Çocukluk arkadaşım

 Nagodya yazmış

Mezarlığın karşısındaydı evimiz. İki blok, dört kat, ön ve arka bahçeli apartman. İtfaiyenin yukarısı, Perşembe Pazarı’na varmadan. Oyun oynardık Allah’ın günü, toza çamura bulanırdık. Sonra akşam geç kalınca eve, korkardık içeri alınmamaktan.

Okula gitmezden önceleri gazoz kapağı toplardık arka bahçede ”Kutu kutu pense” oynar, aşırdığımız mezar taşı parçalarını öğütüp toz yapardık. Neden mi? İnanın hiç anımsamıyorum.

Televizyonda da illa ki Şirinler’e bakılır tabii. Susam Sokağı başlamış mıydı o zaman, hatırlamıyorum. He-Man vardı. Sonra İskeletor, Orgo, Atılgan… Ama en çok Hayvan Adam’dan korkardık.

Ben bir de Clementine’deki alevden şeytandan çok korkardım. İyi ki Sihirli Peri vardı da Clementine’i hep kurtarırdı. Müziği hala kulağımda.

Okula gidiyorum yaşasın! Allahtan komşunun çocukları da var. Gerçi ben yine ağlamazdım ama. Bu arada artık ne kadar kastıysam kendimi öğretmenimiz bana ”Abi” diye hitap ediyor.

Başarının tadına varıyorum okulda. Bundan böyle hep çalışmam gerektiğini bilmenin verdiği acıyla birlikte, çalışıyorum da. Kazanıyorum nihayetinde o okulu. O ayrı…

Ama deneyimin kralını da yine ilkokulda O’nunla yaşıyorum. Kübra’ya beraber aşık olunca. Hey gidi hey!

Bu “O” dediğim adam da kan kardeşim, canım. Yabancı değil! Hani şu annelerimiz akşam televizyon seyretmemize izin vermeyince öfkelenip beraber Mersin’e kaçma planları kurduğumuz, elimizde altı tane kalasla pedallı araba yapmaya kalktığımız, hani şu Sefa’ya gıcık olduğumuz, hem zengin, hem çalışkan hıyar!

Gibbs kutusundan el feneri yaptığımız, annemin kenarlarını dikmesiyle bir araya gelen derginin diğer yayıncısı. O köylü çocuğu, zeka küpü işte!

Orman Bölge Müdürlüğü’nün kütüphanesine gitmeyi akıl ettiğimiz günler olsa gerek. Yoksa ilk pilot kalemlerimizi aldığımız zamanlar mıydı? Ya da Kübra’nın tüm sınıfa Sezen Aksu resitali vermeye başladığı anlardı belki.

Dolu doluydu hayat o sıra. Her gün başka proje, her gün başka teori. Zaten artık ikimiz de o yokuşun tepesinde bir yerlerde oturmaya başlamadık mı?

O yokuş susarak biter mi? En kötü bir ayna sistemi çizilir kafalarda ki, televizyon ekranını yansıtarak odamıza taşıyabilelim geceleri. Ne var? Hiç olmazsa “Mavi Ay“a bakardık. Fena mı yani?

Yok! Yok! Bu böyle olmayacak. Biz şu Kübra’ya bir şekilde yaklaşmalıyız. Başka yolu yok! Kafayı dağıtmayalım! Yeter! Gidelim okuldan sonra, dayanalım kapısına. Okulda bakış bakış nereye kadar canım.

Yahu, gerçi biz iki kişiyiz, nasıl olacak bu iş böyle? Neyse onu boş ver şimdi. Bu daha sonra kolayca çözümlenebilecek basit bir problem. Sen hedefe odaklan önce!

- Eeee, Uğur Apt. No:10 a geldik. Kim çalacak kapıyı şimdi?

- Ben çalmam oğlum, baştan dediydim.

- Ben zaten çalmam oğlum.

- Oohooo! Bekle bekle, icraat yok!

- Korkak!

- Ben mi? Sen çal bakalım o zaman!

- Hem gel diyon…

-Aha!…Zili çalmadan kapı açıldı.

- Allaaah!

- Koş lan koş!

- Kapıyı annesi açmadı ama.

- Oğlum koşsana!

- Ablası da yok, teyzesidir o zaman..

- Oh be! Kapıcıyı da atlattık. Ama nefes de kalmadı ha!

- Şimdi ne yapacaz? Akşama var daha.

- Ne yapıcaz oğlum? Girelim şu Cafe’ye.

- King’e mi? Kafayı mı yedin oğlum sen?

- Ne var yani? Hava patlıyacak birazdan. Islanalım mı?

- İyi de, sen de para var mı?

- Ne parası be? Takılırız biraz. Yağmur kesilince çıkarız. Sen bana bırak.

- İyi o zaman. Hem bi ortamı görmüş oluruz. Camlarında kırmızı kırmızı şeritler. İçerde ne dönüyorsa?

- Ha şöyle!

- Buyurun çocuklar. Ne alacaksınız?

- Arkadaşımızı bekliyoruz. Gelince söyleriz.

- Bi dalga yokmuş. Ama sıcakmış be!

- Nası bulaşmıyo garson ama… He he he!

- Hadi çıkalım artık. Adam bize bakıyor.

- Bakmıyo. Ama çıkalım, sıkıldık zaten.

- Arkadaşımız gelmedi, biz kalkıyoruz.

- Atariye gidelim mi?

- Yok be. Zaten ikimiz bir olsak bi oyun geçemiyoruz. Günlük simit paraları da yanıyor üstelik!

- Haklısın. En iyisi bize gidelim. Kesin annemin gününden felan kalma pastaları vardır. Çayla yerken Ninja Kaplumbağalar’a bakarız. İnter Star’da başladı. Yeni!

- Olur be!

- Eee..! Dolmuşa mı binelim, yürüyelim mi?

- Yürüyelim lan! Daha zevkli oluyor.

- Hakkaten…Hem yolda konuşuruz.

- Ha.. Bu arada ayna projesi ne oldu?

- O mu? Şey… O kolay ya! Sen bitti say!

4 kez oylanmis, 5 uzerinden 5 4 kez oylanmis, 5 uzerinden 5 4 kez oylanmis, 5 uzerinden 5 4 kez oylanmis, 5 uzerinden 5 4 kez oylanmis, 5 uzerinden 5 Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , , , , , , , , ,


31 Ocak, Perşembe , 2008

Öneri: (Sponsor)

6 Yorum yapılmış

  1. Perşembe, Ocak 31st, 2008:

    Pek güzel olmuş, pek güzel. Uzun zamandır beklediğim tadı aldım sonunda, anılarına sağlık : )

  2.  
    baybora

    Perşembe, Ocak 31st, 2008:

    Ellerine sağlık güzel bir anı yazısı olmuş. ARAMIZA HOŞ GELDİN

  3.  
    MSK_07

    Perşembe, Ocak 31st, 2008:

    Çok eğlenceli yaw.Süper.Ellerine sağlık:)))

  4.  
    nostaljik

    Perşembe, Ocak 31st, 2008:

    Çok güzel,çok şeker bir yazı olmuş.Yalnız,hadi ikiniz birden Kübra’ya aşık oldunuz,çocuktunuz,anlarım.Ne diye kızın kapısına dayandınız? :))
    Kapıyı açan olsaydı ne yapacaktınız peki?Erkek çocuklar bu kadar maceracı oluyor zaten.
    Anlatım mükemmel,tebrikler..

  5. +2
     
    Nagodya

    Perşembe, Ocak 31st, 2008:

    Sıcak karşılamanız için gerçekten teşekkürler. İtiraf etmeliyim ki bu iş beni çok heyecanlandırdı. Bu hayatımda yazdığım ilk hikaye. İngilizcesini bile yazmıştım ama Türkçe ilk. Beğenmenize gerçekten çok sevindim. Bu arada insan küçükken neyi neden yaptığını inan hiç bilmiyor Nostaljik.Son olarak ilginç bulabileceğiniz bi şey daha, hikayede geçen arkadaşım şu an da ev arkadaşım. Yakında evlendircez inşallah, terkediyor beni!

  6. -7
     
     
    mskalimero

    Pazar, Şubat 3rd, 2008:

    arkadaşlarm www.monopoly.com da ISTANBUL u oylarsanz 33 dilde yaynlanp tüm dünyaya satlacak oyunda yer alacağz.lütfen oylayn.üye olup oylanyr untmayn..arkadaşlar destek olalm nolur.

Çocukluk arkadaşım başlıklı yazıya gelen yorumları takip et veya bu yazı hakkında bahsedenleri gör.

Yorum yap




Senin yorumundan sonraki yorumlar E-postana gelsin mi?


 
Ne çok severiz seni Wordpress