Oda

 Demir yazmış

Dediğim gibi, tüm kapıları kilitledim ve ışıkları söndürdüm. Şimdi tek başına oturuyorum odamda. Dışarıda gece, içeride gece ve duvarlarda yürüyen suskun gölgeler var sadece.

Ne kadar zaman geçtiğinin farkında değilim. Bir gün mü? Bir ay mı? Bir yıl mı? Bilmiyorum.

Oturduğum şarap kırmızısı koltuğun desenleri etrafımı saran karanlığa direnircesine, üzerinde gecenin son ışıklarının hissedildiği, ölümsü, koyu vişne çizgiler halinde akıyor sanki ellerimin altında.

Karşımdaki camın yüzeyinde ise yoldan geçen araçların bazen kirli sarıdan beyaza, bazen beyazdan yıldırım mavisine dönüşen ışıkları yansıyor ara sıra.

Pencereden içeriye giren bu aldatıcı beyazlık, kısa bir süre duvarlarda oyalanırken birdenbire ortaya çıkan, hayaletimsi karaltılar yaratıp sonra yine aniden yok oluyor. Zaten onlar da olmasa göreceğim ne ay, ne de yıldızların olduğu, kapkaranlık bir Kasım gökyüzü.

Yeniden kapatıyorum gözlerimi.

İçinde milyonlarca beyaz papatyanın açtığı, ucu bucağı olmayan simsiyah tarlalarda yürürken buluyorum kendimi. Yüzüme değen rüzgâr, uzaklardan taşıdığı ıhlamur kokusunu bırakıyor saçlarımın arasına ve ben yürüdükçe salınan papatyaların uçuk sarı tozları karışıyor havaya, benek benek.

Sanki gökyüzü yere düşmüş de onu yalnız bırakmamak için uzak yıldızlar gibi, hüzünle ışıldıyor karbeyaz papatyalar zifiri karanlığın içinde. Bazen duruyor ve etrafı dinliyorum dikkatlice. Ama ben durduğumda var olan tüm sesler de kayboluyor sanki birer birer.

Ne esen rüzgarın uğultusu, ne yaprakların kendi dillerinde anlattığı öyküler, ne de gece kuşlarının gizli saklı mırıldadığı kederli şarkılar kalıyor geriye.

Yalnızca bir fısıltı duyuyorum nereden geldiği belli olmayan. Eflatun renkli, iki kelimelik, kaybolmuş bir fısıltı.

Tam olarak anlamasam da biliyorum ne dediğini. Karşılık vermek istiyorum. Olmuyor. Karanlık yutuyor sanki söylediklerimi. Kıpkırmızı kelimeler kopuyor içimden. Kurumuş birer yaprak gibi kurtulup düşüyorlar usulca. Ve düşen her kelime değer değmez yok oluyor, sonsuzluğa uzanan tarlaların kadife gibi parlayan siyahlığında.

Sağanak bir yağmurun görünmeyen selini taşıyan gri bulutlar birikiyor içimde. Ruhum üşüyor. Yavaşça gözlerimi açıyorum etrafımı saran geceye. Ve her şey kayboluyor yeniden.

Dediğim gibi tüm kapıları kilitledim ve ışıkları söndürdüm. Tek başına oturuyorum odamda. Elimde kuru bir denizyıldızı ve yeraltına gömülmüş, uçuk pembe bir avuç düşle birlikte…

3 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.67 3 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.67 3 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.67 3 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.67 3 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.67 Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , ,


2 Kasım, Cuma , 2007

Öneri: (Sponsor)

4 Yorum yapılmış

  1. +3
     
    nostaljik

    Pazartesi, Kasım 5th, 2007:

    Ben şahane bir roman tadı aldım.Çok güzel yazılmış.Alıntı değilse ki sanmıyorum yazarımız gerçekten profesyonellere taş çıkarmış:)

  2. +3
     
    Demir

    Pazartesi, Kasım 5th, 2007:

    haklısın nostaljik,bu bir alıntı.

    kimsenin görmediği,görmesine de izin vermediğim gizli bir dünyadan ödünç alarak görünür ya da “okunur” hale getirilmiş bir alıntı.

    yazıma ilişkin samimi övgün ve değerli yorumun için çok teşekkür ederim.

  3. +3
     
    nostaljik

    Pazartesi, Kasım 5th, 2007:

    O gizli dünyanın içine beni de soktun ve gezinirken huzur buldum sanki.
    Buraya aktarıp görünür hale getirdiğin ve samimiyetin için ben teşekkür ederim :)

  4.  
    Ceyhun

    Salı, Kasım 6th, 2007:

    kapisi acik oldugu halde ince bir citanin ustunde duran, renklerini cok uzaklardaki topraklarindan alan, avuc icine sigabilecek kadar kucuk bir papagan gibiyim.
    Aldatici beyazligin iceriye girdigi pencerenin tam karsisindayim.
    beyaz aldatici olsada benim renklerim gercek.
    hadi kalk ve ac kapilarin kilitlerini.

Oda başlıklı yazıya gelen yorumları takip et veya bu yazı hakkında bahsedenleri gör.

Yorum yap




Senin yorumundan sonraki yorumlar E-postana gelsin mi?


 
Ne çok severiz seni Wordpress