Zamanda yolculuk
s3rkan_pasha yazmış
Saatin yelkovanı ve akrebi mi belirliyor zamanı?
Küçüktüm daha, en azından dolabın üst rafındaki çikolatalara uzanamayacak kadar. Eski zamanlarda bakkal dükkanı sahibiydik. Dükkanın üç tekerlekli bir servis arabası vardı. Hani şu mısır satanlardakilerden.
Servisteyken bir gün, yokuşun başında içi dolu bir şekilde durduğunu gördüm. Belki babama ne kadar büyüdüğümü göstermek, belki de kendimi büyüdüğüme inandırmak için. Artık o zaman üç gıdım aklımla ne düşündüysem.
Bu el arabasını yokuştan indirmeye karar verdim. Aldım arabayı yokuşun başına geldim. Yavaş yavaş iniyorum, iniyorummm, iniyoruzzz, iniyorrrrrr!!?
Benim götürmem gereken el arabası, beni götürmeye başlamıştı ve ben araba ile bütün bağlarımı kesmek zorunda kaldım. Arabanın aşağı doğru hızlıca gidişini izleyemedim. Ellerimle gözlerimi kapattım. Dükkana gidince olacakları düşünürken, arkada kırılan şişelerin ve el arabasının parçalanma sesleri vardı.
Şimdi gözlerimi açıyorum da 23 yaşında, belki küçükken ulaşamadığım raftan bile daha büyük biri olmuşum. Bazı anlar olduğu gibi duruyor. Oralara bazen dönüp farklı yollar seçseydik oyunları oynuyoruz. Belki ben o arabayı hiç ellemeseydim. O arkadaşıma o kadar kızmasaydım. Sınava daha çook çalışmış olsaydım…
Ve tekrar gözlerimi kapatıyorum. Biliyorum ki; bir gün gözlerimi, bilmediğim bir zaman diliminde, bilmediğim bir yerde, başka dostların yanında (onların çoğunun şimdikilerden oluşması dileği ile) açacağım.
Çevremde dört duvar var şimdi, saatin tik takları da içinde. Ben de varım aslında bu dönen dolabın içinde.
Bir yıldız süzülüyor tavandan içeri. Işıltısını mutualist yaşadığı lambadan alsa da asaleti yerinde, loş ötesi atmosferi yazdığım yazıları melonkolikleştiriyor. Zaman kapsülünden seslenmek öyle kolay değil elbet.
Yusuf gibi bir kuyuya düşmek gerek ya da düşürülmek. Kapatmalı kapıları zamana ve tüm olanlara, kendi içine dönmeli tüm sesler. Vakit hesap kitap vakti. Artılar ve eksiler nötürleştirilmeli, zamanın değerlendirilmesi yapılmalı felan da filan.
Bu işin raconu aslında böyle başlıyor. Ama hayat! Planları soruna, umutları belaya, zamanı hep aleyhimize çeviren hayat. Mertlik, silahın bulunması ile ölen, anılarla yaşayan bir kahraman. Hayat faktöriyeli hayatta boş durmuyor ki. Türlü entirikaların içinde dallası aşan senaryosunda, en sevdiği figürana da en ekstreminden bir rol biçmiştir yine.
Türlü türlü kılıklara girerek oynadığımız oyunlar, neler getirmedi ki bizlere; çocuk olduk, arkadaş olduk, dost olduk, düşman olduk, kah güldük, çok çok kuru kuru ağladık, bazen okullu olduk, bazen öğreten, cinsiyetsiz insan olduk, duygularımızın kölesi de.
Kepçe ile verdik kaşık ile toplamaya çalıştık, yalancı olduk; adını beyaz yalanlar koyarak da en çok kendimizi kandırdık…
Şimdi oturup ne olsak diye düşünelim. Zaman yoksa çok sıkıcı geçecek. Bir rol biçelim kendimize, yoksa gönülsüz atamaların kurbanı olacağız. Yine hiç olmadık olayların baş kahramanı, olmadık rotaların yolcusu olacağız.
Bir sabah uyandığımızda hayallerimizdeki ideal eşin kollarında, yapmaktan keyif aldığımız işin başında olmak için şimdi bıraz zaman. Aile planlamasının ilk halkası belki de bu. “Ben“i oluşturma projesi. Neden? Niçin? Nasıl? Ne zaman? Kim? Nerede?
Zaman sorular sorma zamanı. Kendine, hiç ayrmadığın kadar zaman ayırma zamanı. Zaman ahir zamanı.
|
26 Aralık, Çarşamba , 2007





Perşembe, Aralık 27th, 2007:
Ne kadar güzel bir yazı bu!Geçmişe yönelik harika bir anlatım ve çok yerinde tespitler var.İnsan çoğu yerde kendini buluveriyor..
Arabanın yokuştan aşağı inmesi bir çocukluk anımı aklıma getirdi:Bir arkadaşımızın özel zevkiydi.Sokakta oyun oynarken kocaman bir varilin içine uzanır,bize de yokuşun başından aşağı itmemizi söylerdi.Varille birlikte 50-60 metre kadar yuvarlanır ve ağzı kulaklarında çıkardı içinden :)