Babam ve oğulları

 nostaljik yazmış

Büyük bir gücün, sevginin ve güvencenin göstergesiydi o.

Bir insana hissedebileceği tüm duyguları yaşatan, hepsini o koca vücudunda barındıran bir abideydi sanki. Babaydı, evlatları için vardı evinde, güçlü bir direk gibi. Ona sonsuz bir sevgi ve saygı hisseder ve garip bir biçimde de korkardık. Hem de çok korkardık.

Nasıl başarmıştı acaba? Bu duyguları, hem de yoğun bir biçimde hissetmemizi nasıl sağlamıştı? Onu hem çok sevmek, hem çok korkmak..

Hala inanamam. İnanamam çünkü babamdan başka bu iki duyguyu aynı anda yaşatan ikinci bir varlık daha olmadı hayatımda. Eve girdiği andan itibaren bırakın sesini, nefesi bile yeterdi derlenip toparlanmamıza.

Hep erkek istemesine rağmen, ilk çocuğu kız olmuştu, yani ben. Önce bu durumdan pek memnun kalmamıştı. Hiç söylememesine rağmen başta karısı, herkes hissetmişti ama.

Erkek adamın erkek oğlu olur” zihniyetinde bir babaydı. Karadenizli olduğu için, doğacak çocuğu için

- ”Kız ya da erkek hiç farketmez ismini Deniz koyacağım!” demişti.

Demişti ama kısmet olmadı. Çünkü anneannenin gördüğü bir rüya sonucu başka bir isim verildi doğan kız bebeğe. Nerden bilebilirdi ki, bu ilk çocuğunun, kızının ileride en sevdiği, değer verdiği evladı olacağını.

Gençti, toydu, aklına bile gelmezdi. İlla ki ”Erkek çocuk” istiyordu çünkü.

Üç yıla kalmadan ikinci çocuğu geldi dünyaya. Erkek olmuştu. Çok sevindi, gururlandı, havalara uçtu. Futbol hastasıydı aynı zamanda. Hazırladığı ismi koydu hemen. Koyarken de

- ”Bu kez koyacağım isme kimse karışmasın sakın!” demişti.

Yani görülecek rüyalara bile itirazı vardı. Bu tavrıyla başta kayınvalidesi, herkesi ürkütmüştü.

O zamanlar ve halen gönlünde yatan takımın en sevdiği oyuncusunun ismiydi bu. Daha sonra üçer yıl arayla iki oğlu daha oldu. Onlara da fanatiği olduğu takımın en gözde oyuncularının adını verdi.

Erkek evladı olsun istemişti ya hep. İşte şimdi üç oğlu vardı. Sırtı asla yere gelmezdi artık. Gururla geziyordu.

Ama yıllar öyle demedi. Oğullarını büyütürken son derece sıkı bir disiplin uyguladı. Onlarla şımarmasınlar diye asla yüzgöz olmadı, sevmedi. Konuşurken yüzüne en ufak bir gülümseme bile yerleştirmedi.

Sıkıydı, katıydı. Öyle olmalıydı, babaydı. Otoriteyi elden bırakmamalıydı. İşte bu ne yazık ki hayatının en büyük yanlışı oldu onun. Yıllarca devam ettirdi tavırlarını.

Büyütürken sevgi vermediği oğulları acı bir biçimde aynı tavrı ona sergiliyorlar şimdi. ”Oğlum, yavrum” demeyen babalarını ”Babacığım!” diye sevemiyor, bir türlü yapamıyorlar.

Aralarına öylesine büyük bir mesafe ve soğukluk yerleşmiş ki yıllardır, aşamıyorlar. Kırıp zincirlerini babalarına yaklaşıp sevemiyorlar. Gösteremiyorlar sevgilerini.

Son derece üzülüyor bu sevgisizliğe. ”Keşke hepsi kız olsaydı!” diyor sık sık.

Bense soğuk ve yabancılaşmış bu ilişkileri acı içinde izliyorum yıllardır.

4 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.75 4 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.75 4 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.75 4 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.75 4 kez oylanmis, 5 uzerinden 4.75 Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , , , , , , , ,


1 Mayıs, Perşembe , 2008

Öneri: (Sponsor)

11 Yorum yapılmış

  1. +2
     
    baybora

    Perşembe, Mayıs 1st, 2008:

    hocam
    Allah herkesin gönlüne göre versin her defasında eli ayağı sağlığı düzgün olsun diye dua edilir hamile kadına, ibret alınacak bir yazı. Atalarımız en güzel sözlerle bu konuya parmak basmış kız çocuklarının babaya ne kadar düşkün olduğınu hayat göstermiştir. OĞLUM VAR DEME EL KIZI GİRENE KADAR o kadar gerçek bir sözki evlendikten sonra erkek çocuklar aileden kopuyor kızlarsa hep ailenin içinde gibi. Allah hayırlı evlar verecek önemli olan bu kim bilir BÜLENT ERSOY un babasıda oğlum oldu diye ne kadar sevinmiştir.
    Eline yüreğine sağlık.

  2. +2
     
    rose19

    Perşembe, Mayıs 1st, 2008:

    nostaljik eskinin babaları sanırım hep senin baban gibiydi..sevgilerini dışa vurmazlardı ama annelerimizin babana söylerim lafı bile çoçukları korkutmaya yeterdi.şimdiki babaların geneline bakıyorumda sevgilerini çoçuklara fazlasıyla gösterdiklerinden midir bilinmez malesef çoçuklar üzerinde otorite sahibi olamıyorlar..

  3. +2
     
    Semih

    Cuma, Mayıs 2nd, 2008:

    herseyin ortasi karar ama ortasini bulmak da cok zor. elinize kaleminize saglik ogretmenim…

  4. +2
     
    gülnur

    Cuma, Mayıs 2nd, 2008:

    Bu yazıdan çok etkilendim.İyi ki benim öyle bir babam yok.Arkadaştan daha ileri derecedeyiz kendisiyle.Dünyanın en iyi babasıdır desem yeridir.Onu çok seviyorum:)

  5. Cumartesi, Mayıs 3rd, 2008:

    hayırlısı neyse o olsun allah çocugun hayırlısnı versin kız erkek farketmez

  6. Cumartesi, Mayıs 3rd, 2008:

    Ben böyle bir otorite ortamı görmedim fakat eşimin babası ve babamın babası da aynı böyleymiş.Rose’a katılıyorum.Sevgiyi göstermek de otorite boşluğumu yaratıyor diye insanın sorası geliyor.Ben bir anne olarak hep ikilemdeyim.4 yaşında bir çocuğum var ama ben hala nasıl davranmam gerektiği konusunda hala sıkıntı yaşıyorum.Mümkün olduğunca sert olmamaya çalışıyorum.Dayak olayı evimize giremez zaten.Sürekli konuşmaya,anlatmaya çalışarak büyütmeye çalışıyoruz çocuğumuzu ama karşımızda hep bizi kaale almayan bir çocuk tavrıyla karşılaşıyoruz.Doğrusunu çözemedim.Hep düşünüyorum 4 yaşındaki çocuk böyle olursa buluğ çağında ya da ilerki yaşlarında biz naparız diye?
    Bu arada sevgili ablacım,yine önemli bir konu üzerine yazmışsın.Eline sağlık.

  7. Pazar, Mayıs 4th, 2008:

    Bence Semih’in dediği gibi her şeyin ortasını bulmak lazım ama çok zor gerçekten.Çilekcim senin yaşadıklarının aynısınını biz de yaşadık çocuk büyütürken.Fazla sevgiden oluyor kesinlikle.
    Şu anda da çocuğumuzla rolleri değişmiş durumdayız sanki.Yani biz ondan korkuyor ve çekiniyoruz resmen.”Aman kırılmasın,darılmasın,üzülmesin,mutlu olsun” derken dışarıda herkes tarafından beğenilen saygı,sevgi dolu iyi bir çocuk,ama içerde bizi her konuda yöneten bir komutanla birlikteyiz :DD
    Yazım için sunduğunuz görüşlere sonsuz teşekkürler..

  8. +4
     
    yazi_yorum

    Pazartesi, Mayıs 5th, 2008:

    Öncelikle yazınız çok güzel ve insanı düşündüren ve düşündürürken de ders veren bir yazı olmuş. ellerinize sağlık. Eğitimci olmanızdan mıdır bilmem ama burda da insanlara doğruyu göstermeye özen gösterir bir yazı buldum. Benim yorumuma gelince ben de bir babayım. Aslında babam (cennet mekanı olsun) çok sert ve acımasız biriydi. Dış görünüşünde tabi. en azından bize öyle tanıtmıştı kendisini ama bir gün kendisiyle evde yanlızken ona birden bayılma numarası yaptım o anı görmeliydiniz. Rengi bembeyaz olmuş öylesine korkmuştu ki, bu duruma ne kadar sevindiğimi anlatamam çünkü ben ilk defa babamın bana ”oğlum” dediğini duymuştum Yaptığımın doğruluğunu yanlışlığını tartışmayacağım benim için önemli olanın babamın aslında beni ne kadar çok sevdiğiydi ve ben bunu anlamıştım ki , sizin de dediğiniz gibi evde nefes alması bile bizim için bir uyarıydı. Şimdi ben aynı şeyleri oğluma yansıtamıyorum çünkü zaman çok değişti ve sanırım şu anda uygulanması gereken tamamen baba oğul ilişkisinden ziyade arkadaş ilişkisi. Böyle olursa dışarda evinde bulamadığı yakınlığı sözde arkadaşlardan bulup elimden veya elimizden kaçabilir ki ben bunun örneklerini çok görüyorum. O yüzden bence derimki günümüzde otoriteden ziyada samimiyet ve arkadaşlık olmalı. ANcaaaak samimiyetle laubaliliği karıştırmamak şartıyla. Bu da otorite kurmak değil biraz disiplinle aşılabileceği kanaatindeyim
    Tekrar ellerine ve kalemine sağlık.

  9. Salı, Mayıs 6th, 2008:

    Sevgili yazı_yorum,
    Öncelikle yazımla ilgili sunduğunuz güzel görüşler ve nezaketiniz için çok teşekkür ederim.Çok mutlu oldum inanın.
    Bana göre sizin yazınız çok daha etkileyici.Aynı konuya ne kadar güzel parmak basmışsınız! Yorumunuzda aynı otorite ortamından sizin de geçtiğiniz ve o küçücük çocuk kalbinizle buna ne kadar üzülüp içlendiğiniz görülüyor.Bana sorarsanız babanızı ve size olan sevgisini ölçmek için iyi bir yol bulmuşsunuz.Küçük bir oyun ve son derece zekice.Çünkü çocuk psikolojinizi son derece rahatlatmış .Beni de en çok üzen durum bu işte.Her iki tarafın da özünde birbirini çok seviyor olmaları,canından bir parça olmaları.Üç günlük dünyayı sevgi içinde,sevilerek severek,birbirine göstererek mutluluk ve neşe içinde geçirmek varken bu gereksiz otorite,peşi sıra gelen soğuk ilişkiler neden?.”Oğlum” ya da ”Yavrum”demek neden bu kadar zor,çocuğunun başını okşayıp sevmenin,onu öpmenin neresi yanlış? Bakınız babanız dünyadan ayrılmış.Allah rahmet eylesin.Keşke başından beri size olan sevgisini sonuna kadar,gizlemeden hep gösterseymiş.İnanın içim burkuldu.
    Kendi çocuğunuza olan davranışlarınız son derece yerinde.Elbette ki arkadaş gibi olunmalı fakat sınırları iyi ayarlanarak.Çünkü o davranışlar ileride aynı şekilde size geri dönecektir.Biraz disiplinin şart olduğu görüşüne ben de katılıyorum bu yüzden.Çok şükür ki günümüz çocukları sevgi ortamında yetişiyorlar hep.Ne mutlu onlara.
    Sizin de o güzel yüreğinize ve kaleminize sağlık.Tekrar teşekkür ediyorum :)

  10. +3
     
    anafikir

    Salı, Mayıs 6th, 2008:

    Bir zamanlar babam da bana bunu yazdırtmıştı (Bkz: Baba öpücüğü).

    Sanırım bizim coğrafyamızın babaları böyle. Sevgi göstermek acizlikle benzer anlamlar taşıyor. Maalesef.

  11. Salı, Mayıs 6th, 2008:

    Çok güzel yazmışsın @anafikir..10 numara bir yazı.Bir erkek çocuk olarak babanla ilgili ve genel anlamda yaptığın gözlemler çok doğru.Bundan epey bir önce,çok gençken böyle bir yazı yazmış olman da ayrıca şaşırtıcı.Yetenek çok ayrı bir şey demek ki.
    Genelde Türk insanına ve coğrafyasına uygun davranışlar bunlar.Benim anlamadığım senin baban Batı’da yaşıyor ve 40-50′li yaşlarda bir insan olması gerek.Neden kendi babasını rol model almış ve geleneği devam ettiriyor ki?Çok mu hoşuna gitmiş?Yaşı itibariyle biraz daha ılımlı olması gerek bence.En iyisi sen babana önce kendi yazını,sonra bu sayfayı bi’okuttur derim.Taş değil ya.Kesinlikle etkilenecektir.
    ”Baba Öpücüğü”adlı bu yazıyı mutlaka okumanızı öneriyorum.

Babam ve oğulları başlıklı yazıya gelen yorumları takip et veya bu yazı hakkında bahsedenleri gör.

Yorum yap




Senin yorumundan sonraki yorumlar E-postana gelsin mi?


 
Ne çok severiz seni Wordpress