Alt dudağı sarkık Gamlı-Baykuş
mskalimero yazmış
Evet çocukluğumda yaşadığım, benim karakteristik bağlamda form almama öneme haiz bir yeri olan anılarımı anlatmaya devam edeceğim.
ilkokul 4. sınıfın yarısına kadar yaşadığım Antalya’nın Serik ilçesi sadece acı anılarıyla, beynimin uygun hangi lobuysa, orada çöreklenmiş oturmaktadır.
Serik o zamanlar küçük, ihmal edilmiş bir kasaba, biraz da el değmemiş. Tek katlı taş bir binanın sağ kapısından bizim eve, hemen yanıbaşındaki sol kapıdan ise komşunun -ki onlara ait ufacık bir done muhafaza etmemişim içerimde- evine giriliyor.
Evimizin arka tarafı uçsuz bucaksız yemyeşil portakal bahçelerine bakıyor. Aslan gibi güçlü kuvvetli, her birinin üzeri onlarca altın top yüklü dev ağaçlar. Balkonun hemen önündekiler balkondayken kulağımıza gizli sırlar verecek kadar yakınlar bize.
Portakal ağaçları neredeyse ufuk çizgisiyle birleşiyor uzakta. Kocaman bir oda büyüklüğündeki balkonumuzun demirleri yok, bakir, kendini müteahhitlere tamamiyle teslim etmemiş cinsten. Bu balkon, o ağaçlara açıyor kendini bir tek,sorgusuz sualsiz, her daim.
Beklediği hiçbir karşılıkta yok hani, çapkın işte, işveli, hep ‘buyur’gan.. gözü mü, gönlü mü, özü mü bilemem, yerden bir hayli yüksekte.
Günlerden bir gün, Annem temizlik yapmak üzere benim degirmi bilekli, pamuk beyazı tombul, nar yanaklı, Rus kanı taşıyan babaannemi ve ilkokul dördüncü sınıf öğrencisi, çiroz, kısa saçlı,hep şortlu, erkek fatma beni, balkona koyar ve bana işaret parmağını göstererek
- “Kesinlikle içeri girmeyeceksin Çiğdem. Ben çağırınca geleceksin“der.
Niyedir anlamam ama bunu hep yapar. İşaret parmak havada
- “Bak Çiğdem geliyor terlik”
Babaannemse hemen pencere önündeki sallanan koltuğuna oturup, bir şeyler onarmaya başlar. İstanbul’dan bize geldiği o nadir zamanlarda, zamanının çoğunu balkonda portakal çiçeklerinin dayanılmaz kokusunu derin derin içine çekmekle geçiren babaannem, ikinci çok sevdiği dikişle ikisini buluşturduğu zamanlar değmeyin keyfine.
Bir de annem içi çeşitli meyve dilimleriyle dolu koca bir su bardağı çayı da şöyle eski Beyoğlu hanımefendisi zerafetiyle yanına iliştirirse, gözünde dikiş gözlüğü, ömrü uzar babaannemin gözümün önünde.
Babaannem bir yandan meyveli çay bir yandan dikiş mutluluğu içinde sarhoş, camdan içeri ellerimi yüzümün iki yanına koyarak, koca gözlerimi daha da bi açarak bakıyorum. Annem halıyı kenara koymuş harıl harıl yerleri siliyor, yorgunluktan hınç alıyor taşlardan.
Bense şimdi yapacak bir şeyler bulmalıyım. Aranmaktayım, alt dudağım sarkık, “Zaten benlen ilgilenen yok, attılar balkona” geçiyor içimden yan yan bir de babaanneme bakarak. Sesli bir yudum, hüüüüp…
- “Üfff”
- “Aman bari şu balkonun kenarına oturim de ayaklarımla portakal yakalarım birkaç tane, napcaksam portakalları, bıktım bu portakallardan yaa”
Hiç oralı değil babaannem.
Ben “lalallallalalaa” melodisi eşliğinde, ayaklarımı sallaya sallaya portakallara ulaşmaya çalışırken, bir sürü denemem boşa gider ve beni hırs sarar da “Kopartıcam işte bi’ tane “derken, balkondan hemen balkonun altında sinsi sinsi yıllardır bu anı bekleyen kayaya baş üstü çakılırsam n’olur?
N’olacak? Ben olurum.
Kafamdaki o büyük acıyla yerden kalkıp, üstümdeki yaprakları tozları silkeledim, silkelemesine de..
- “Aa pırt bir balon kafamda, içi su dolu galiba bunun, ne çabuk, böyle düşünce böyle oluyo demek ki, ıyyy acıyoo“..
Onurumdan ses çıkarmadığım için babaannemin haberi bile yok henüz. Öne dolanıp eve gidemem, annem daha demin işaret parmağı hareketini yaptı. Balkonun altındaki tavşanlar da çok domestik, hep kümeste geçen bir hayat, her gece onlarla sohbete gelen tilkinin korkusundan mıdır nedir bilinmez, çok sıkıcılar ve hep titriyorlar yaklaşınca. Portakal ağaçları desen koku yaymaktan başka bir işe yaramıyorlar…
- “Üff babaannem yokluğumun hala farkında değil. Zıplasam beni görürmü acaba? Ses çıkaramam annem duyar”
Zıplıyorum, tam havada, kendimi göstermeye çalışarak fısıltımı ona fırlatıyorum
- “Babaanne, babaanne… Ben düştüm” pırt yerdeyim.
- “Üfff, havadaki sürem çok kısa” Bir daha.
- “Babaanne… Şişt babaanneeee”
Zıplarken kafamdaki balon yeri de zonkluyor. Kalbim canı sıkılmış gitmiş orda atıyor. Pıt da pıt, pıt da pıt pıt..
- “Ağğğhh”
Velhasıl kelam, babaannem beni nihayet fark etti ve yalvaran bakışlı gözlerime bakıp hiçbir şey olmamış gibi
- “Hmm düştün mü, öne dolaşta gir çocuğum eve”
Alt dudak gene sarkık
- “İyi de, ben balkondan düştüm. Başım kem küm, bu kadar mı ilgi?”
Anneciğim nice sonra benim “Eve giremem babaanne vs vs” sızlanmalarımı duymuş ta
- “Çiğdem, napıyorsun orda. Hadi gel açim kapıyı” dedi ve ben bilmem kaç saat sonra eve girebildim.
- “Uff başım hala acıyoo“
|
8 Eylül, Cumartesi , 2007







Cumartesi, Eylül 8th, 2007:
Çocuk yine çok şeker yaa. Anlatım dilin çok doğal, çok sevdim yine…
Cumartesi, Eylül 8th, 2007:
tenkyuuu SELOO:)
Cumartesi, Eylül 8th, 2007:
Ne yalan söyleyiim,ben de babaannen sana son cümlesinde Gamlı Baykuş diyecek diye garantilemiştim..Güzel yazmışsın..
Cumartesi, Eylül 8th, 2007:
bu arada ben pek beğenmedim, keşke biraz kurgulasaymışım..
“gözümü gönlümü”de gözü mü , gönlü mü olack sanrım.yanlışsam düzeltin..
Cumartesi, Eylül 8th, 2007:
Yalin bir dille bi ani bu kadar guzel anlatilabilir.Kalemin hic kirilmasin.
pirt yerdeyim, pirt basimda bi baloncuk
pirt olayina bayildim walla…
Cumartesi, Eylül 8th, 2007:
güzel betimlemeler var. gözümde canlanabilen hikayeleri seviyorum.. tebrikler.
Cumartesi, Eylül 8th, 2007:
Çok hoş ya ama merak ediyorum sanırım bunu daha önce de sormuştum bu gerçekten sen misin yok sa kendi oluşturduğun b ir hikaye mi?Eğer senin yazdığın bir hikaye ise çok başarılı,kendi çocukluğun ise anlatımın çok güzel yani insan bi anda olayın içinde oluyor.kendimi bir an o portakal ağacının tepesinde bir yerde olanları izliyormuşum gibi hissettim.Devam devam.
Cumartesi, Eylül 8th, 2007:
o kız benm..Çiğdem..sadece görüntüm büyüdü, ben geriledm hatta :) o zamn daha olgundm…
Cumartesi, Eylül 8th, 2007:
onca kazadan sonra bu güne gelebilmen bir mucize gecen gün traktör alti bu gün balkondan pirt.
yav dikkat et kendine.
Salı, Mayıs 27th, 2008:
bu gercek bır beyınleme mi