İki gol
cumlelersehri yazmış
Yine Pazar, hava ne kadar güzel. Anlaşılan annem yine erken kalkmış ve odam havalansın diye pencereyi açmış, kuş seslerini duyabiliyorum.
Umarım babam yine “Hadi pikniğe gidelim” diye tutturmaz, hiç sevmiyorum pikniğe gitmeyi.
Abim uyanmış belli, yine son ses müzik dinliyor. Galiba müstakil evde oturmanın en güzel yönü bu olsa gerek? Babam hep, “Senin için bu evi aldık” der bana, sanki alırken bana sormuş gibi.
İyi oldu aslında bu evi aldığımız. Eğer kandırabilirsem onları bahçeye bir kulübe yaptırıp bir de köpek almak istiyorum, hiç değilse eğlence olur bana.
Çocuklar sokağa çıkmışlar bile, top oynuyorlar, hava güzel ya. Ama biraz sessiz olsalar keşke. Onların sesini duymak zorunda mıyım?
Babamın sesi geliyor, kimse beni merak etmiyor mu ya? Neden gelip kimse bana bakmıyor?
Bir saniye ayak sesleri duyuyorum babam bu;
- Uyandın demek
- Evet
- Bugün ne yapmak istersin?
- Hiç
- Hiç mi? Olur mu öyle hava çok güzel çıkıp gezelim biraz ne dersin?
- Ama baba…
- Ama falan yok hep evde durmak zorunda mısın? Hem bak biz hep senin yanındayız her zaman sana yardımcı olmaya çalışıyoruz.
- Biliyorum
- O zaman?
- Tamam, baba gidelim nereye istiyorsanız.
Babam hep böyle işte. İlla beni dışarı çıkaracak, pikniğe götürecek. Gidelim baba, gidelim ama ben sevmiyorum işte. Orada öylece oturup, top oynayan, koşuşturan, oyunlar oynayan çocukları bir sandalyeden izlemeyi sevmiyorum.
“Ben neden koşamıyorum?” diye ağlamak geliyor içimden çılgınca. Ama diyorsun ya “Sen artık çocuk değilsin” diye vazgeçiyorum hep ağlamaktan.
Ne güzel günlerdi baba, bir anlatabilsem sana. Hani hatırlıyor musun? Yine böyle bir Pazar göle gitmiştik ve orada tanıştığım çocuklarla maç yaptık ve ben iki gol atmıştım, ne kadar çok eğlenmiştim. Ama işte bunları anlatamıyorum şimdi sana baba, yürüyememek ve bekli de bir daha hiç yürüyemeyecek olmak bana çok zor geliyor.
Biliyor musun baba, o araba, hani bana çarpan adam var ya? Belki o akşam o kadar içmemiş olsaydı ben hala yürüyebilecektim.
Belki de bugün sen bana “Pikniğe gidelim mi?” diye sorduğunda hava zıplayacak, “Yaşasın” diye bağırarak koşturacaktım evde dört bir yana, ya da sokakta şu anda top oynayan çocuklar gibi ben de erkenden uyanacak ve fırlayacaktım sokağa.
Ben içkiden nefret ediyorum baba. Hani bazen geç gelip diyorsun ya anneme “Arkadaşlarla içtik biraz”. Ne olur içme baba. İçme ki, bir gün bir başka çocuk da senden nefret etmesin, bir başka çocukta benim gibi olmasın.
Biliyorum ben bu halde de mutlu olmalıyım. Annem hep “Şükret” der, galiba ben annemi anlayacak yaşta değilim. Biraz daha zamana ihtiyacım var. Hem zamanla alışırım bu duruma, üstelik tekrar yürüyebilmem gibi bir ihtimal varmış, bakarsın belki bir gün tekrar yürürüm ve yine pikniğe gider ve ben yine iki gol atarım baba…
|
1 Haziran, Pazar , 2008







Pazartesi, Haziran 2nd, 2008:
çok etkileyiciydi…
Pazartesi, Haziran 2nd, 2008:
teşekkür ederim
Perşembe, Haziran 5th, 2008:
okurken tüqlerim diken diken oldu cok güzel anlatmışsın duygularını evtt bn de içkiden nefret ediyorum bilincsizce yapılan eglencenin faturasını küçük bir cocuk ödüyor
Cuma, Haziran 6th, 2008:
teşekkür ederim bu güzel yorum
Cuma, Haziran 6th, 2008:
merhaba!
ne kadar duygulandigimi ve neler hissettigimi maalesef kelimelere dokemeyecegim ama size çok tesekkur ederim. umarimki yaziniz içkili araç kullanan herkese bir ders olur. sevgilerimle…
Cuma, Haziran 6th, 2008:
ne yazık ki sadece bir hikaye olarak kalacak ve kimse ders alma tarafı ile ilgilenmeyecek ama yinede çok teşekkürler
Pazar, Haziran 8th, 2008:
Sanırım tekerlekli sandalyedeki çocuk sen değilsin.Ders vermek amacıyla kurgulamışsın,eline sağlık.Öykünün kahramanı çocuktan çok daha kötü bir kaderi paylaşanlar var ne yazık ki..
Salı, Haziran 10th, 2008:
evet ben değilim tamamen kurgu ve daha kötü durumda olan çocukların varlığı tartışılmaz bir konu yorumun için teşekkürler