Mavi kanatlarından bir tüy düştü!
odyseus yazmış
Cennete uçarken bir parçanı bana bıraktın! Mavi boncuğum.
Yine yağmur yağıyor, minik minik süzülüyor camdan aşağı. Usulca fısıldıyorsun;
- “Yağmurun sesine bak, aşka davet ediyor.”
Ve gözlerin iri iri bakıyor etrafa.
Aynanın karşısında kendini incelerken konuşmaya başlıyorsun;
- Biraz göbeğim çıkmış sanırım!
- Of anane saçmalama, kaç yaşındasın hala fiziğin mükemmel.
- Ee! Zamanında giyinip kuşanırdım bakma şimdi buruş buruş oldum.
- Bacakların hala sütun gibi maşallah!
- Gram makyaj yapmadan dolaşırdım. Şimdikilere bakıyorum da!
- Öyle deme anane ya, genç onlar!
- Ah gençlik ah! Ezan okunuyor abdestim varken namazımı kılıp geliyorum.
Ayaklarımı duvara yaslamış yatıyorum. Başımı, beynime kan gelsin diye çekyatın üzerinden aşağı sarkıtıyorum. Göbek ata ata giriyorsun içeri.
- “Ne oldu namaz?” diyorum.
- “Allah Allah bitti. Şimdi yallah yallah” diyorsun.
Gülüyorum, gülüyorum… İçim patlayana, ciğerlerim acıyana kadar gülüyorum.
- “İnanılmazsın sen” diyorum, gülüyorsun;
- “İnananlar oldu” diyorsun.
Hiç unutamam arkadaşımın bize misafirliğe gelişini. Bizim kahkahalarımızı duydukça,
- “Hayatımda hiç gülemedim” demişti. “Doyasıya kahkaha nedir bilmedim” İki saatin sonunda gülmekten karnını tutuyor,
- “Yeter anane, artık güldürme” diye sana yalvarıyordu.
Senin sayende boncuğum! Mavi kanatlı meleğim!
Akşamları şarkılar söylerdik hatırlar mısın? Sen bana “Dünyada aşk denilen kelime yalan, bir damla gözyaşı sevgiden kalan” derdin. “Zalimin zulmü varsa, sevenin Allah’ı var” diye cevap verirdim sana.
Dışarıda kimi zaman bir yaz yağmuru yağdırır, bülbüllere çile çektirir, ardından minik dedikodularla gecemize renk katardık. Senin mavin gecenin koyuluğuna karışır, uzar giderdi saatler…
Bugün seni düşünmeyi istedim. Kendimi bildiğim yaşlardan itibaren seninle yaşadıklarımı beynimde fotoğrafladım. Bir cumartesi günü ablamla pazara gittiğinde, elinde torbalarla geçen dikkatsiz kadının, ablama çarpmasıyla, nasıl karıştırmıştın ortalığı.
Hele sokakta oynarken kolum kırıldığında, apar topar köyden gelmiş ve “Bir çocuğa sahip çıkamadınız” diye fırçalamıştın, önce annemi, sonra babamı!
Dışarı çıktığımızda tüm paranla istediğimizi alırdın bize. Tek şartın “Üstünüze dökmeyin annen mahveder bizi” Korkudan eklerdin “Daha yeni ikinizi de sakız gibi giydirdi”
Hafta sonları ablam sana kalmaya gelmek için ağlardı. O gidince ben de ağlardım. Hep sende kalmak isterdik, annem bağırır, evde bir patırtı kopartır “Evin suyu mu çıktı?” diye söylenirdi ama senin yanında olmak öylesine zevkliydi ki!
İyi ki yanında çok kalmışız mavi boncuğum! Sana doyamadan gittin!
Sen olgundun, kimi zaman çocuktun. Neşeli, gülmenin ne olduğunu bilen, kalbi mücadeleci, beyni iradeli, namusu iki bacak arasında bellemeyen! Ayırım gözetmeksizin herkese sevgini sunabilen biri olmak, insanın ömrünün erken dolmasına yol açıyor ki; erken gittin yanımızdan.
Beraber hayaller kurardık seninle; ben kılıçların altından geçmek istiyorum dedikçe, “Subay bulacaksın o zaman” diye bana öğütler verirdin. “Çok zengin olmasın ama seni üzer, bencil olur” diye eklerdin ardından.
İlk göz ağrını, ablamı evlendirdin. Senin için mutluluktu. Düğünde gözlerinin içi parlıyordu. Akşam eve dönünce ağlamıştık. Ben bebeğime sarılmış yatmıştım. Senin evindeyse daha farklı bir boşluk oluşmuştu ama üzülme mavi bocuğum ben vardım!
Çalışma hayatına yeni başlamış, ilk maaşımla sana mavi, küçük, kurbağa bir sabunluk almıştım. “Kazancın bereketli olur” diye dua etmiştin.
Sen secdeye eğildiğinde benim ellerim Allah’a açılmıştı; “Ömrün uzun olsun, yanımızdan ayrılma” diye…Telefonumu “Yavrumun yavrusu” diye açardın. Bütün arkadaşlarım kıskanırdı. Severken “Damarımda kanımsın” diye ninni söylerdin. Herkes imrenirdi sana, güzelliğine, mücadelene…
Arada rahatsızlanır “Doktoruma götürün beni” diye pazarlık yapardın. Son zamanlarına doğru hastalıkların iyice artınca, yine doktorunu görme zamanının geldiğini ve bir haftalık tedaviden sonra eve çıkacağını düşünmüştük.
Seni ziyarete geldiğimde Süreyyapaşa’ya nakil edileceğini söylediler. “Epeyce üşütmüş, kontrol altında durması gerekir” dediler. Bilemezdim ki ciğerlerinin su toplayabileceğini!
Bazen yanımızda uyuya kalırdın, seni izlerdim. Uyandığında, “Kızım bulaşıkları bırakın, ben yerleri sildim şimdi onları da yıkarım” diye sayıklardın. Gülerdim. Zorla yedirdiğim bir tane zeytini, rüyanda “Bir ağaç dolusu zeytinin altında kaldım” diye anlatınca artık kâbus gördüğünün farkına vardım.
Yıkanınca saçlarını sadece anneme taratırdın. “Acıtmıyorsun sen, bana bebek gibi bakıyorsun” diye eklerdin. O sıralar düşüp fenalaşıyordum. Ellerim titremeye başlamıştı. Senin hastalığın farkına varmadığım bir şekilde beni çok etkiliyordu. Canım hiçbir şey yapmak istemiyordu. Yanına gelirken makyajsız geldim diye bana küsmüş, “Fönünü çekmeden, üstüne mini eteğini giymeden gelme” diye azarlamıştın.
Kaybetme korkusunu yaşamak öylesine güç gelmişti ki boncuğum!
Seni en son ziyarete geldiğimde hastaydım. İstediğin gibi giyindiğim için sevinmiştin. Ellerimle sarmalar yedirdim. Tekerlekli sandalyede taksicilik oynadık. Hastanede kahkahalarımız çınladı. Yanından ayrılırken sana sarılmak istediğimde “Gripsin bulaştırma” dediler. Öpemedim! Bilemezdim ki; son gelişim olduğunu, seni bir daha hiç göremeyeceğimi?
O akşam seni gördüm rüyamda. Selvi ağacına yaslanmış “İyiyim ben burada” diyordun. Ardında yeşillikler ve minik gelincikler içindeydin.
Nerden bilebilirdim ki ananem; mezarlığının o selvi ağacının başı olabileceğini?
“Hayır!” diye bağırmam caddelerde çınlamış! Yokluğunu bana haber veren insanlara bak; gözlerinden bir damla dahi yaş akmıyor. Ayşe teyzenin kızı liste yapmış, günlük alışverişine gidiyor. Dönmesin dünya ne olur, geçici olarak durdurmak istiyorum ve mümkünse geri döndürmek!
Ömrümden sana senelerimi versem, yaşar mıydın bizimle? Ama gittin, hem de ansızın, düşünmemişken, hazırlanmamışken, sensizliği daha bir gün bile yaşamamışken. Ellerimizden kayıp gittin.
Annemin yanında son nefesini verdin. Gecelerce ağladım, kıyafetlerine sarıldım. Bluzunu, kokun sinmiştir diye yatağımda sakladım. Elin en son nereye değmiştir diye düşündüm? Evinin her tarafını gezdim.
Oyun oynadım günlerce. Sen sözde köye gitmiştin ve birkaç gün içinde dönecektin. Günlerce kapıda dönmeni bekledim.
Her gece rüyamda sana sarıldım. “Yavrumun yavrusu” sözün kulaklarımda, hıçkırıklarım bedenimde, gözyaşlarım avuçlarımın içinde uyandım. Hayalin bile yeterdi kimi zaman. Ölüden, hayaletten, ruhtan korkan ben, uyuyunca senin ruhunu yanıma yollaması için Allah’a dualar ettim. Çok yalvardım.
Söylediğimiz şarkıları dinleyemedim. Yıllarca anane lafını kendime yasak ettim. Kim anane dese ya da bahsetse, hele ki hala yaşıyor, bir de yanındaysa, onlara imrendim! Kimi zaman onlarında ellerini öptüm. Kimi zamansa sarıldım ağladım. Onlar anane dedikçe içim acıdı. Senin kelimelerini onlara söyletmeye çalıştım. Özlemim azalır diye düşündüm. Ağızlarından çıkmadı, çıkamadı, yakışmadı ki!
Bazen rüyama girerdin. Seni binlerce kez öper, o gün griptim diye açıklamalar yapardım. Ölümünün kanser olduğunu öğrendiğimde yıkıldım. O yüzden seni öpmediğimi düşünmenden korktum. Bu korkum senelerce kâbus oldu rüyamda ve en sonunda bir gece rüyama girdin, elimi tuttun, sıkıca sarıldın ve “Biliyorum” dedin.
Binlerce kez öptüm seni belki de milyonlarca kez! Sen ölünce doktoruna düşman oldum, lafını ettirmedim.
Evine giremedim. Bir bardağının yerinin bile değişmesine senelerce tahammül edemedim. Cenazelerde ölenleri tanımasam da aklıma senin ölümün geldiği için ağladım.
Yine ağlıyorum, bugün aklımdasın, “Yavrumun yavrusu” deyişini kulaklarımda hissediyorum. Canım sıkkın, fikrine ihtiyacım var. Gel ne olur konuşalım, ellerim gökyüzünde bekliyorum. Haydi, sarkıt cennetten merdivenini! “Ya in aşağıya ya da ben tırmanayım” diye bağırıyorum.
Kanadın elimde susuyorum. Hani insanın burnu sızlar demişlerdi; sızlıyormuş gerçekten. Üstelik seni özleyince yüreğim de acıyor.
Öğrettiklerinle avunuyorum çoğu zaman. Bazen merhametimin kalbimi zorladığı anları düşünüyorum ve sen geliyorsun aklıma.
Mavi kanatlarından bir tüy atıyorsun gökyüzünden. Kalbime çarpıyor çoğu zaman!
Merhamet et ki; merhamet bulasın diye fısıldıyorsun. Ellerimi kaldırıp “Cennetinde güzel bir yerde oturtsun seni” diye Allah’ıma dualar ediyorum.
Selvinin yanındaki gülfidanı büyüyor kimi zaman. Gelincik tarlalarında geziyorum. Dalından koptuğu anda ölen tek canlı gelincik değilmiş diye ağlıyorum. Senden koptuğumdan beri yaşamakta zorlanıyorum merhametlim. Aç bir çocuk görsen kıyamaz doyururdun değil mi boncuğum? Sokaktaki çocuklar aç. Ben kimi zaman çaresizlik içinde senden öğrendiklerimi yapmaya çalıyorum. Açlık beyinlerine girmiş diye isyanım. Doyuramazdın. Doyuramıyorum!
Bazense gökyüzüne dönüp kocaman bir öpücük fırlatıyorum. Tam yanağına isabet ettirmiş gibi mutlu, öylesine huzurlu devam ediyorum yoluma.
Resmini çıkardım koliden, artık yatağımın başucunda. Sabah kalkınca sana günaydın diyebiliyor, sorunlar yaşadığımda anlatabiliyorum. Sen yine şen kahkahalarını savuruyorsun çoğu zaman ve ardından ekliyorsun, “Yine çok güldük başımıza kötü bir şey gelecek” Aman anane diyorum, kuruntu yapma.
Kimi zaman sana başarılarımı anlatıyorum. İş yerimi, arkadaşlarımı, bazen sevdiğimi… Bazense sevildiğimden bahsediyorum. Sen kafan önünde masumca dinliyorsun. Maneviyatını eline almışsın, bakıyorum artık benimle inatlaşmıyorsun.
“Subay da bulamadık” diye gülerek devam ediyorum çoğu zaman. Kılıçların altından geçemeyeceğimi söylediğimde yüzünü buruşturuyorsun. “Subay bulamasam da olur diyorum, senin için kılıç kalkan ekibini kurar yine geçerim, meşaleler önümde ben ardından ilerlerim, beyaz duvağıma seni sererim meleğim!” Yüzün gülüyor ansızın, benimse yüreğim serin.
Akşam olup kapatınca ışıklarımı rahat uyu diyorum yatağında, cennetinin inşallah yedinci katında, melekler başucunda beklesin, kötülükler senden uzak dursun diye dua ediyorum. Gözlerimi kapatınca ansızın dokunuyorsun yanağıma. “İyi uykular yavrumun yavrusu” diye sesleniyorsun. “İyi geceler boncuğum” derken hayalinin koynunda dalıyorum rüyaya.
Son zamanlarda aç insanlar görüyorum etrafımda. Beyinleri açıkmış insanlar, namusu; açık bacakla yargılar olmuşlar. Kim kimin koynunda belli değil diye geçiriyorum içimden. Beynimden geçen namusum ışığım olsun istiyorum. Sevgi bu kadar basit değildi diye iç geçirirken gülümsüyorsun bulutlardan. Sevgi kutsal ki hala seni seviyorum.
Manevi beslenmenin önemini anladım son zamanlarda. İri kıyımlı bir aileden geliyorsun diyorlar da gülüyorum. Bedeni boş kalbi zengin ailem var diye ekliyorum ardından. Cüzdanı boş olmasın diyorlar. Her şeyin para olduğunu zanneden insanlardan tiksiniyorum.
Trilyonlarım dahi olsa tekrar sana kavuşamazdım ya biliyorum!
Evinin yolları değişti, evinin insanları değişti, caddeleri sokakları bile değişti de hala seni sorar minik kaldırım taşları. Hala bastığın yerleri çamur kaplamaz bilir misin? Yağmur senin yürüdüğün yoldan akar gözlerime ve her batan güneş senin mezarından doğar gökyüzüne.
Mavi boncuğum! Sesini duymak, seni görmek için bir gün yanına geleceğim. Beni karşıla. Bana kapıyı sen aç. Hoş geldin yavrumun yavrusu derken herkesi yanına toplamış ol. Babaannemi uğurladık yanına. Dayımın gelişi ani oldu biliyorum! Bazen gökyüzünden bize baktığınızı ve oturup bir arada bizi konuştuğunuzu hissediyorum. Dualarınız rüzgâr esintisiyle yüzümüze üfleniyor. Sen kıdemlisin, onlara sahip çık. Işıklarını söndürmüş müdür diye etrafındakilere bakmayı unutma. Sağ salim her akşam evlerine gelmişler midir?
Sana bir gün tekrar kavuşana dek gökyüzündekiler önce Allah’a sonra sana emanet. Mart ayının acısı önce tabiata sonra kalbime doğuyor her sene, acıyı gözlerimden akıtıyorum. Seni her geçen gün daha çok özlüyorum. Burnum sızlıyor günlerce. O gün gelince daha bir kararıyor gündüzler. Önce Beykoz çınlıyor kulaklarımda ardından İstanbul ağlıyor. Seni uğurluyor martılar. Her geçen yıl biraz daha yaklaşıyorum sana!
Seni çok seviyorum mavi boncuğum. Sana seni seviyorum diyebildim mi bilmiyorum ama kaybedince anlıyor insan. Sevdiklerime yazılar yazdım, sen öldükten sonra. Sözle diyemediklerimi yazdım.
Acılar paylaşıldıkça küçülüyor ve yalnızlıklar büyüdükçe çekilmez oluyor!
Bende bıraktığın kanadına iyi bakıyorum, yanımızda mutlu. Bir de torunu oldu. Sana benziyor gün geçtikçe. Gözleri senin gibi ışıltıyla bakıyor. Yavrumun yavrusu diye sever mi torununu bilmiyorum ama senin şarkıların dudaklarında. Ona imreniyorum. Saçlarını tararken “Ananem senin saçların ne kadar parlak” diye seviyor onu bizim minik kerata. “Ve gözlerin ne kadar güzel bakıyor” diye yanaklarını okşuyor. “Sen herkesin ananesinden daha güzelsin, içime sokmak istiyorum” seni diye ekliyor. Bizse ablamla seni özlüyoruz.
Mavi meleğim, yerin yedinci kat biliyorum. Allah seni başımızdan eksik etmemek için gökyüzünde oturtuyor. Üzülünce yağmur olup yağıyorsun. Sevinince güneş olup doğuyorsun. Temizlik yapınca minik kar taneleri uçuşuyor etrafta. Yine yatak çarşafını silkeleyerek asıyorsun!
Seni çok özledim. İnsanın burnu sızlayınca gözleri de doluyor! Yazılar puslu.
Sanırım sana seni çok sevdiğimi milyonlarca kez söylesem de içimdeki özlemin azalmayacak!
Seni son kez öpemedim! Beni affet!
Cennete emanet ol.
Duan benimle olsun!
|
27 Eylül, Perşembe , 2007






Perşembe, Eylül 27th, 2007:
Çok güzel yazılmış,duygular iyice coşmuş,sel olup akmış.
Başta ben birçok kişinin hislerine tercüman oldun eminim.Her bunaldığımda ben de anneanneme atardım kendimi.Çok severdim,annemden bile çok.
Kaybedince deli divane gibi gezdim aylarca.Mekanları cennet olsun..
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
Soyleyecek soz bulamiyorum cunku birakmamissin. Cok sahane ifade etmissin duygularini. Birak yazmayi hissetmeye bile aciziz bu duygulara bazen.
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
tsk ederim…:) inanın sizlerle paylaşmak beni çok mutlu etti … MEKANLARI CENNET OLSUN!
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
zamansız yanına yolladığımız ölen dayımın adıda SEMİH di. Bu yüzden görünce çok duygulandım… ananemin yazısına yorum gelen isimlerin başında adını gördüm…
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
Dayin icin de uzuldum ama yanlis bir bilgi olarak kalmasin sitede. Benim sadece rumuzum Semih. Basin sagolsun
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
Mekanları CENNET OLSUN Sevdiklerimizin.
Tebrik ediorum bu kadar güzel anlatım ve duygularını kaleme alabilmen muhteşem
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
emeğine yüreğine ve kalemine sağlık
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
sitedeki en uzun yazilarin sahibi ‘odyseus’ ellerin dert gormesin.
her satiriyla bizi etkileyen, duygularina ortak eden, kendimizden bir seyler buldugumuz bir yazi.
Ananelerin yeri bi baska saniyorum.ben de ananemi cok severdim.
baldenizin de dedigi gibi mekanlari cennet olsun sevdiklerimizin.
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
Bu yaziyla birlikte uzunluk sinirlamasinin olmadigini gormus olduk. Ben hep uzun olur yayinlanmaz diye tasvirleri falan atliyordum. Artik daha rahat olabilrim:D
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
boyle guzel olursa butun uzun yazilar yayinlanir be semih.
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
Dogru diyorsun ya bunu dusunmemistim. Ben yine kisa yazmaya devam edeyim o halde:)
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
bence sen kendini sinirlama yazim uzun olsun kisa olsun diye.icinden geldigi gibi yaz.yorumlardan anlasilir zaten iyi mi olmus kotu mu olmus.
mesela odyseus 2 uzun yazi yazmis ikisi de cok guzel olmus.
kalem yazmaya basladimi kendisi durmali zaten.
8-)
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
tsk ederim :) ananelerin yeri başka … annelerin … babaların… arkadaşların ve tabiki dostların… sanırım en onemlisi değerini bildiğimiz herkezin yerinin bambaşka olması… guzel cumleleriniz için tşk ederim:)
Perşembe, Eylül 27th, 2007:
Çok güzel ifade etmişsin duygularını, yaşadığın duyguları biz de yaşamış gibi olduk…
Mekanları cennet olsun sevdiklerimizin…
Cumartesi, Eylül 29th, 2007:
yazmıssın… yazmıssın… yazmıssın…
gokyuzune baktıgında hala yagmur yagıyor ve sen elındekı kanadın (annenin) eteklerinin altında buyuyorsun… torununu beraber seviyor ve hep birlikte mavi melegine dualar ediyorsun…
kanım dondu…
yazmıssınnnnnnnn ….
Cuma, Ekim 19th, 2007:
eline yüreğine sağlık çok duygulandım okurken!
Cuma, Ekim 19th, 2007:
tsk ederim… bugun TrusT ‘un yorumu mailime gelince tekrar okudum yazımı ve tekrar andım ananemi… bir yaşıma daha onsuz giriyorum… nice yıllara yavrumun yavrusu derdinya… İSTE BENDE ŞİMDİ KENDİME SÖYLÜYORUM… Mumlarımı rüzgarın üflesin.. Seni Çok Özledim…
Cuma, Ekim 19th, 2007:
yerli yerince duygularla yazmışsın.anneannenden iimiş yazma konusunda(: bayıldım bi diyaloğa “İnanılmazsın sen” diyorum, gülüyorsun;
- “İnananlar oldu” diyorsun.’
mekanı cennet olsun… arkasından rahmet dileyenleri bol olsun…
Cuma, Ekim 19th, 2007:
tek kelimeyle muhteşem bir insana hele ki artık bu dünyada var olmayan bir insana özlem ancak bu kadar güzel anlatılabilinir diye düşünüyorum.ne güzelki senin hayatında böyle biri var olmuş ve emin ol çok şanslı bir insansın.çünkü herkes senin gibi bir annenneye sahip olamıyor.öyle güzel anlatmışsın ki sevgini yok olduğunu bilmek beni bile üzdü,başın sağolsun demeğe dilim varmıyor.
Perşembe, Kasım 22nd, 2007:
Bende annemi yakın zamanda kaybettim ,yazmaya kalktıgım anda kelimeler birbirine karısıyor, her anımız birbirinin önüne geciyor. Yazın çok guzel ve anısı olanlar için cok derin… Herşey insanın istedigi gibi olmuyor ,rab nasıl emretmişse on yaşamaya mecburuz… İstegimiz onları cennetine alsın ve bizede orayı layık gorsun… Mutlakiyet orda ve sevdiklerimizle sadece cennette birbirimizi tanıyacagız… Allah cehennemin şerrinden bizi korusun. Allah rahmetini geçmişlerimizin uzerinden eksik etmesin. Benim burda yorumumun sonuna eklemek istedigim bisey var, kimilerine göre komik gelsede birgun gelecek bizde ölümü tadacagız ve birilerinin dua etmesini bize mahşere kadar yar ve yardımcı etmesini bekleyecegiz ; onun için sizden en azından bir fatiha suresi okuyup tüm müminlerin geçmişlerinize hediye bahşeylemenizi isteyeceğim….
Perşembe, Ocak 3rd, 2008:
Benimde ananem öldü ben son kez yıkarken gördüm ve sarıldım ama doyamadım keşke hayattayken ona çok gitseydim arasaydım geçen cuma öldü acaba onu aramadım sormadım diye beni affetmişmidir çıldırmak üzereyim yaşarken kıymetini bilemedim yapamadım sizler bilin yaşarken kıymet bilin arkadaşlar
Çarşamba, Ocak 16th, 2008:
mükemmel bir yazı olmuş inan okurken ağladım insan kendini tutamıyor mekanı cennet olsun kalemine sağlık sen onu yaşatıyorsun emin ol en önemlisi yüreğinde yaşatman.
Perşembe, Ocak 17th, 2008:
ilginç bi şekilde her an ananemi kaybetme korkusu yaşıyorum bu günlerde… resmen paranoyak oldum… bazen benim burda işim yok deden beni bekliyor demiyomu içim yanıyo… evet resmen burnum sızlıyor benimde.. giderse ne yaparım bilmiyorum ama bu yazı canımı çok yaktı…
yüreğine sağlık..
başın sağ olsun..