Tekerlekli bohça

 anafikir yazmış

Gözünü açtı. Yanağının üşüdüğünü hissetti birden. Gördü, iki küçük tekerlek üzerine oturtulmuş, kocaman cuvaldan bir bohça, içinde, dışına taşan bir sürü kağıt ve kartonla birlikte Arnavut kaldırımlı taş sokakta yokuş yukarı ağır ağır çıkıyordu. Garipsedi. Elinin ayasını soğuk betona dayayarak başını kaldırdı, daha düz, daha manalı görebilmek için. Yine de anlam veremedi.

Koca bohça kendi kendine yukarı yukarı çıkıyordu, kesik kesik hareketlenerek. Bir iki, bir iki… Rüyada mıydı anlayamadı. Çuval kendi kendine nasıl böyle yukarı çıkardı ki?

Arkasına baktı, yokuş bir hayli dikti. İyice doğruldu. Doğrulurken uzunca ahladı. Biraz başı, biraz da beli ağrıyordu. Düştüğünü hatırlamıyordu. Boynu da kaskatı kesilmişti. Soğuk betondan olsa gerek diye düşündü. Kütletti. Kütletirken de ahladı, o an bohça durdu. Ürperdi.

Tekerlekli bohçanın arkasından, yüzü, eli, üstü başı kararmış, pislenmiş ilkokul çağında bir çocuk çıktı geldi.

- “Nooldu bey abi?” dedi.

Cevap veremedi adam. Elini uzattı küçük çocuk.

- “Hep bayılırlar burda, çıkamazlar yokuşu” dedi, biraz gülümseyerek. Yüzünde alacalı kirler…

Çocuğun uzattığı el öyle kirliydi ki, tutmaya korktu adam. Çocuk havada kalan eliyle aniden adamın arkasına dolandı. Bir anda ufacık cüssesiyle koca adamın beline sarıldı ve yağlı saçlarını adamın beline dayaya dayaya kaldırmaya uğraştı, ıhlaya ıhlaya. Bir yandan da

- “Sıcak olunca hiç çıkamıyorlar burdan” diye ekledi.

Adam korktu çocuktan. Aniden kurtuldu ondan, kendi ayaklandı. Üstünü başını silkti, başı önde, çocuğun gözlerinden kaçarcasına.

- “Gördümdü ben seni. Önünden geçtim gittim ya, sarhoş sandımdı. Yoksa dürterdim” dedi çocuk gülümseyerek. “Çok içerler buralarda, sonra da sızarlar böyle sen gibi

Sarhoş değilim ben” diyecek oldu adam, diyemedi. İki üç adım ötede duran tekerlekli bohçaya baktı, sonra da çocuğa.

- “Oldu mu bey abi? Düzeldin mi?” dedi çocuk.

- “İyiyim iyiyim” dedi adam konuştuğunu farketmeden. Sonradan çekindi konuştuğuna.

- “Eh, iyi madem” deyip, bohçaya doğru yürüdü çocuk. Sonra da kayboldu.

Adam biraz şaşkın, biraz korkak üstünü başını, ceketini kontrol etti. Cüzdanı yerindeydi. Az sonra bohça tekerleklerini gıcırdata gıcırdata hareketlendi. Bir iki, bir iki ilerledi yukarı doğru, usul usul…

Adam kendine gelmişti gelmesine ama orda, o sokakta, o yokuşta ne arıyordu, nasıl gelmiş ve neden yerde uyanmıştı bilemedi. Önce yukarı, sonra da aşağı baktı. Nereye gidiyordu, nereye gidecekti?

İki üç saniye düşündükten sonra aşağıya doğru yürüdü, arkasına baka baka…

O iki üç saniyede çocuğu düşündü. Kimdi? Annesi kimdi? Ya babası… Ne kadar da cesurdu. Kirlene kirlene sokaklarda dolaşıyordu gecenin bu saatinde. Cesurdu. Adam bu kadar cesur olamayacağını düşündü. “Zorakidir” dedi içinden. Zorakidir çocuğun bu cesurluğu…

Çocuk utanmazdı da. Utanmıyordu. Hiç utanmamıştı adamdan ya da kendinden. Adam “Ben utanırdım” dedi içinden. “Utanır yapamazdım, çekemezdim bohçayı…

Kaç para ederdi ki kartonlar. Metreyle mi satıyordu ki onları? Kiloyla olsa gerekti…

O tekerlekli çuvaldan bohçayı kime yaptırmıştı ki? Yaptırırken ne demişti yapan ustaya? Ya da para vermiş miydi ki yaptırdığı için.

Arkadaşları? Var mıydı? Onun gibi bohça mı çekiyorlardı onlar da? “Tinerci” dediklerinden miydi yoksa çocuk? Nerde kalıyordu geceleri? Nerde uyuyordu? Ya soğuk?

Korktu adam böyle düşününce. Çocuk daha tehlikeli geliverdi gözüne. Arkaya baktı, yokuşa, çocuğa… Ceketindeki cüzdanını tekrar yokladı… Sonra ilk adımını attı aşağıya doğru…

Kör adım. Boş veren, umursamayan, modern çağın ilk adımı. Gözlerini açmamıştı aslında. Belli ki gözleri kapalıydı hala. İlk adımını atmıştı… Hala kapalıydı gözleri, hala…

Kimse açmamıştı gözlerini. Açsalar çocuğu görürlerdi. Kocaman bohçanın arkasında olsa da görürlerdi. Üstü başı simsiyah yağ kaplı, kir kaplı o çocuğu görürlerdi…

Bohça az sonra yokuşu bitirdi. Caddedeye vardı, iki arabanın zor geçtiği caddeye. Adım adım ilerleyen bir sürü araba, sinirli sinirli gidiyordu. Karşıdan da aynı sinirle geliyorlar, birbirlerinin yanından zar zor geçiyorlardı.

Daldı arabaların arasına bohça. Neredeyse bir araba boyu yer kaplıyordu. Kornalar çalmaya başladı. Uzun uzun çaldılar… Tekerlekli bohçanın önünden küçücük kirli, simsiyah bir el yana doğru savruldu…

5 kez oylanmis, 5 uzerinden 5 5 kez oylanmis, 5 uzerinden 5 5 kez oylanmis, 5 uzerinden 5 5 kez oylanmis, 5 uzerinden 5 5 kez oylanmis, 5 uzerinden 5 Loading ... Loading ...
Etiketler: , , , , , , , , , , , ,


11 Mart, Salı , 2008

Öneri: (Sponsor)

11 Yorum yapılmış

  1. Çarşamba, Mart 12th, 2008:

    ayyy sonu daha bir hazin hikayede.böyle çok insan var baktığında birşeye benzemeyip aslında o küçücük omuzlarında hayatın yükünü taşıyan ve baba parasıyla geçinip kişiliksiz bir çok insandan daha onurlu.tabi içlerinde bunlardan ayırt edilebilecek olanları da yok değil ama kaderin cilvesi midir yoksa başka birşey mi?adı herneyse hiç bir zaman adil değil.

  2.  
    zoregeli

    Çarşamba, Mart 12th, 2008:

    zevk alarak okudum.. cok dokunaklı geldi, nerden buluyorsun bu hayal gücünü maşallah..

  3.  
    mehmet49

    Perşembe, Mart 13th, 2008:

    samimiyetimle söyleyeyim,yaziyi defalarca okudum ama karekterlerde celiskiden baska birazda dram kokusu aldim o kadar.
    ama hayal gücü harika devam.
    mehmet

  4.  
    asena75

    Perşembe, Mart 13th, 2008:

    cok güeeeel ama niye öldürdün cocugu yav.

    bence o yasinda hayata kafa tutabiliyorsa, büyüdügünde de hayati omuzlayacak bir erkek olacakti. bir cok hanim evladindan daha güclü bir erkek.

    cok dokundu.

  5. Cuma, Mart 14th, 2008:

    Hiçbir zaman tam anlamıyla kendi içimdeki kadar anlaşılamayacağımı bilmek ne kadar hastalıklı bir durumdur böyle…

    Çocuk o koca bohçanın arkasından, elinin göründüğü kadar kısmıyla sinirli bir şekilde “ne var be” şeklinde savuruyor, ölmüyor..

  6.  
    poseidon

    Cuma, Mart 14th, 2008:

    Zaten ”öldü”diyen bir kişi var.Diğerleri çocuğun hayatının dram olduğundan bahsetmiş ki bu doğru.
    Kimse hiçbir zaman tam anlamıyla kendi içindeki kadar anlaşılamaz zaten sayın anafikir.Dolayısıyla hastalıklı bir durum falan yok ortada.

  7. +0
     
    anafikir

    Cumartesi, Mart 15th, 2008:

    Anlaşılamaman sadece bu yazıya özgü değil. Ayrıca bu yazıda görünen anlattıklarımın dışındaki metaforları herhangi bir kimsenin birebir çıkaracağını zannetmiyorum.

    Bu yetenekle ya da algı gücü ile ilgili bir şey değil. Ben bilerek gömüyorum hislerimi metaforlar arkasına. Kendime yazıyorum.

    Bir başkası bu yazıyı 3 yıl sonra okurken hissttikleri yine genel geçer “Ahh o sokak çocuklarının hali ahh” diye gelişecek ama ben 3 yıl sonra okuduğumda aşkımı, sevdigimi, sevemeden sevilmekle yetindiklerimi, olamamışlıkları, yanlışlarımı, büyütmelerimi, gerçeği göremeyişlerimi, bile bile lades demelerimi, o kadını, o beni hatırlayacağım.

    Yani bu yazı hiçbir zaman benim için bir “Ah gidi ah o sokak çocukları” olmayacak.

    Neden bu kadar açtıysam şimdi. Garip haller içindeyim vesselam, en büyük derdim kendimle…

  8.  
    poseidon

    Cumartesi, Mart 15th, 2008:

    Şimdi şöyle örnekleyelim:Ünlü bir roman var ve bu roman sinemaya uyarlanacak.Okurların hayalinde zaten milyonlarca kez filme çekilmiş olan bir romanı ”tek bir beyin”film haline getirirse hayal ettiğimiz kısımlar ne kadar birebir örtüşebilir acaba?
    Romanlarda gerçek ve hayal iç içe geçer.Yazılanlar algılamaya bırakılır.Bizim kafamızda”mümkün”olarak kurguladığımız yerleri filmde yapımcı”Hadi be sen de!”diye geçiştirmiş olabilir.Bu yüzden romanı okuyanlar için izlediği filmde çoğu yer hayal kırıklığından öte gitmez.Verilmek istenen derinlikler sığ kalabilir.Bu kez okurun kafasında oluşan hali de bozulur.Velhasıl hiç kimsenin kafasındaki resim aynı değildir.
    Peki ya yazar?Yazdığı romanı beyazperdede izlediğinde eminim ki pek çok yerde hüsrana uğrayacaktır.Hatta ”Bunu ben mi yazmışım?”demesi mümkündür ((:
    Romanı sadece okumuş olanlara sorulduğunda da tek ve net bir cevap çıkmaz.Bu yüzden ben yine bir gariplik göremedim.Sadece hayal gücü çok genişlemiş bir yazar psikolojisi sezinleniyor.

  9.  
    KaraKalem

    Pazartesi, Mart 17th, 2008:

    Çok akıcı bir yazıydı.. Hızlı hızlı okurken, çoçugun ölümüyle hız kesiliyor sonra bir bakıyorsun hikaye zaten bitmiş. :))

  10.  
    Nagodya

    Pazartesi, Nisan 7th, 2008:

    Güzel olmuş güzel işte, fazla söze gerek yok. Ayrıca mekan iyi tasvir edilmiş kendimi o yokuşta sandım.

  11.  
    poseidon

    Pazartesi, Nisan 7th, 2008:

    Güzel olmuş ama yazara anlatamadık baksana Nagodya :)

Tekerlekli bohça başlıklı yazıya gelen yorumları takip et veya bu yazı hakkında bahsedenleri gör.

Yorum yap




Senin yorumundan sonraki yorumlar E-postana gelsin mi?


 
Ne çok severiz seni Wordpress