Üniversiteli komşularımız

poseidon yazmış
Büyük bir site oturduğumuz bu yer ve üniversiteye yakın olduğu için de öğrenciler tarafından çok tercih ediliyor. Bunu bilen ev sahipleri kiraları o kadar artırdılar ki, kızmamak elde değil.
”Bu kadar da açgözlülük olmaz!” diye düşünüyor insan. Hiç mi öğrencilik yapmadı bunlar? Hiç mi vicdanları sızlamaz?
Kendi çocukları başka şehirlerde üniversite okuyanlar bile ”Öğrenci buldun kazıkla!” felsefesiyle hareket ediyor ve dairelerini asla ailelere kiralamıyorlar artık.
Zaten hiçbir aile o kadar fahiş fiyata ev tutmaz. Ama öğrenciler de bir güzel çaresini buluyorlar :)
Bir Eylül sabahı kapı zilimiz uzun uzun çaldı. Hafta sonuydu ve zilin çalma nedenini az çok belli. ÖSS sonuçları açıklanmış, kim hangi tercihine yerleşmiş, belli olur olmaz, atlayıp arabaya doğru ev aramaya gelirler bu şehre aileler.
Önce şehri turlar, sokak sokak ev ararlar. Sonra birileri tarif eder, doğru bizim mahalleye. O kadar alışıldık bir durumdur. Evet zili çalan kesin onlardan biridir. Çünkü bizim karşı daire boştu ve sadece öğrencileri bekliyordu.
Kapıyı açınca orta yaşlarda bir karı koca ve masum bir delikanlı görüyoruz yanlarında. Karşı daireyi kiralamışlar bile ve bizimle tanışmak istiyorlar. İçeri davet ettiğimizde İstanbul’lu olduklarını, oğullarının ”Kamu Yönetimi” bölümünü kazandığını öğreniyoruz.
Koltuklarımızda kahvelerimizi yudumlarken baba birden eski usul ve sert bir şekilde;
- ”Emrah size emanet! Yanlış bir hareketini görürseniz derhal beni şu numaradan arayacaksınız!” diyerek bir kartvizit uzattı.
Aman Allah’ım. Ne oluyoruz ya? Ne yanlış hareketi? Ne kadar despot bir baba bu? Adam bize de emirler yağdırdığının farkında bile değil.
Delikanlı o kadar masum ve sevimli ki, sürekli gülümsüyor fakat tek kelime konuşmuyor. Epey şaşırıyoruz duruma.
Oldukça zengin bir aile. İstanbul’da birkaç semtte ünlü ayakkabı mağazaları olduğunu öğreniyoruz daha sonra.
Ev sahibinden ”Babaannesiyle oturacak” diye tutulmuş ev. Bize de öyle söylediler. Fakat bu arada tam dört yıl hiç babaanne falan göremediğimi de ekleyeyim. Öğrenci için ev tutulurken bu tür pembe yalanlara başvurulduğunu bildiğimden normal karşılıyorum :)
Emrah altı ay kadar karşı dairemizde gerçekten de kendi başına yaşadı. Babasının tembihlerine uygun davranıyordu. Son derece beyefendi ve iyi aile terbiyesi almış bir çocuktu. Kendi oğlumuz gibi olmuştu. Üstelik bize emanet edilmişti. Ne pişirirsek ona da götürüyor veya yemeğe çağırıyorduk. Aklımız hep onda desek yeriydi.
Çünkü biz de öğrencilik yapmış, yıllarca eve ve anne yemeklerine hasret yaşamıştık. Öğrenciliğin ne demek olduğunu iyi bilenlerdendik.
Derken bunlar iki kişi oldular. Birkaç hafta sonra üç genç girip çıkmaya başladı daireye. ”Herhalde arkadaşları. Samimiyet kurdu iyice” diye düşünürken bir akşamüstü Emrah kapıyı çalıp bizi akşama çaya davet etti.
Biraz şaşırmıştık ama ”Peki!” deyip kabul ettik.
Akşam olup gittiğimizde kapıda üç delikanlı bizi karşıladı. Sanki bir tören havası vardı. Nereye oturtacaklarını şaşırdılar. Meğerse ”Tanışma Çayı”imiş. Çaylar yapılmış, pastalar alınmış. Bize bir ilgi, bir ilgi.
Biri çay veriyor, diğeri pasta getiriyor, öbürü çayları tazeliyor. Aydoğan ve Serkan. Aynı fakülteden Emrah’ın bölüm arkadaşları. Gerçekten de en az onun kadar terbiyeli ve efendiler.
O akşam bizi ağırlamak için pervane oldular etrafımızda. Muhabbet derseniz süperdi. Konuşacak o kadar çok ortak konu çıktı ki, bir türlü bırakmadılar. Eve döndüğümüzde neredeyse sabah olacaktı.
Anlaşıldı ki Emrah babasına danışmadan onları ev arkadaşı olarak yanına almış. Babası bize sorarsa diye, arkadaşlarının ne iyi çocuklar olduğunu göstermek istemiş.
O akşam o kadar şirin bir tablo çizdiler ki anlatamam. Hepsi de çok iyi ve beyefendiydi bu çocukların.
Emrah yalnız başına altı ay çok bile durdu o koca dairede. Her şey para ve zengin olmak demek değil. İnsana yaşıtı arkadaş ve can yoldaşı lazım elbette.
Aydoğan ve Serkan’ı da en az Emrah kadar sevdik. Komşuluktan öte bir bağ oluştu aramızda. Geçen zaman onları asla bozmadı ve mezun oluncaya kadar sevgide, saygıda en ufak bir kusur işlemediler. Biz de onlara kendi aileleri gibi olmaya çalıştık.
Vedalaşırken o kadar çok hüzünlenmiş, üzülmüştük ki, içimizden bir şeyler kopmuştu sanki.
Üniversitelilerle komşuluk yapan birçok aile onlardan fazlasıyla şikayetçi. Rahatsız edildiklerinden söz edip duruyorlar. Bense sevgi ve saygının karşılıklı olunca değer bulduğu inancındayım.
Şu an onları anımsarken yüzümde tebessümler, gülücükler oluştu. İnşallah hayat yolunda ilerlerken güzelliklerle karşılaşırlar hep.
|
22 Mart, Cumartesi , 2008






Cumartesi, Mart 22nd, 2008:
Üniversitede okuyan biri olarak her öğrencinin serseri olmadığını anlattığın için teşekkür ederim :)
Pazar, Mart 23rd, 2008:
Ne kadar iyi ve duyarlı bir aileymişsiniz.İnanın çok duygulandım.Keşke bütün öğrenciler böyle bir şansı yakalayabilse.Kutlarım..
Pazar, Mart 23rd, 2008:
Ay bu ev sahipleri hep mi açgözlüler.Biz de aynı durumdan muzdaripiz.Hoş üniversite genci değiliz ama burada da tayin dönemi olduğunda ev fiyatlarını arttırabildikleri kadar arttırıyorlar.Bizde bu kazığı yemiş kiracı vatandaşalrdan biriyiz.Üstelik üniversiteliye ev yok.Halk onlara evlerini kiralamıyormuş o nedenle onlar için sürekli kız ve erkek yurtları yapılmış sadece orada kalabiliyorlar.İlginç değil mi?
O gençlerde umarım ki iş bulup hayatlarını devam ettirebilirler.Seni çok iyi anlıyorum.İzmir’de iken bizmde bir üniversite öğrencisi komşumuz olmuştu bizde gayet iyi anlaşıyorduk.Ayrılık zor oluyor.İnşallah birdahi komşularında iyi olurlar.
Pazar, Mart 23rd, 2008:
Öğrencilerin hepsi masum melek değil tabiki.Bir elinde sigara bir elinde içki sabaha kadar nara atan kız öğrenciler görüyorum ben.Kendi memleketinde yapabilirmi varın siz düşünün :S
Pazar, Mart 23rd, 2008:
cok sevdim cocuklari, ama siz de komsuluk degil, ailelik yapmissiniz.
güzel bir hikaye.
Pazar, Mart 23rd, 2008:
Benim de üniversiteli bir anım geldi aklıma. Bir gün arabayı aldım koleje gidiyorum, bir baktım yol kenarında genç üniversiteliler. Aldım arabaya onları.
Pazar, Mart 23rd, 2008:
ya bende üniye hazırlanıyorum inş biyere yerleşirim ve sizin gibi insanlarla tanısırım helal olsun size:)
Salı, Mart 25th, 2008:
Böyle yürege böyle komşu işte :)))
Bir çekim gücü var sanırım sizde;)
Salı, Mart 25th, 2008:
Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim.Çilek ev sahipleri hep açgözlü değiller inan :) Ev sahibimizden epey bir çektikten sonra biz de ev sahibi olduk.Hatta şu an kiracımız bile var.
Ama sıkı dur,her yıl artırmıyoruz kirayı.İnanması zor gelecek sana,ama her yıl biraz daha indiriyoruz.3 yıldır bu böyle :))
”Hani çeken bilir”derler ya.Öyle işte :) Umarım paranın değil de insan olmanın önemini anlar herkes günün birinde.İşte o zaman sorunlar kendiliğinden yok olacaktır.
Cuma, Mart 28th, 2008:
poseidon bu kadar iyi insanlarında yasıyor oldugunu bılmek gelecege daır ınanclarımı percınlıyor “dunya malı”nı kıbır ve zengınlık olarak goren ınsanlara anlam veremıyorum bu tur ınsanları gordugumde acaba yalnıs bır devırde mı yasıyorum dıye soruyorum kendıme. insanlara ınanacı ve guvenı olmayan bır dunya ıstemıyoruuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuummmmmm.
Cumartesi, Mart 29th, 2008:
çok gsl bi olay bisde buna benzer bşi yaşamıştık…
Pazartesi, Nisan 7th, 2008:
Tebrikler…Size de o gençlere de. Umarım takdir ettiğimiz bu hasletleri kendimizde hayata geçirebiliriz. Hepimiz böyle bakabilsek dünya daha yaşanılabilir olurdu.
Pazartesi, Nisan 7th, 2008:
Gereken sadece karşılıklı sevgi,saygı ve iyi niyet.Gerisi kendiliğinden geliyor ve gittikçe büyüyor güzellikler…
Evet @Nagodya düşünürsek çok zor bir şey değil dünyayı daha yaşanası yapmak.Kimbilir o zaman bu normal davranışlar şaşılası ve tebrik edilesi gelmezdi kimseye.O kadar bencilleşmiş ve duyarsızlaşmış ki dünya hepimiz şaşıyoruz gerçekten…