Şimdi hiç kimsenim

arya yazmış
Yalnız bıraktın beni. Hani söz vermiştin, hiç yalnız bırakmayacaktın beni. Hani her şeyindim. Peki, neden şimdi cenaze töreninde bile bir yabancı gibi duruyorum. Bir yabancı gibi gidişini izliyorum. Yaklaşıp seni son bir kere göremiyor kahroluyorum.
Hastaneye gidişine kadar, o sabaha kadar senin her şeyindim. Komaya girdiğini öğrendiğimde günlerden çarşambaydı, bilmiyorum ya da zıkkım şimdi ne önemi var ki.
Nasıl gelmiştim o hastaneye, nasıl öğrenmiştim birdenbire işyerinde bayılıp uyanmadığını. Evden çıkarken ki o neşeli halin, beni eğilip öpüşün, sessizce fısıldayarak kulağıma “İşten ararım” deyişin son hatıra bana.
Hastaneye gelip, bir saniye görebilmek için günlerce bekledim seni. Ama bir yabancıydım o hastanede de. Aramıza doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar ve ailenin soyadı girdi. Sadece ailen görebiliyordu seni.
Yalvardım seni bir kerecik görebilmek için ama ”Hasta yakınları görebilir hastamızı” dediler. Diyemedim onlara ”Ben onun her şeyiyim, o da benim her şeyim” diye.
Aynı soyadını taşımıyordum ya yakının değildim. Seninle sevgiyi, aşkı, aynı evi paylaşmak önemsizdi onlara göre. Sevgilin olmak, yakının olmam için yetmemişti. Seni sevmek yetmemişti.
Çareler, çaresiz kalmıştı. Aynı soyadını taşımadığım için seni göremedim. Seninle konuşamadım, sana sarılamadım.
O ana kadar önemli olmamıştı seninle aynı soyadını taşımak. Seninle olmak yetiyordu, senle bu aşkı paylaşmak, bu evi paylaşmak, gözlerinde durmak yetiyordu.
Ben senin beni sevmeni istemiştim, yanında olmayı istemiştim, soyadını istemek inan hiç aklıma gelmedi.
Hastanede senden haber beklerken annen, baban, ağabeyin karşımda duruyordu. Ve yabancıydım onlara göre, beni tanımıyorlar diye onları suçlamıyordum. Bu ikimizin suçuydu.
Beraberliğimiz başladığından beri birbirimizle öyle meşguldük ki; birbirimizin aileleriyle tanışmaya fırsatımız olmadı. Sanki ikimiz vardık şu yeryüzünde. Birbirimizi hatırlamak uğruna hayatımızdaki her şeyi, herkesi silmiştik. Ve şimdi yapayalnız kalmıştım. Senin her şeyin olduğumu sanırken hiçbir şeyin olmuştum.
Bu sensizlikten daha katlanılmaz bir şeydi. Senin hiçbir şeyin olmak. Senin her şeyin olmak için aynı soyadını taşımak gerekiyormuş. Anladım.
Öyle bir yabancı gibi duruyorum mezarlıkta, tabutun toprağa indirilirken. Kahroluyorum. Hoca ruhuna dualar okurken ben de o tabutla toprağa indiriliyorum. Kendimi seninle mezara konurken seyrediyorum.
Gözümden süzülen yaşlar, yüzümden inerken boynuma doğru, her bir damla tenimi yakıyor. Yüreğimin yangın yerine döndüğünü bilmezmiş gibi gözyaşlarım da değdiği yeri yakıyor işte. Ölüm gözyaşlarımda.
Bazı akrabaların ”Kim bu?” diyerek meraklı gözlerle bana bakıyor. Kimseler bilmiyor, senin her şeyinken hiç kimsen olduğumu.
“Hiç kimsesiyim ben onun!” diye bağırmak geliyor içimden. Sen gittin ya ben artık hiç kimseyim, sen artık gittin ya ben, ben olsam seni getiremeyeceğimi biliyorum.
Sen gidene kadar senin her şeyin olduğumun hiçbir önemi yok şu mezarlıkta. Gelip de bu insanlara, ”Bu benim her şeyim, ben de onun her şeyiyim” demeyeceğini biliyorum.
İşte üzerini örtüyorlar toprakla. Artık sonsuza kadar gelmeyeceksin, olmayacaksın. Annen “Gitme!” diyor, arkandan birkaç kişi tutuyor onu. Onun dışında herkes kabullenmiş erken gidişini, birdenbire gidişini.
Ben de bağırmak istiyorum “Gitme” diye haykırmak istiyorum. Yüzlerce sessiz çığlık yayılıyor şu mezarlığa. Açsınlar yüzünü, benim için yeryüzünün en güzel yüzüne bakmak, öpmek istiyorum. ”Beni neden bırakıp gidiyorsun?” diye hesap sormak istiyorum.
Bak, bu insanlar senin hiç kimsen olduğumu sanıyor, ”Onlara kimin olduğumu söyle!” diye şikâyet etmek istiyorum. Ama hiçbirini yapamıyorum, öylece gidişini seyrediyorum hiç kimsenmişim gibi seyrediyorum.
Herkes evine gitmek için hazırlanıyor. Dualar okundu ruhuna. Senin hayatın bitti ama, herkesin hayatı devam ediyor. Birazdan unutacaklar seni. Hastanedeyken senin bir şeylerin olanlar, senin bir şeylerin oldukları için seni son kez görme hakkını elimden alanlar, birazdan acıkacaklar, işlerini, evini düşünecekler, ”Ölenle ölünmüyor” diyecekler. Seni birazdan sanki sen hiç yaşamamışsın gibi unutacaklar.
Ya ben… Hiç kimse olarak bıraktığın ben. Nasıl yaşayacağım hiç kimse olarak? Nasıl gideceğim her şeyin olarak gittiğim o eve? O ev hiç kimseyi kabul eder mi içine? Nasıl kabulleneceğim, her şeyin olarak sürdürdüğüm bu hayatı, hiç kimsen olarak devam ettirmeyi?
|
29 Kasım, Perşembe , 2007






Perşembe, Kasım 29th, 2007:
Daha önce beynimin hiç ziyaret etmediği bir durumdan bahsetmişsin. Hakkaten o kadar çok var sevgili bu tür bir durumda ne hale geliyor…
Bana böyle bir şey olsaydı ne olurdu, kim ne bilirdi, kim bakardı arkamdan…
İçim acıdı, yazının gerçekliği bana fazla geldi resmen.
Perşembe, Kasım 29th, 2007:
Acın o kadar büyükki ,paylaşıyorum demek bile çok hafif kalır. İnşallah kurgudur. Bir anda kimsesiz yalnız ve dımdızlak, Kaldığın ev bile kabul etmiyor, Teselli yine maneviyatta Allah kimseye kaldıramıyacağı yükü vermez.Sabırlar diliyorum. Olağanüstü acını hissettiren okuyana yaşatan bir yazı tebrik ediyorum.
Perşembe, Kasım 29th, 2007:
İnsanın aklına hiç gelmeyen,hiç düşünülmemiş bir durum benim için de.Ama böyle de bir gerçek var hakikaten.Çok acı,ama gerçek.
Umarım sadece hayal ürünü bir yazıdır.
Geride kalan için yaşamanın pek anlamı yok gibi,çok sahi,çok acıklı..
Perşembe, Kasım 29th, 2007:
Umarım yazın kurgudur demek istiyorum ama yaşayan öyle çok yürek varki … Herşeyim kelimesi benim içinde çok anlamlı ve birde SAKLIM… Hani küçük çocuklar en sevdikleri oyuncakları saklarlarya başkalarından bende sevgimi öyle sakladım kalbimin en derin köşesine… Yıllar geçsede herşeyin hep kalbinde olacak, acın gün geçtikçe, paylaştıkça azalacak. Onu yaşatabildiğin kadar ömrünün sonuna kadar SAKLADIĞIN yerde nefes alacak. Kaleminden akan her kelimen için SAĞOL…
Perşembe, Kasım 29th, 2007:
Aslinda cok sevdigim yakin bir arkadasim da benzer sebeple hastaneye kaldirilmisti Arkadasimi cok seviyordum ve gunlerce eve gitmeden hastanede yatip kalkmistim. Annesi haric herkes evine gidiyor dinleniyor yemegini yiyip geliyordu ama sirf aileden oldugu icin onlarn gormesine izn vardi benim yoktu. En yakin arkadaslarindan olmak yetmiyordu. Benzer isyanlari ben de yasamistim ic dunyamda. Sonunda annesi dayanamadi benim de gormemi rica etti gorevliden. Annesiyle tam girecektik ki gunlerdir gelmeyen kardesi geldi ve o da gormek istedi. Tabi gorevli gunde sadece bir defa ve iki kisiye izin verdigi icin hemen benim hakkimi ona verdi. Ama seninki kadar kotu degildi durumum. Sonucta sen her seyini gorememissin biricik askini. Ve benim arkadasim cok sukur iyilesti. Cok guzel dile getirmissin duygularini. Cok guzel bir yazi olmus. Ama hayata devam etme konusunda digerleri haklilar. Sevdigin sana seslenebilseydi eminim soyle derdi: Cicegim guclu ol hayatina devam et ve basin dik olsun.
Perşembe, Kasım 29th, 2007:
@arya da en iyi yazarlar arasında yerini alması gerekenlerden bence. “Hesaplaşma”da olduğu gibi bu hikaye de akıllarda “kurgu mu, gerçek mi” sorusunu bırakıyor. Benim tahminim kurgu olduğu yönünde. Çok güzel bir kurgu, ustaca aktarılmış.
Perşembe, Kasım 29th, 2007:
kurgumu deilmi bilmiyorum ama benim canımı yaktı içimde hissetmeme sebep oldu o acıyı..
Perşembe, Kasım 29th, 2007:
vay anasını sayın seyirciler yavvv… abi ben burada iyice duygusal bir adam olmaya başladım… dünyayı umursamamak daha iyi, cehalet mutluluk getiriyor ki getirsin.. hikaye için söylenecek şey, çok fena güzel yazılmış…
Cuma, Kasım 30th, 2007:
teşekkürler herkese.yorumlarınız beni sevindirdi her nekadar yazdıklarım hüzünlü olsada.
Perşembe, Eylül 25th, 2008:
bu nasıl bı yazıdır ya gözlerimin dolmasını bırakın resmen yaslar suzuldu işyerınde olmasam hıckıra hıckıra aglardım belkıde yazdıklarını sankı yasamısım gıbı okudum sankı yazdıkların benım basıma gelmıstı cok acı bısey Allah sana sabır versın arkadasım sevdıgın ınsanın hıcbıseyı olmak cok kotu bu yazın aklımı basıma getırdı hayat bu ne olacagımız bellı degıl…