Selanik’ten İpsala’ya
asena75 yazmış
Benim çocukluğum Çorum’da geçti. O zamanlar Çorum, bugünkü gibi sayısız fabrikaların çalıştığı bir sanayi şehri değildi.
Halkın çoğu geçimini bağcılık, bahçecilik, hayvancılık ve tarımla kazanırdı. Bu nedenle her evin bir giriş kapısı dışında kocaman bir de bahçe kapısı olurdu.
O eski çivili kapılar. Önden baktığınızda kocabaşlı çiviler ve bir tokmaktan ibaret olan kapı, arkasındaki dikmelerle sağlamlaştırılır. Hayvanlar gelip gidebilsin, yük arabaları girip çıkabilsin diye kullanılırdı. Ha, bunlar bir de boyalı ise o ev halkının maddi gücü hakkında bilgi verirdi.
Çogu zaman civit mavi, çok nadir kan kırmızı, çokça hacı yeşili, koca çift kanatlı kapılar. Bu gün maalesef o evler yıkılıp yerlerine konserve kutuları diziliyor, insanların barınabilmesi için.
Bütün bunları neden anlatıyorum?
Almanya‘da kalmaya başladığım yıllardan birinde eşimle birlikte tatile çıktık. Bir karavan kiralayıp Türkiye’ye gitmekti amacımız.
Hamburg’tan Avusturya sınırına kadar anlatacak bir şey bulamıyorum çünkü otobandaydık.
Avusturya yemyeşil ve çok güzel bir ülke. Evlerin çoğu beyaz ya da ona yakın renklerde boyanmış, bahçelerinde çiçeklerden yolunuzu bulamazsınız. Balkonlarından sarkan çiçeklerse kusur arıyan gözleri bile cezbedecek güzellikte. Yol boyunca yağan yağmur bize İtalya’ya kadar eşlik etti.
İtalya’da otobanın pahalı olmasının yanısıra, ülkeyi görme isteğimiz nedeniyle sahil yolundan Rimini’ye inmeye karar verdik.
Ben İtalya’yı hiç sevmedim. En azından geçtiğimiz güzergahi. Beton sıvalı gri evler, hayal gücünden yoksun, çiçeksiz, ağaçsız bahçeler…
Geceyi feribotta geçirdik. Amacımız Rimini’den Selanik’e geçmekti. Sabah olup ta Selanik’te feribotu terkettiğimiz zaman ben kendimi adeta o eski Çorum’da buldum.
Sanki bir köşeyi döndüğümüzde teyzemlere, öteki köşede annaannemin evine gidiyordum. O çivili kapılı evler, o otantik şehir beni adeta büyüledi.
Haritanin gösterdiği en kısa yol Yunanistan’ın ortasından geçen dağları aşmaktı. Amacımız Yunanistan’da kalmak olmadığı için en kısa yoldan Ipsala’ya ulaşmayı sağlayacak bu yolu seçtik.
Yolumuz tam 4 gün sürdü, ama Yunanistan’ı anlatmak için kelimeler yetmez. İnsanın bir kitap yazması lazım. Agaçların ve yeşillerin arasında beyaz badanali 2-3 katlı evler. Bahçelere asılmış kar gibi çamaşırlar, samimi ve cana yakın insanlar, her şey ama her şey adeta Türkiye.
Hemen her ev, bahçesini bir Restauranta dönüştürmüş seçin seçebildiğinizi. Dil konusunda sorun yaşadığımız için yemek istediklerimizi mutfağa gidip kendimiz seçiyoruz. Daha eve girerken ne kadar temiz ve sade olduğunu görüyor, eski Türk evlerinin içlerini andıran yapılarda mutfağa kadar gidip, yemeklerimizi seçiyoruz.
Evin yaşlıları yemek işini üstlenmiş, gençlerse servis. Temiz giyimli genç ve güzel kızlar, kibar delikanlılar servis yapıyorlar. Güzel bir Yunan müzigi yemeğimize eşlik ederken, bize servis yapan gençler de dudaklarında birkaç parça nota ile bu müziğe katılıyor.
Kimse kendini olduğundan farklı göstermiyor, bu çabayı taşımıyor. Ya yemekler, bizim cacığımız, bizim pilakimiz, bizim dolmamız, bizim patlıcan, biber kızartmalarımız, salatalarımız ve baklavamız ve daha neler neler.
Emin olun annem pişirse daha iyi tat veremez.
Bakir, tek kişilik cezvelerde gelen kahve, ince belli çay bardaklarında sunulan tavşan kanı çay.
Yunanistan’da tam 4 gün kalabildik ve ben bir karar verdim. Bir daha Yunanistan’a yolum düşerse, aynı güzergahta, aynı yerlerde bir 15 gün geçireceğim.
Ne Kreta, ne Rodos. İnsanların balık istifi sahillerde yattığı, otel binalarıyla dolu bir yerde tatil yapmak benim hiç sevmediğim bir şey. Yunanlılar değişmişler, ama otantizmi bozmamışlar. Eski ile yeninin uyumlu karışımı aldığınız lezzeti kat kat artırıyor.
Ben Çorum’la bağlarımı koparalı uzun yıllar oluyor. Bu gün Çorum’da o evlerden, o kapılardan çok az kaldı. Lütfen bari onları korumaya çalışalım.
|
7 Ağustos, Salı , 2007






Salı, Ağustos 7th, 2007:
Çorum leblebisinden de bahsetseydiniz keşke : )
Salı, Ağustos 7th, 2007:
evet sinan ama yunanistan da bir o yoktu heralde.
Salı, Ağustos 7th, 2007:
asena çok güzel anlatmışsın valla
o sırada yanında olup o güzellikleri bende görmek isterdim.İçim gitti valla.Sana daha yeni güzel görmen dileyiyle…….
Salı, Ağustos 7th, 2007:
belki de gerçkten bizim diye ısrar ettğmz bir çok şey gerçekte onlrn?aslında kim iyi sahp çıkıyorsa o hakedyr onlarn olmasını..
Salı, Ağustos 7th, 2007:
ms kalimero bu konuda sana hak veriyorum.
Biz maalesef avrupaya ayak uydurmak adina altinlarimizi pullarla degistiriyoruz.
bence orada gördüklerim, yemekler ya da adetler iki toplumun ic ice yasamasi sonucu olan kültürel etkilesimdir.
Ama onlarin buna siki siki sarilirken bizim ayak altinda cignememiz inanilir cahillik degil.
Biz modernleselim derken yozlasiyoruz. cünkü modern nedir bilmiyoruz. Onlarsa hem modernlesiyor hem de kültürü koruyarak olaya bambaska bir boyut katiyorlar.
yaziklar olsun bize!!!
Salı, Ağustos 7th, 2007:
Bu arada cilek bahcesi yorumun cok güzel.
umarim sen de oaralari görme sansina ulasirsin.
Salı, Ağustos 7th, 2007:
ms kalimero,
pompei hep görmeyi istedigim bir yer bu güne kadar kismet olmadi.
Tesekkürler gönderdigin Presentasyona.
en azindan bir nebze olsun fikir edinebildim.
merakim daha bir artti. Insallah en yakin zamanda ve ilk firsatta oraya gidecegim.
Salı, Ağustos 7th, 2007:
doesn’t matter :)