Ahşap merdivenler
4BlooD yazmış
Bir merdiven var orada. Kapının dışında, sokağa doğru iniyor. Ahşap bir merdiven, gıcır gıcır ötenlerden yürürken üzerinde. “Bir daha düşün, çıkmak istiyor musun” diyenlerden.
Bir cesaret gösterdin, tut ki kapıya yaklaştın ama orada o merdiven duruyor. Bir çift el görüyorum hemen yanı başımda; poyrazı, ayazı yemekten sertleşmiş, buğday renkli bir el. Güvenli…
Uzanıyor bana doğru, cesaretlendiriyor beni. Ama temkinli de, sınırı öğretmek istiyor sanki. Kapıya yaklaş ama bensiz inme o merdivenlerden diyor. Küçüksün daha senin de ellerin sertleşecek, rüzgârı da, ayazı da hissedeceksin ama küçüksün daha izin yok tek başına inmene o merdivenlerden.
Kaldırıyorum kafamı, çocuksu bir coşkuyla bakıyorum gözlerinin içine. “Zamanı gelmedi mi” diyorum fakat tek bir söz söylemeden; istekle alabildiğine mavi gökyüzüne bakmamdan, merakla o ağaçlı yolu süzmemden anlıyor bunu.
Bir gözlerine, bir gökyüzüne bakıyorum. Sonra dönüp, merdivenleri seyre dalıyorum. Onun çizdiği çember son buluyor, ahşap merdivenleri aşınca.
O anlatmadı mı bana engin denizlerin dalgasını, yaşamın tehlike dolu ama bir o kadar da neşeli patikalarını? Duruyor bir köşesinde kapının, hala anlatmaya devam ediyor tren yollarını; ellerimi sımsıkı kavramış elleri! “Hayır, gitme” diyemiyor.
O da biliyor hakkı yok buna; o yaşadı ve öğrendi, aştı sınırlarını. Hatalar da yaptı, güzel anılar da biriktirdi. Şimdi sıra bende fakat neden korkuyor, çemberi kırmazsam nasıl ben olacağım?
Biliyorum her ihtiyacım olduğunda o ahşap merdivenli evde olacak. Yoksa ben geri geldiğimde orada olamamaktan mı korkuyor, zamanı çemberinde hapsedememekten mi korkuyor? O değil miydi bana her şeyini öğreten en başta da cesur olmayı…
Merdivenleri inecek cesareti zor buluyorum kendimde. Hem inmek istiyorum, sınırları yıkmak hem de ellerini bırakmadan hikâyelerini dinlemeye devam etmek istiyorum.
İlk önce ışığı görmüştüm. Arada bir karaltı kapanıp açıldıkça bir pırıltı, bir ışık giriyordu içeri. Sonra öğrendim ki orada bir kapı var ve oradan başka bir dünyaya gidiliyor, benim hayallerimde yaşayan, anlatılan masallardaki dünya kapının dışında.
Onun sayesinde eşikten dışarı adım atıyorum ama sıra merdivenlere gelince duraksıyorum, duraksıyoruz… Söylemese de gözlerinden anlıyorum, hiç istemiyor ellerimi bırakmayı.
Bugüne kadar hep hissettim o çemberi ama hiç bu kadar ağır gelmemişti bana, daraltmamıştı yüreğimi. Güvende hissederken kendimi, artık dayanılmaz bir istek duyuyorum sınırları yıkmak için.
O da biliyor bunu, peki kime güvenmiyor bana mı, anlattığı hikâyelerdeki kötü adamlara mı yoksa zamana mı? “Ben de yazmaya başlamalıyım kendi hikâyemi” diye geçiriyorum, aklımdan anlıyor sanki, daha bir kuvvetli sıkıyor elimi.
“Üşüdün mü sen küçüğüm? Poyraz çıktı yine” diyor. Başka şeyler gelse de dilinin ucuna kadar söyleyemiyor.
Bu derece zor mu yola çıkmak, kırmak mı lazım illaki bir şeyleri? Ya bir kalp, ya bir çember… Bilmiyor mu bir tarafım hala kapının eşiğinde ya da pencerenin önünde hikâyeler dinleyen küçük çocuk olarak kalacak?
Ama diğer yanım sağlam adımlarla hatta mümkünse o buğday renkli elin, telaşlı gözlerin sahibinden cesaret alarak inecek o ahşap merdivenlerden. Gıcırdamasından korkmayarak, “Yola çıkma zamanı geldi” diyecek kendinden emin bir gülümsemeyle ve başını kaldırıp gökyüzünden geçen martıya bir selam çakacak kendi hikâyesini yazmaya başladığının bilinciyle.
|
2 Ağustos, Perşembe , 2007







Perşembe, Ağustos 2nd, 2007:
Aaaa ne çok metafor kullanılmış. Hakkaten güzel.
Perşembe, Ağustos 2nd, 2007:
Güzel olmuş dostum.Kalemine ve kelamına sağlık.
Perşembe, Ağustos 2nd, 2007:
kendi hikayeni yazmaya başlamak cümlesine takılıp kaldım. Kendimi hikayami yazmaya ne kadar erken başladığımı ve bazen bir şeyler yazdığımı,yaşadığımı düşünürken sadece hayatımı ne kadar karaladığımı yeniden hissettirdin bana. Acı oldu bu yazı ya bugün okumamam lazımdı bu yazıyı yıktın beni ya bugün güzel bir gün olacaktı yağmur yağmıştı tam dökülmüştü bütün karanlıklar nerden çıktı bu yazı şimdi.Nerden çıktı çocukluk anıları? Nerden çıktı gözlerimin önünde uçuşan geçmiş hayaletleri?Nerden çıktı bu içimdeki garip sızı?Gözlerimdeki buharlı gemiyi nereye demirlesem bilmiyorum şimdi.
Perşembe, Ağustos 2nd, 2007:
yedi yıldızlı yazı.