Çöp

 Cevval Portakal yazmış

Bu ayakkabıları kim çöpe atar ki. Gerçek bir ganimet bu güzel ayakkabılar. Ve bir güneş gözlüğü, kullanmaktan pek hoşlanmam aslında kendimi çok tuhaf hissediyorum güneş gözlüğü takerken, yine de almamda bir sakınca yok. Dibinde biraz bırakılmış kola şişesi, gazı hala kaçmamış.

İnsanlar çöpe hep pis şeylerin atıldığını düşünürler. Kapağı kapatılarak atılmış bu şişenin içindeki kola nasıl pis olabilir. Özellikle ayakkabılar daha giyilmemiş bile. Belki de kolanın kalanını içen aptala bu ayakkabılar hediye edildi, beğenmedi ve çöpe attı.

Dünya aptal insanlarla dolu. Başıma gelebileceğin en kötüsü de, beni en rahatsız eden aptal insan yine pencerede. Halbuki uyanmamış olacağını düşünerek erken gelmiştim bu sokağa. Geri dönsem iyi olur…

- Gel evladım gel, börek yaptım açsındır.

- Yok teyze saol.

- Çekinme yavrum, dur ben geliyorum.

Çok geç. Yağlı böreklerini peçeteye sarmış koşa koşa geliyor. İyi niyetli olabilir ama n’apayım yiyemiyorum bu kadının yemeklerini.

Ölen kocasından saatlerce bahsetmesi börekler kadar çekilmez. Benim ölebilecek kimsem yok, ne mutlu bana! Adam seksen yıl rahat rahat yaşamış, ölecek tabi ki. Hem ağır, yağlı yemeklerden hastalanıp ölmediği ne belli. Korkuyorum bu kadından.

Yağlı hamurları yutmaya çalışırken. Gözüm konteynerin diplerine saklanmış cips paketine takıldı. Kolayla birlikte ne güzel giderdi. Utanmaz fosil şimdi de para vermeye çalışıyor. Parayı ne yapacağım. Çöpte bulsam almam.

Parayla alınabilecek her şey bedava zaten bana. Reddettiğimde yüzünde oluşan ifadeye gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Parası cebinde kaldığı için üzülüyor mu, seviniyor mu belli değil. Ağlamak üzere ama neden anlayamıyorum.

İmdadıma eskici yetişmeseydi, koşa koşa kaçmayı düşünüyordum. Şükür mandal pazarlığına giriştiler de uzaklaştım oradan. Cebime tıkıştırdığım börekleri kokusu üzerime sinmeden bir sokak köpeğine verdim. Daha fazlasını vereceğimi ümit etmiş olmalı ki, evime kadar peşimden geldi.

Düşündüm de belki o sokaktan yarın tekrar geçerim. Biraz daha börek verirsem arkadaşım olabilir bu köpek. İsim bile verebilirim ona. Bir hayvan her zaman insanlardan iyidir. O aptal fosil gibi sorular sormaz; “Ailen var mı?”, “Nerede yaşıyorsun?”, “Neden çalışmıyorsun?”, “Nereden geldin?”…

Ne biliyim ben! Ailem var ya da yok, ne farkeder. Bir ailem olmasını hiç istemedim ki. Doğduğumu, büyüdüğümü bile bilmiyorum ben. Sadece yaşıyorum. Bunları öğrenmek istemiyorum. Şu anda tek istediğim soru sormayan bir arkadaş.

Köpek yanımdan ayrılmadı. Evim büyük. Yüz köpek daha yaşayabilir benimle. Ne de olsa yüz insan çalışmıştır zamanında evimde.

Aptal insanlar! Aptal insanlar! Bir fabrika inşa ediyorlar ve terkedip gidiyorlar. Koca binayı bile çöpe atmanın bir yolunu keşfetmişler. Neyse ki onu ben buldum.

Akşama kadar yeni arkadaşımla birlikte uyuduk. Akşam yemeği için olanlar bana yetebilirdi ama ikimizi doyurabileceğini sanmıyorum. Arkadaş olduğumuza göre artık paylaşmamız gerekli. Her şey bedava olduğu zaman ortada paylaşmamak için bir neden kalmıyor. Biraz gezinelim, hava da almış oluruz.

İnsanların kalabalık olduğu yerlerde hazinelerin değeri de artıyor. Otobüs durağının yanındaki konteynerde olduğu gibi. Gözümün önünde üç külah dondurma atıldı buraya. Çöpe atmak yerine bana vermedikleri için biraz kızmıştım ama üçününde çikolatalı olduğunu görünce affettim o çocukları.

Bu durak aynı zamanda benim ikinci evim. Dışarıda uyumak istediğime hep buraya gelirim. Sıraları diğer duraklar gibi metal değil, tahta. Metal üzerinde uyuyamazsınız. Yazın güneş doğduğu anda çok sıcak olur. Kışın ise hep buz gibi.

Bugün bu durakta kendim hakkında çok önemli bir şeyi farkettim. Okuyabiliyorum. “KAYIP - TUNCAY ÖZER“. Defalarca art arda okudum bu yazıyı altında sırıtan genç bir adamın siyah beyaz fotoğrafı vardı. Okudukça resimdeki adamdan daha fazla sırıtmaya başladım.

Aptal insanlar yüzünden sevincim kısa sürdü. Şişman, domuz gibi bir herif. Yanıma geldi bir bana baktı bir de okuduğum yazıya, burnumun dibine kadar girip dakikalarca baktı. Okuyabildiğime şaşırdığını düşündüm, aldırmadım. Birden yanımdan hızla ayrıldı.

Caddeden karşıya koşa koşa geçerken her duruşunda dönüp tekrar bana bakıyordu. Aptal adam yine aptalca bir şey yapıyor olmalı beni ilgilendirmez.

Okuyacak başka bir şeyler bulmak için etrafıma bakınıyordum ki şişman domuzun yanında iki polisle bana doğru geldiğini gördüm. Hırsız sandı herhalde beni, onun neyini çalacaksam! Kaçıp kurtuldum onlardan.

Köpeğim hala ortalarda yok. Aptal insanlar! Onlar yüzünden tek arkadaşımı da kaybettim.

16 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.63 16 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.63 16 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.63 16 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.63 16 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.63 Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , , , , , , ,


10 Ekim, Çarşamba , 2007

Öneri: (Sponsor)

20 Yorum yapılmış

  1. -1
     
    anafikir

    Çarşamba, Ekim 10th, 2007:

    Sıradan tarzında yine şahane enstantaneler eline sağlık. Gittikçe büyüyorsun vallahi bir yazar olarak.

    Kesin seni birisi keşfeder bu eAnlat’tan söylemedi deme : )

  2. +0
     
    Cevval Portakal

    Çarşamba, Ekim 10th, 2007:

    şimdi ben de tekrar okudum yazıyı, biraz fazla sıkboğaz ettim galiba ama değmiş diye düşünmeden edemiyorum. teşekkürler eanlat. teşekürler anafikir. :))

  3. +0
     
    asena75

    Çarşamba, Ekim 10th, 2007:

    ne deyim yav. süper olmus yine en sevilenlerin arasina girecek bir yazi.

    nerden aklina gelir bunlar bilmem. 5 yildiz olsa daha fazla verirdim. vermeyince anafikir neylesin asena.

  4. -1
     
    odyseus

    Çarşamba, Ekim 10th, 2007:

    bittimi …. ya sıkılmadan daha sayfalarca devam edebilirdim:) çok çok çok güzel olmuş …bencede en beğenilenler arasında hemen yer almalı!

  5. -1
     
    herakles

    Çarşamba, Ekim 10th, 2007:

    Çok bu güselmiş wala.Yanlız Cevval bu hikaye ye devam etsen ederdin yani.Açık kapı çok.Keşke biraz daha devam etseydin.Çünkü okumaya başlayınca içine çekiyor.Ben devam etmeni beklerdim.Yarım kalmış bi son sanki.

  6. -2
     
     
    Cevval Portakal

    Çarşamba, Ekim 10th, 2007:

    olabilir belki eğer hikayenin çizgisini bozmadığımdan emin olursam asil homlıssımızın özüne dönme macerasını sürdürebilirim, hiç belli olmaz. :)

  7. -2
     
     
    asena75

    Çarşamba, Ekim 10th, 2007:

    http://youtube.com/watch?v=zkKXolqLtdM&mode=related&search=

    bunu youtube de gezerken buldum sizle paylasmak istedim.
    sarki diyor ben güzelim, kadin diyor ben ondan güzelim.

    bayildim valla. türk sanat müziginin üstüne yok.

  8. +0
     
    nostaljik

    Çarşamba, Ekim 10th, 2007:

    Bay yetenek,her zamanki gibi süpersin.Hayal gücü böyle bir şey demek ki..
    Kurgu,cümleler.anlatım muhteşem..Bence çoğu yazara fark atarsın..Ellerine ve güzel yüreğine sağlık..

  9. +0
     
    anafikir

    Çarşamba, Ekim 10th, 2007:

    asena bu tür yazı ile alakasız link paylaşımlarını artık “kimler var” kısmındaki eAnlat msn’inde paylaşırsan daha uygun olur sanırım

    (Bkz: eAnlat MSN’i karşınızda, tepe tepe kullanın : ))

  10. +0
     
    Semih

    Çarşamba, Ekim 10th, 2007:

    Cevval anafikirin dedigi gibi her yazinda daha guzel yaziyorsun bence de. Keske elestirebilsem yazini da bir dahakine daha guzel yazsan ama yok iste yetmiyor:D

  11. +2
     
    A.Y Borke

    Perşembe, Ekim 11th, 2007:

    Sevgili cevval portakal
    Kısa öykünle ilgili birkaç noktaya değinip,olursa bundan sonraki metinlerin için bir fayda üretmek meramıyla yazıyorum bu küçük notları.Bu ayracın dışında yanlış yada farklı yorumlama lütfen
    Evet kısa öykülerde verilmeye çalışılan mesajda travmatik bir yön olmalıdır.Kahramanları sıradan seçsek de ya kahramanın yada serüveninin sıra dışılığını metinsellik anlamında hissettirici vurgular üretebilmeliyiz.Fakat bu vurgular kendi sıra dışılığı içinde ne gelenekten nede gelenekle miks edilmiş bir moderniteden bağımsızlaştırılamaz..Okuyucu profili ne olursa olsun yaşadığımız toplumun bizde yarattığı genel algı biçimi bazı standartlar içerir.Biz edebiyat için yada seçkincilik bağlamında farklılaşmak için bu standartları ancak iki şekilde yok sayabiliriz.İlki birazda yeni romancılar gibi artık roman yada öykü yazmanın bir macerayı yazmak değil yazının macerası olduğunu kabul etmektir.İkincisi ise belli bir sınıf ,zümre yada topluluğun yeni dünya görüşüne yaygınlık kazandırmak istiyorsak bu duruştan öncekileri eleştirmek noktasında yeni bir dil,dilden söze geçişler ve kendi öncelikleri dışındaki tüm kalıpları yoksamaktır.
    Bu anlamıyla öykünün hemen girişinde çöpten topladığını kendi içinde anlamlı hale getiren,çöple yaşadığı halde ötekiler için aptallık kriteri üretecek kadar da bilinçli bir dile sahip kahramanın çöp toplamak ve temsil ettiklerine uzak özel bir tarihi olduğu kanısı uyanıyor.Bu bilinçte birikeni çöpten uzaklaştırdığında her ne sebeple olursa olsun eğer ifadeyi
    - Gel evladım gel, börek yaptım açsındır. şeklinde kurmuşsan; kahramanın hangi tarihten geldiğini ve çöp toplama durumundan önceki yaşayışından pasajlar vermek zorundasın.Çünkü bu olmadığında çöpten yemek yerine evde hazırlanmış bir böreği senin açıklamadığın diğer sebebler yanında yağlı olması nedeniyle reddeden kahramanını olgusal olarak bir türbülansa sokarsın.Yağlı yemekleri reddetme mantığı henüz ulema içinde bile kökleşmemişken senin tutup çöpten bulduğunu yemeyi yağlı böreğe tercih eden kahramanın bana göre ya daha lirik ve tragedyal bir özgeçmişe sahip olmalı yada farklı bir tipoloji ile meczupluğa yakın durmalı.Yani edinmiş olduğu yağlı börekleri köpeğine veren ve bunu köpek için diğer günlerde de kaynak haline getirmeyi planlayacak kadar strateji geliştirme yeteneğine sahip bu kahraman.Tam da bu noktada kahramana ve içermesine haksızlık etmemek için öyküyü okumaya devam ettiğimde yine bu ailesi olmayı yok sayan ve hayatla arasında son derece naif bir uzlaşma üretmiş kahraman ki fabrikaları çöpleştiren çağcıl delirmeyi bile bilince çıkarmış kahraman, insanların aptallığı üzerine yakınmaya devam ederken yani böylesi bir yüksek bilinçle kentin kalabalık yerlerini dolaşırken ansızın bir faciayla karşılaşıyoruz.Kahraman hangi yaştaysa ve o ana kadar hangi insansız ve yaşamsız ve dahi kentsel olmayan yerlerde yaşamışsa ilk kez okuyacağı bir yazı görüp okuyabildiğini fark ediyor.Elbette daha önceki bölümlerde kola ve cips gibi nesnelerin elinden geçtiği anda poşetsiz ve yazısız olduğunu düşünmek iyi niyetini bir tarafa bırakıyorum.Tabi bu arada çöpe atmak yerine kendisine verilmeyen dondurma için kızmasını,öykünün önceki bölümlerindeki yardım almayı sevmeyen kendini bağımsızlaştırabilmiş ve çöpün getirdikleriyle yaşayabildiği için aptalca konuşmak yerine susan bir arkadaş isteği dramatizasyonunda ortaya çıkan geniş anlam yırtılmasını da ayrıca konuşmak gerekiyor.Bence Semantik kurgu üzerinde yeniden düşünmelisin.Çocuk yada genç adama dair biraz daha tutarlı bir tipoloji çizmeli ve kahramandaki aptallığa karşı obsesif durumun nedenleri hakkında ipuçları vermelisin.Yada bu öykü bu haliyle yarım kalmış olmasından dolayı üstlendiği veya üstleneceği eleştirilerin düzeltici etkisine açık ve damıtılmaya bırakılmış bir öykü deyip susmalı
    Sevgili cevval portakal
    Hem yazma hem de yazma öncesi oluşan hummalı düşleme sürecini önemsediğimden, birikimin ve kullandığın dilin beni etkilemesinden ,yazdıklarını okumanın ve eleştirmenin beni ilerletici etkisine inandığımdan böylesi bir yazı yazdım.Daha başından belirttiğim ayracın ve şimdi genişlettiğim temennilerin dışında başkaca bir yaklaşım mantığım yok.Lütfen yanlış,eksik yada anlayamadığım için farklı ifade ettiğim yerler olmuşsa beni uyar.

    saygılarımla.

  12. +0
     
    Cevval Portakal

    Perşembe, Ekim 11th, 2007:

    tekrar tekrar teşekkürler. şımarmak istemem ama bu kendim yazıp da beğendiğim nadir hikayelerimden biri oldu. yayınlatana kadar neler neler yaptım bir de @anafikir’e sorun :)), beklemeye tahammül edemedim..
    demokratik işleyişe pürüz kattıysam herkesten özür dilerim.

  13. -2
     
     
    Ceyhun

    Perşembe, Ekim 11th, 2007:

    okunasi bir yazi.
    sade ve bi o kadar da lezzetli.
    ellerine saglik.

  14. Perşembe, Ekim 11th, 2007:

    Cevval artık aşmış kendini. Halk arasına da çıkmaz yarın. Yüz vermez herkese.

    uyarı: yazıyı beğenmeyip, yok “bu ne ya”, yok efendim “eh olmamışmış”, ya da sadece “güzel olmuş ama”cılık yapan olur da ben görürsem, odunla döverim. Olay çıkarırım. Sayfa aralarından kan akar. Kitle olur imha olur. “Aghk! neden vuruyorsun, orama vurma acıyor” demeyin uyardım bak kalın harflerle.

  15. -2
     
     
    nostaljik

    Perşembe, Ekim 11th, 2007:

    Fatih süppersiiiin.Aynen katılıyorum.Bi odun da ben alır gelirim yanına..

  16. -2
     
     
    julia bergdorf

    Perşembe, Ekim 11th, 2007:

    Çok beğendim çok.Bir solukta okudum bu kadar özgün ve sade bir dilde ve bir o kadar etkileyici.Ya bu tip yazılar okuyunca hayal gücünüzü kıskanır oldum.Yetenek böyle bişey demekki.Tebrikler.

  17. -3
     
     
    Cevval Portakal

    Perşembe, Ekim 11th, 2007:

    @A.Y Borke üzerinde durduğun ifade çatışması, oturup bir roman yerine sadece kısa hikayeler yazmamın tek nedenidir. dediğin gibi zincirleme bir kurgu dökmeyi ben de çok isterim ancak o takdirde hak verirsin ki. o bir “kısa hikaye” olmaktan uzaklaşır.
    dediğimiz gibi zamanın ve mekanın belirtilmediği bir dünyada bazı bağlantıları, uçuk sayılsa bile, kurmak çok zor olmamalı diye düşünüyorum.
    kısa hikayelerde karakterin değerlendirmesini, onun kısa kalması açısından okuyucuya bırakmak veya peşinde mevcut sayılabilecek bir çok neden sunmak, hikayede yaratılan ambiansın elverişli olması halinde herhangi bir nedenin okuyucu tarafından seçilmesini beklemek bana daha akılcıl geliyor.
    mesela karakterimizin güneş gözlüğü gibi, durumuna göre gözardı edilmesi muhtemel bir nesneyi konforu açısından değerlendirmesi önceki hayatından bir işaret olabileceği gibi kendi çapında filozofik yaklaşımlarda bulunan absürd karakterin ruh sağlığıyla ilgili derin bir nedene de bağlanabilir.
    cips paketlerinin üzerindeki yazıları okumadan daha doğrusu üzerindeki harflere hiç aldırmadan önceki deneyimlerinden dolayı onun cips paketi olduğunu anlayabilir veya hafızasından yoksun olduğu aşikar olan şahıs gayri ihtiyari gerçekleştirdiği aktivitelerin(kısa kelimeleri bir çırpıda okumak gibi) farkına geç varabilir. bazı şeyleri yeterince yoğunlaşmadan tam olarak algılayamıyor olabilir. akli dengenin çarpıklığı sonucunda karakter birçok şeyi yeni keşfettiği hissine kapılabilir…
    aynı şekilde börekler yerine çöpten bulacaklarını tercih etmesi de ona farklı gelen insanlara kendi yaklaşımı doğrultusunda gösterdiği bir tepki olabileceği gibi yine zihinsel problemlere bağlanabilir.
    üzerinde durmak istediğim kısa hikayede yer alan bu derece obsesif durumları açıklamaya kalktığım halükarda açıklamalar peşinde daha farklı açıklamaları gerektirecektir.
    mesela yağlı yemekleri yiyememesinin nedeni, önceki hayatında eşinin yemeklerinin hafif olması durumunda. peşinde “pekiya eski eşi nerede?” sorusu gelmek zorundadır. eski eşin nerede olduğu bildirildiği durumda ise “şimdi nerede?” sorusu takip edecektir. eski eşin nerden gelip nereye gitmekte olduğu, eşi için nasıl çabalara girip girmediği anlatıldığı zaman karşımıza sigara almayan çıktıktan sonra bir daha evine dönmeyen kocasını arayan bir kadının kısa hikayesi daha çıkar. hikayenin sadece hikaye sıfatını kazanabilmesi için bize gerekli olan ise sıradışı olaylar, düşünceler, duygular dizisidir. iyi yansıtılmıştır veya yetersiz kalmıştır ayrı konu.
    bazı konularda kesinlikle yanlışlarım olduğunu kabul ediyorum, hikayede gelişigüzel tahminler doğrultusunda yapılması gereken bağlantıların uçukluk derecesi arttığı takdirde, anlatılanın kalitesini yitirmesi muhtemel. bu şekilde değerlendirmeye aldığımız da üzülerek farkediyorum ki bu tip uçuk bağlantı örnekleri hikayemde mevcut. fakat hikayedeki olayların gelişimine doğrudan etki etmeyen, birinci dereceden dahi olsa, ayrıntıların açıklanması gerektiği gibi bir eleştirinin bir kısa hikayeden ziyade başlı başına bir romana getirilmesi gerektiğini düşünmekteyim. saygılarımla.

  18. -3
     
     
    asena75

    Perşembe, Ekim 11th, 2007:

    ay anafikir sen yasiyor muydun yav? epeydir hic yorumunu görmüyordum. uyarin icin tesekkürler bir dahaki sefere öyle yaparim.

  19. -1
     
    cilekbahcesi

    Çarşamba, Ekim 17th, 2007:

    hikaye her zamanki gibi güzel,kurguların adamısın sen zaten.ama -aman fatih duymasın-A.Y.BORKE ye bi yerde katılıyorum sadece; onurlu ama fakir bir adam edasındayken birden bire bir dondurma için üzülmen biraz garip geldi.Ama her şekilde kalemine sağlık.Devam devam ve hatta bu kısa hikayeleri bir kitapta toplasan.Emin ol sadece eanlattakiler seni köşe yapar.

  20. -1
     
    darla

    Perşembe, Ekim 18th, 2007:

    Yeni üye olduğum bu sitede okuduğum ikinci hkayeydi ve çok beğendim.Devamı olsa çok iyi olur.
    Teşekkürler…

Çöp başlıklı yazıya gelen yorumları takip et veya bu yazı hakkında bahsedenleri gör.

Yorum yap




Senin yorumundan sonraki yorumlar E-postana gelsin mi?


 
Ne çok severiz seni Wordpress