Baba hasreti
juju yazmış
Hep sevmişti yağmurları. Yağan, dökülen damlalar doğanın harikalarıydı ona göre. Bulutlardan dökülen bir damla tenine her değişinde huzur dolardı içi. Ruhu, gözleri, iliklerine kadar huzuru hissederdi içinde.
Yine yağmur yağıyordu. İçinden ”Bugün güzel olacak galiba” dedi. Her zamanki gibi vapura bindi. Çoğu insan sırılsıklam olmuş ve yağmurdan yakınıyorlardı.
Vapurun içine gidip bir köşe bulup oturdu. Yanına yaşlı bir adam oturdu. Ne kadar da benziyordu babasına. Bu adam tıpkı babası gibiydi. Yüzünde bir gurur, bir ezilmişlik ve asillik taşırdı hep. En çaresiz zamanlarında bile eksik olmazdı yüzünden o ifade.
Kimbilir belki de sadece o böyle düşünüyordu. Çok küçük yaşlardan beri babasını herkesten farklı görürdü. Çok erken kaybetmişti babasını. Çok erken veda etmişti babası ona. Ama o hala babasının bu erken vedasını kabullenememişti. Babasının ”Bir tanesi” idi. Nasıl kabullenecekti onun yokluğunu ve bir daha yanında olamayacağını.
O bu düşünceler içinde adamla biraz muhabbet umuduyla sigara paketini uzattı. ”İster misiniz?” diye sordu. Adam paketten bir sigara aldı ve sohbet etmeye başladılar.
İşte o andan sonra adama babasına ne kadar cok benzediğini, babasını ne kadar erken yaşta kaybettiğini anlattı. Bir yabancıya, hem de babasına bu kadar benzeyen bir yabancıya içindekileri anlatmak ona çok iyi gelmişti. Karşısındaki babasıymış gibi heyecanlandı, sevindi, ağladı, güldü…
Çok geçmeden gitmek istediği yere geldiler. Oysa ilk defa bu vapurdan indiğinde ağlamıyordu. Yol üzerindeki çiçekçiye girdi ve her yıl aldığı gibi çiçekleri aldı.
Elinde çiçekler, mahzun bir kalp ve daha bir sürü düşünceyle yürümeye başladı. O gün herkesi babasına benzetiyordu. Öyle çok özlemişti babasını.
Hızlı adımlarla babasının mezarının yanına gitti. Öylece kokladı toprağı, öptü doyasıya. Konuştu babasıyla. Ölmüştü belki babası, ama hala ruhu yanındaydı biricik kızının. Yılın bu gününü matem günü ilan etmişti Sıla.
Babası ölmüştü o gün. Hayat alıp götürmüştü babasını ve o bu hayatta yapayalnız kalmıştı. Ya da o öyle sanmıştı her gece. Ölmeden önce olduğu gibi, o uyurken öperdi babası onu sessizce.
Ölmemişti babası. Hala onunlaydı. Onunla seviniyor, onunla üzülüyor ve hep onunla gurur duyuyordu.
Yağmurlar da onunlaydı. Babasının mezarını suluyordu. Babasının nurlu gözleri gibi nur dağıtıyordu etrafa yağmur da…
|
8 Şubat, Cuma , 2008





Cuma, Şubat 8th, 2008:
BURCU
ellerine sağlık,her gün daha güzele gidiyor.olağan üstü bir yazı olmuş.
hikayen güzel ama gerçek olmadığına seviniyorum.Allah babana uzun
ömür versin.
Cuma, Şubat 8th, 2008:
inşallah !! yorumlarınız için çok tesekkür ederim inşallah daha iii yazılar yazarım. e bi babam da sizsiniz
Cumartesi, Şubat 9th, 2008:
Ellerine sağlık çok güzel olmuş.Yeni yazılarını bekliyoruz ;)
Cumartesi, Şubat 9th, 2008:
Baba-anne hasreti nasıl bişeydir iyi bilirim.Allah onlara ömürler versin,hep iyi olsunlar yanımız da olsunlar.Benimkiler çok uzakdalar ama iyi olduklarını bilmek,en kötü anımda yanıma koşup geleceklerini bilmek bile insanı güçlü kılıyor.
Cumartesi, Şubat 9th, 2008:
Ben de gurbete ilk cıktıgım zorlu zamanlarımda yolda hep annemi babamı gorurmusum gibi gelirdi birden heyecanlanırdım :)
Evet aynen öyle cilekbahcesi.Ne olursa olsun uzak da olsalar iyi olduklarını bilmek çok güzel.
Cumartesi, Şubat 9th, 2008:
ewet insann hep yanında karsılık beklemedn olan annesi ve de babası oluyor. birgün bu dünyadan göçüp gideceklerini bilmek bile insanın kanını donduruyor.:(