baybora yazmış | 4 Yorum yapılmış
Kimi botaniğini inceledi, renklerine baktı, dallarını dikenlerini sevdi, kimi kokladı, kokunu, çeşitlerini sevdi. Kimi sende maneviyatını buldu, peygamberine benzetti, kokunu ondan aldığını düşünerek, seni uzun uzun kokladı. Sana herkesin bir bakış açısı vardı.
Ben sana hep bülbülün gözüyle baktım, “Gülüm” dedim, feryat ettim, seni öyle sevdim ki…
Şarkılar hep seni söyledi, şiirler hep seninle başladı.
» Hikayenin Devamı
Etiketler: Allah, azrail, evlat, gül, hemşire, huzurevi, kısmet, nisan, peygamber, tekerlekli sandalye
19 Mayıs, Pazartesi , 2008
nur_perisi yazmış | 9 Yorum yapılmış
İşte yine filmi başa sarıyoruz. Yine adın geçiyor ve yine yüreğime kıvılcımlar sıçrıyor. Dışarıda deli gibi yağmur var. Ama o da ne? Nedense içimdeki yangın daha da alevleniyor. Yağan yağmur hatta gözyaşlarım alevi biraz olsun eksiltmiyor.
Dur durak bilmeyecek, bu işkence bitmeyecek. Herkes ondan bir haber getirecek ama kimse iyiyi söylemeyecek.
Koskoca 20 yıl. Anlatılması güç, yaşanması imkansız. Sadece hayali var önümde. Tam 20 yıl önceydi ondan vazgeçişim.
» Hikayenin Devamı
Etiketler: acı, aile, anne, ölüm, özlem, baba, babaanne, evlat, hastalık, kırgınlık, sevgi, sigara, vazgeçmek
12 Mayıs, Pazartesi , 2008
nostaljik yazmış | 11 Yorum yapılmış
Büyük bir gücün, sevginin ve güvencenin göstergesiydi o.
Bir insana hissedebileceği tüm duyguları yaşatan, hepsini o koca vücudunda barındıran bir abideydi sanki. Babaydı, evlatları için vardı evinde, güçlü bir direk gibi. Ona sonsuz bir sevgi ve saygı hisseder ve garip bir biçimde de korkardık. Hem de çok korkardık.
Nasıl başarmıştı acaba? Bu duyguları, hem de yoğun bir biçimde hissetmemizi nasıl sağlamıştı? Onu hem çok sevmek, hem çok korkmak..
» Hikayenin Devamı
Etiketler: acı, anneanne, baba, disiplin, evlat, futbol, isim, karadeniz, korkmak, oğul, sevgi, sevmek
1 Mayıs, Perşembe , 2008
cilekbahcesi yazmış | 7 Yorum yapılmış
Kaldırımda öylece yürüyordu başıboş, vurdum duymaz tavırlarla. Arada yanından geçerken bazı dükkanların vitrinlerine takılıyordu gözleri. Bakıyordu ama neye baktığının o da farkında değildi.
Bir ara yürüdüğü kaldırım taşlarının aslında birer kare olduğunu farketti. Sonra tamamen istemsiz bir şekilde o taşların içlerine dikkatli bir şekilde basarak yürümeye başladı.
Gayet özenle atıyordu adımlarını. Öyle ki, adımını az biraz öne ya da geriye atsa, sanki bastığı karenin çizgileri kendini bu denli ezik bulup bastığı için ağlayacaktı ya da belki biri çıkıp “Hooop dikkat etsene! Nasıl yürüyorsun! Çizgilere bastın durmadan” deyip onu uyaracak ve o da sanki toplum içinde yapılmaması gereken çok abes bir davranışı yapmış gibi utanacaktı.
» Hikayenin Devamı
Etiketler: alzheimer, anne, ölüm, banka, dalgınlık, evlat, kaldırım, takıntı, telefon
17 Mart, Pazartesi , 2008
baybora yazmış | Yorum yap
Çimento torbaları olduğundan iki kat ağır geliyordu. Akşam yorgunluğunun üstüne, bir de Harran’ın sıcağı öyle kavuruyor ki, terden sırılsıklam oldum. Dudaklarım kurudu. “Bir yudum su” diye kıvranırken, sanki beni duymuş gibi
- “Buyur” dedi
Kafamı kaldırdığımda, bir çift siyah göz, gözlerime değdi ki, ne susuzluğum kaldı, ne de yorgunluğum. Tası bir dikişte içtim. Geri uzatırken,
» Hikayenin Devamı
Etiketler: amele, çiğ köfte, ölüm, doktor, evlat, fakir, hamal, hamile, harran, mezar, okul müdürü, urfa, vali, verem, yokluk
7 Mart, Cuma , 2008
|
|