Gülüm
baybora yazmış
Kimi botaniğini inceledi, renklerine baktı, dallarını dikenlerini sevdi, kimi kokladı, kokunu, çeşitlerini sevdi. Kimi sende maneviyatını buldu, peygamberine benzetti, kokunu ondan aldığını düşünerek, seni uzun uzun kokladı. Sana herkesin bir bakış açısı vardı.
Ben sana hep bülbülün gözüyle baktım, “Gülüm” dedim, feryat ettim, seni öyle sevdim ki…
Şarkılar hep seni söyledi, şiirler hep seninle başladı.
Gülüm dedim, canım dedim, gülün ömrünün az olacağını düşünemedim. Hep Allah’a yalvarırıdım ömrümden alıp, ömrüne koysun diye ama olmadı. Gidişinin üstünden sekiz nisan geçti. Tıpkı gittiğin gün gibi yağmurlu, sanki rahmet gidişine ağlıyor, sanki senesinin geldiğini o da biliyor.
Şimdi bir tekerlekli sandalyeden cama vuran damlaları ve az ötade yağmuru yapraklarında toplayan gülleri izliyorum. Tekerlekli sandalye dediysem, felç değilim. Sadece ayaklarım yaşlı, gövdemi taşımıyor artık. Beni bir yerlerden izlediğini biliyorum ama gene de anlatayım.
Şimdi “Orada ne işin var” diyeceksin. Gülüm insanın bedenini beraber büyüdüğü ayakları kaldırmıyor. Beraber büyüttüğümüz çocuklarımız da kaldıramadı.
Bir gün onlar da yaşlanacak ama Allah insanı elden ayaktan düşürmeden almalı. Bazen seni kıskanıyorum. Böyle bırakıp, gitmemeliydin ama bu halimi görmeden gittiğine şükür ediyorum.
Yanımda olsan belki bu hale düşmezdim. Hala evliliğimizin kırkıncı yılında işlediğin o lacivert kazağı giyiyorum. O üstümdeyken sanki bana bir şey olmayacak gibi geliyor. Onun beni bir zırh gibi koruduğunu düşünüyorum. Huzurevinin oturma salonunda diğer arkadaşlara gösteriyorum, senin işlediğini gururla anlatıyorum.
Öyle yalnızım ki, keşke gururla anlatabilecek çocuklarım da olsaydı. İlk günler torunların zoruyla geldiler ama son dört aydır arasıra telefonla arıyorlar, ne gelen var, ne giden.
Resmini komidinin üzerine koydum. Sağolsun, oğlana rica etmiştim. Geldiğimin haftası çerçevesini yeniletip getirmiş.
Şimdi “Çocuklarımdan şikeyet mi ediyorsun” diye kızacaksın be gülüm ama kızmıyorum dedim ya, insan kendine ağır geliyor ama onca yıl cıvıl cıvıl, neşe dolu evde kalabalık aile sofralarından sonra son sekiz ay cehennem gibi geldi.
Alıştım, alıştım üzülme. Dedim ya, kırgın değilim.
Havanın güzel olduğu günlerde hemşire kızlarım ara sıra bahçeye çıkarıyor, kokunu arıyorum ağaçlarda. Bahar senin habercin gibi topraktan çıkan her yeşili güzelliği sen yollamışsın gibi geliyor. Üşümüyorsun değil mi, nisan ve toprak soğuktur hala…
Bak şimdi yine çorabın ucu yırtılmış, parmaklarım adeta dışarı çıkmaya çalışır gibi deliyor ucunu. Sen gideli ayak tırnaklarımı kesemez oldum. Zaten önceden de bana hiç kestirmezdin, şimdi çorap yetiştiremiyorum. Bir yarım seninle gitti, diğeri de sürünüyor burada.
İnsan kısmet olamadan dayak bile yiyeyezmiş gülüm. Şimdi kısmette olanı yaşıyorum.
Gözlerim yakını iyice görmez oldu. Ağlamayı bile beceremiyor, senden kalan anıları resimleri inceliyorum her gün. Yapacak da bir şey yok. Zaten avuçlarımdaki sıcaklığını kaybetmeden sana geleceğim günü bekliyorum.
Beni sana kavuştursun diye gelmesi için dua ettiğim Azrail bile uğramıyor, bura öyle bir yer gülüm.
|
19 Mayıs, Pazartesi , 2008






Pazartesi, Mayıs 19th, 2008:
Sayın Baybora,öncelikle bu kişinin sizin olamamasını temenli ederim.Yazınız öyle gerçekçi bir anlatıma sahipti ki içimi burktunuz.Size teşekkür etmeliyim ki orada yaşayan insanları unutmuş bizlere bir tokat gibi bu yazınızla hatırlattığınız için.
Gülüm,gülüm ne güzel bir hatabedir insanın sevdiğine değil mi?Hele ki vurgulayarak içten bir söyleyişle ne büyük bir anlam kazanır kelimece basit olan bu isim.Yine güzel insanı düşündüren ve bireylerin kendilerini sorgulaması gereken bir yazı elinize,yüreğinize sağlık.
Pazartesi, Mayıs 19th, 2008:
Ben yazdığınız tüm yazıların en çok, hayatın içinde olma halini beğeniyorum. Her anlattığınız aslında tam da gözümüzün önünde duran ama bir türlü görmediklerimize vurgu yapıyor, ya da göremeyebildiklerimize. Bunların ayırdına varmış metinler üretmek gerçekten zordur. Ve ince bir sahileştirme bilinci gerektirir. Bu tip metinler biraz da hayata dair olanda hepimizin ayrı ayrı serüvenleriyle yüzleşmemizi sağlar ve bu dolayım da okunurken ya da kaleme alınırken; sanatsal bir yapıntı anlamında çok estetik sondajlar ve işçiliklere gerek duymaz. Ama bu gerek duymama halide, estetiği tümüyle yok sayarak düşeyazmayı sağlamamalıdır. İşte ben sizde ki güçlülüğü burada buluyorum. Bu dengeyi o denli iyi yakalıyorsunuz ki; bir yanıyla metnin üzerinde bir çok konuşulacak nokta bulurken, diğer yanda kendimizde veya kendimizden, içimize doğru buldurduklarınız, bir anda yazıyı eleştirmekten çok yüzümüzü, yüzümüzle sınama ihtiyacı doğuruyor ve açıkçası geride ne yazı kalıyor ne de eleştriyel göndermeler. Diğer tüm metinleriniz gibi yine hoş, sürükleyici ve mesaj kaygılı olmuş. Paylaşma anlamında gösterdiğiniz incelik ve kaleme alırken sarfettiğiniz emek için çok teşekkür ederim.
NOT:”Gidişinin üstünden sekiz nisan geçti” ile ” Şimdi “Çocuklarımdan şikeyet mi ediyorsun” diye kızacaksın be gülüm ama kızmıyorum dedim ya, insan kendine ağır geliyor ama onca yıl cıvıl cıvıl, neşe dolu evde kalabalık aile sofralarından sonra son sekiz ay cehennem gibi geldi.” Buradaki son sekiz ay, metnin toplamında bir matematik ikircik oluşturmuş. Sekiz nisan geçti de ben sekiz kere nisan ayı geçtiyi yani sekiz yıl geçtiyi alımladım . Ama sonrasında son sekiz ay kullanımı dizgede bir tutarsızlık yaratıyor. Ya da ben yanlış anlamış olabilirm efendim.
Salı, Mayıs 20th, 2008:
Çilek kardeş ben değilim kaygıların ve yorumun için sağol.
sevgili A.Y. Borke karısının ölümünden bu yana sekiz ayrı nisan yani senin de dediğin gibi sekiz yıl geçmiştir. Cıvıl cıvıl sofralardan uzaklaşıp huzur evine gelelide sekiz ay benim göremediğimn bir şeyi gördün herhalde yazarken görmediğüime göre hala farkında değilim. Güzel ve yol gösterici yorumuların için teşekkür ederim.
Pazar, Mayıs 25th, 2008:
Baybora Bey,şükür o duygu yüklü güzel yazılarınıza başlamışsınız.O kadar gerçek yazıyorsunuz ki sizi tanımayan kesinlikle hikayenin kahramanı sanır.
Daha önceki yazılarınızda anlatılanları hep kendiniz yaşamışsınız sanmıştım ben.Fakat anladım ki öykülerinize ya da metinlerinize hayat veriyorsunuz.
Yukardaki yazı insanın içini burkuyor,gözleri doluyor.Yaşlılık çok zor,çok acı.
Lütfen daha sık yazın.Çok güzel,çok duyguluydu.Ellerinize sağlık.