ellerini ceplerine atmadıklarını kaç kişi görmüyor, ka. kişi yaşamıyor ki? ya da akmerkez, tepe, capitol arasında hangi kıyafetin fiyatı düştü diye yarış yapan, parasını 3-5 metre kumaşlara yatıran insanların,üzerini örtecek bir metre kefen bezi bulunmayan çocuklara vermediğini kim bilmiyor ki? yaşadım ve EVET hassasım… 30 yaşıma bastım !
doğum günümde 12 şehit verdik… söyleyebileceğim tek şey yazdım (özel mesaj atan arkadaşım) yazmak istediğim için (edebi metni olması için değil) ifade edebilmek için, gördüklerimi anlatmak için YAZDIM…
ŞEHİTLERİMİZ İÇİN! MAHALLEMİZDEN DÜN KAYBETTİĞİMİZ ARKADAŞIMIZ İÇİN! EVLATLARIMIZ, KARDEŞLERİMİZ İÇİN…
Vurulmuş tertemiz alnından,uzanmış yatıyor..Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor!
Hepinize teşekkür ederim…
Salı, Ocak 8th, 2008:
odyseus tebrikler bu kadar yazıdan 2.ci okuduğum yazın ve çok başarılı.Sadece hayal etmediğin gördüğün,gördüğünü göz ardı etmediğin ve anladığın için dahada başarılı.30 yaş hassalık ı getirir bilmem ama bende öyleyim ve görüyorum.Her şey gibi artık bu kadar acılar bile
saniyelik günlük olarak kalıyor ve unutulup gidiyor.Herkes günü kurtarmanın peşinde kimse arkasına yada etrafına bakmıyor.
YANİ ARTIK KİMSE ACILARI PAYLAŞMIYOR
Perşembe, Haziran 26th, 2008:
süper diyorum başkada birşey demiyorum….aslında bu yazının ihtişamı önünde susuyorum çünkü ne söylesem az gelecek tebrik ederim